cumhuriyetin ilk yıllarında, cumhuriyetin kazanımlarını sıklıkla haber yapmasıyla meşhur bir gazete. dönemin devrim yanlılarının sözcüsü durumundaydı bu gazete.
dil, din, etnisite ve tarih birlikteliği ile tanımlanmasından kaçınılması gereken kavramdır. çünkü bu olgularla tanımlanmış ulus kavramı; hep birilerini açıkta bırakacaktır, yorgan neresinden çekilirse çekilsin uzamayacak, açıkta kalan bir yan olacaktır muhakkak ki. tanımlandığında ya da tanımlanmaya başlandığında ise;
"bir ulusu, bir din, dil, etnisite, tarih ile tanımlamaya başladığımız andan itibaren, bütün o tanımın dışındakiler en iyisinden katlanılması gereken bir arıza olurlar, eğer güç dengeleri el verip de yok edilemiyorsa. ya da şimdi olduğu gibi, kültürel zenginlik veya esnekliğe yol açtığı için korunması veya tolerans gösterilmesi gereken bir süs gibi görülürler, ilk zorlukta satılacak." (bkz: demir küçükaydın)
ankara da ne ararsanız bulabileceğiniz tek yer. herkesin yolu son çare olarak mutlaka buraya düşecektir. 0,01gr florasan tozunu buradan tedarik edebilirsiniz..
istanbul'da çok lüks bir semt, ankara'da ise daha altı. gaziosmanpaşa da ankara'da lüks, istanbul'da değil.
ama konumuz ulus.
ya da benim çocukluğum.
nispeten güzel bir yerdi orası. büyük bir atatürk heykeli vardı. eczane vardı, dedemin, oraya giderken geçerdik oradan. her seferinde de o heykelin orada bir ykm vardı, oraya uğrardık. o zamanlar lc waikiki o kadar yaygın değildi, maymunlu tişörtler, şortlar, pantolonlar alırdık.
ahşap kokardı içerisi. ahşap merdivenlerinden inmek çıkmak... hiçbir ykm aynı tadı veremez. tarihi bir ykm'ydi orası. ama tüm renkler kirlendi de birinciliği beyaza verdiler denir ya. ulus'un kaderi yanmaktı sanki hep. ykm de yandı, sonra bir daha da kendine gelemedi. bugünlerde o çocukluğumun ykm'sinde, tekbir giyim var ve sırf o yüzden adımımı atmıyorum içeriye. bir zamanların modernlik timsali, insanların zevkle alışveriş yaptığı ykm'de, türbanlar, türbanlılar görmek istemiyorum. en azından anılarım temiz kalsın diye.
ilk yürüyen merdiven modern çarşı'daymış, benden çok önce. ben çocukken de o kadar yaygın değildi yürüyen merdivenler. daha ankaray yoktu, metro yoktu.
anafartalar çarşı'sında yürüyen merdiven vardı ama. girerdik içine, çıkar, inerdik. çocukluk eğlencemdi.
sonra, modern çarşı da yandı. yok oldu. sözler verildi, toparlanacaktı.
ama modern çarşı hala yok...
sonra anafartalar'a bomba attılar, insanlar öldü. orası toparlandı sonra ama.
dedim ya kaderi buydu ulus'un, yanmak.
git gide kötüleşti, git gide uzaklaştı çizgisinden. sebze meyve halinde alışveriş yapma zevki de gitti, akman'da boza içme zevki de.
ya da kış günleri, sahlep...
ulus eski ulus değildi. karmaşa içinde, herkesin bir yere koşuşturduğu, üstüne üstlük "tehlikeli" diye nitelendirilebilecek bir yer oldu.
içerisinde kiler market bulunan, tarihe saygısızlık timsali bir bina yapıldı. şimdi yıkılacakmış. yine bizim paramız çar çur oldu kısacası.
arkeolojik kazılar var ulus'ta, devam ediyor mu bilemem.
tarihi banka binaları, meclisler...
bunlar hala duruyor elbet.
ama ulus benim için ykm demekti.
o gitti, ulus bitti.
ulus, chp'nin resmi gazetesiydi. dönem yazarları arasında ünlü isimler vardı. (bülent ecevit, çetin altan) beyaz ihtilal sonrası en çok üzülen gazeteydi. ismet inönü'ye bağlılıyla bilinirdi. ismet inönü'nün damadı da bu gazetede görev yapmaktaydı.
ps: 2008 itibariyle haftada bir olarak tekrar çıkmaya başlamış durumda..
nostaljiler ülkesi türkiye. türkiye'de her şey dönemsel yaşıyor, istikrar denilen bir şey yok. dergiler bir dönemin rüzgarını arkasına almış bir daha esamisi bile okunmamış. ulus gibi gazeteler de o rüzgarla belli bir yere kadar gitmiş, şimdi yeniden canlanmaya çalışıyor. aslında siyasi hayatta da bunu görmek mümkün. bir dönemin yıldız partileri, yeniden canlandırılmaya çalışılıyor. demokrat parti, adalet partisi ve anavatan partisi... türkiye'de en istikrarlı parti zannedersem chp. çizgisinden bülent ecevit dönemi (1970-80 arası) hariç pek taviz verdiği söylenemez. o da bir rüzgardı, çabuk kestiler o rüzgarı... 68 kuşağı nostaljisi de buna dahil, tekrar canlandırılmaya çalışılıyor. kanımca ulus gazetesi de o şaşaalı günlerine geri dönmeye çalışıyor ancak nafile çabalar. rüzgar gitti, iş bitti, artık bir daha o eski günlerine dönmesi mümkün değil. çünkü günümüz gazeteleri çok daha farklı bir seyir izliyor.
internet sitesine girdiğimde "hangi siyasi partiye oy vereceksiniz?" sorusuna göre okuyucu profili de ortaya çıkıyor. sonuca göre chp'liler geçmişte olduğu gibi bugün de ulus gazetesi etrafında toplanıyor, türkiye şartları ile örtüşmemesine rağmen... chp'nin alacağı oy yüzde 20'lerde kalacak. yeni nesil chp'lilerin futbol takımı tutar gibi parti ve gazete tutmadığı için ulus gazetesi'nin yaşama şansı çok az.
sonradan türetilen millet kavramıdır. sonradan türetilir çünkü ulus devlet ve pazarının inşanın harcını oluşturur. kendinden önceki birlikteliği en azından simgesel olarak da devam ettirmeye çalıştığı için milletin eş anlamlısı yada devamı olarak görülür. soyutlamadan kaçınarak şöyle örnekleyebiliriz; osmanlılar'ı bir arada tutan ümmet yada millet kavramı türkiye cumhuriyeti'yle beraber ulus kavramına evrilmiştir yada devrilmiştir. fakat türk ulusunu önceleyen tarihsel bakış orta asya türkleri-selçuklular-osmanlılar ve türkiye cumhuriyeti olarak geldiği için millet ve ulus kavramı aynı şey olarak kabul edilir, yanlış biçimde. her ulus yaslanacağı bir tarihsel bağlama ihtiyaç duyduğu için bu böyledir biraz da. zira kemalist tarih anlayışı da yukarda son derece basitleştirilen tarih-kök bilincini sahiplenir.
istanbul'da akmerkez'in arkasından ortaköy'e doğru uzanan alanda bulunan semt. tümüyle oldukça kalburüstü ve nezihtir, herşeyin fiyatı da ona göredir. çok da eski olmayan apartmanlarının üst katlarından bir de boğaz manzarası eklenir fiyatlara. şehrin içinde yaşamayı tercih eden sosyo-ekonomik olarak en üst sınıfın tercihlerinin başında gelir 20-30 senedir.