küçük esnafın ve kobilerin kah dertlerini kah memnuniyetlerini dinlediğim rutin yurt gezilerimden birinde fos bıyıklı bir kasabın usulca söylediği kelamdır. başlangıçta ne dediğini tam olarak anlamayıp yüksek sesle tekrar etmesini isteyince civarda biriken kalabalık bir alkış tufanı kopardı ki sormayın gitsin... benim gülümsediğimi gören birkaç kiş gaza gelip beni omuzlara almaya kalktı.* bense bu esnada derin sosyolojik tahliller yapmaya başlamıştım bile...
ulu önderimizi m. kemal atatürk'ü "önder" yapan özellikler neydi diye düşündüm biraz. kurtuluş savaşımızı, bağımsızlık mücadelemizi kimsenin zafere inanmadığı bir konjonktürde yürütüp zaferle nihayete erdirmesi en başta geliyordu kuşkusuz. o kadar ki o dönem de ismet inönü bile manda'nın mantıklı bir çözüm olabileceğini ateşli bir şekilde savunan mektuplar yazıyordu gazi'ye. istiklal marşı'nın yazarı koca akif bile ingiliz muhipleri cemiyeti'ne takılırdı ara sıra. bu halka güvenen m. kemal'den başka hiçkimse yoktu neredeyse. ancak o inanmayanların da sonradan desteğini alarak bir mucizeyi gerçekleştirdi.
ve devrimler... osmanlı devletinin köhne kurumlarını yıkıp yerine batılı anlamda çağdaş müesseseleri getirerek genç cumhuriyete adeta çağ atlatan gerçek devrimler ata'mızın ulu önder sıfatını hak ettiğinin en çarpıcı delilleri olarak hala yaşıyor. afganistan'ı alın ve bir on yıl içinde yunanistan yapın. akıl alır gibi bir ilerleme değil bu. muazzam bir atılım. tarihle bazı kopmalar da yaşanmadı değil. dil devrimi örneğin. bugün dünyanın hiçbir ülkesinde 50 yıl önce kendi dilinde yazılmış kitapları okuyamayan insanlar yaşamıyor. bunlar ayrı tartışmalar. eksikleri ile de olsa devrimleriyle, kurtuluş mücadelesi ile mustafa kemal gerçek anlamda bir ulu önder'dir. rahat uyusun...
cumhuriyet devrimleri topluma çağ atlatmış, ortadoğuda genç bir cumhuriyet billur gibi palazlanmıltı ama devrimlerin demokrasi ayağı eksik kalmıştı. bunu gözardı etmek aymazlık olur. bu atatürk yaşarken zaten mümkün değildi. çok partili rejim denemeleri demokrasi kültüründen yoksunluktan kaynaklanan istismarlar nedeni ile başarısızlıkla sonuçlandı. şeyh sait isyanı, dış politikadaki bazı gelişmeler, hatay sorunu ırt zırt derken bu önemli sacayağı ıskalandı. bazı kesimlerin işine de geliyordu tabi bu tek parti iktidarı. geçelim...
işte tam da bu demokrasiye susamışlık recep tayyip erdoğan'ın müthiş değişimler yaşayarak halkın gönlünde ikinci bir ulu önder olma yolunda sağlam adımlar atması için uygun konjonktürü oluşturdu 2000lerin başında. ilk önce milli görüş geleneğinden elinden geldiğince koparak yepyeni bir anlayışla siyaset deryasında gemisini yürütmeye koyuldu. belediye başkanlığı döneminden yakından tanıdığı mesai arkadaşları ile ülke yönetimine talip olduğunu kurduğu partisiyle daha ilk günden açıkladı. kesinlikle tek başına iktidar olmak vardı hedefinde.
3 kasım 2002 seçimlerinden sonra ak parti parlamentoda çoğunluğu sağlamış, tek başına iktidar olmuştu ancak "ulu önder" siyasi yasaklı olduğu için başbakan olma şansı bulamamıştı. ilerleyen dönemde chp'nin de katkıları ile bu pürüzler de kısa sürede giderildi ve recep tayyip erdoğan başbakan koltuğuna oturdu.
ak parti ve ulu önder recep tayyip erdoğan her fırsatta milli görüş çizgsinden ayrıldıklarını, o gömleği çıkardıklarını, laiklikle ve cumhuriyetin diğer kazanımları ile herhangi bir problemlerinin olmadığını belirtti ve ülkeyi hem siyasi anlamda, hem kültürel ve ekonomik anlamda müthiş bir atağa kaldırdı. ab yolunda emin adımlar atılmaya, reformlar vakit kaybedilmeden çıkarılmaya başlandı. bu olumlu hava meyvelerini ver ve bazı liberallerin rüyalarında bile görüp inanmayavcakları ab'ye tam üyelik ile ilgili müzakereler resmen başladı.
ekonomi alanındaki gelişmeler halkın yüzünü tam manası ile güldürmese de halk öndere olan güvenini bir an bile eksik etmedi ve göstergeler müspet yönde değişmeye başladı. rekor büyüme oranları her yıl üstüne yeni rekorlar konularak devam etti. bunun halkın cebine yansıdığını inkar edenler seçimlerde halktan yedikleri sandık tokatları ile cevaplarını en güzel biçimde aldılar. almaya da devam ediyorlar.
tüm bunları kafamda tarttıktan sonra diyebilirim ki ulu önder recep tayyip erdoğan söyleminin en mantıklı açıklaması başbakanımızın cumhuriyet kazanımlarınn sağlamak da yetersiz kaldığı demokrasinin önünü açmasıdır. bu savım her iki seçmenden birisinin oyunu alan ak parti ve recep tayyip erdoğan'ın gördüğü teveccühle de destekleniyor. recep tayyip erdoğan ismi bir libertador olma yolunda emin adımlarla ilerliyor...
ilerleyen günlerde mustafa kemal'in fotoğraflar duvarlardan inecek, yerine de rte'nin imzalı, kuşe kağıda basılmış fotoğrafları asılacaktır.. recep tayyip erdoğan'a ulu önder diyen akıl-fikir yoksunu insanlar da bu olayı şu türküyle kutlayacaklardır;
hani bazı tespitler vardır,sizi öfkelendirmez bile,hani bazı tespitler vardır bu zavallılığı gülmeye bile değer bulmazsınız,işte bunların hepsi ve daha fazlasının somutlaştığı olgudur bu.
yoktur. kendisine asla "ulu" sıfatının takılamayacağı biline.
recep tayyip erdoğan, zeki bir sayesetçi. ama sevmediğim, o koltuktan inmesi gereken bir siyasetçi. çünkü kendisi vatandaşa değil, kitleye özen göstermektedir.
bu sıfatı alamayacağının birçok örneği vardır. örneğin çiftçiye ananıda al git demesi, melih gökçek'in borçlarını yasayla kapatması, kapatma davasında kapatmayı zorlaştırmak için yasa çıkarması gibi.
demokrasiye önem vermeyişinin en önemli örneğide kendisine uzak duran şirketleri maliye memurlarıyla dövmesidir. ya bana gelirsin ya da anca gidersin hesabı.
kendisine duyulan bu sempati, diğer politikacılara duyulan nefrettendir.
kendisi bir önderdir, hitler gibi. ama asla "ulu" sıfatını alacak düzeye gelemeyecektir.
son zamanlarda birileri atatürkü sevmemelerine rağmen onurlu sıfatlarını, tayyip erdoğana yakıştırıyorlar. herhalde atatürk gibi yeni bir yönetim şekli (belki de model olarak pek de yeni değil; bkz: iran) kuracak sanıyorlar ama zor. pek heveslenmeyin.
hatırlar mısınız bilmem, kendini popstar ilan eden bir ajdar vardı bir zamanlar. o kadar karikatürize bir kişilikti ki yavan ve basit magazin gündemimizi bayağı oyalamıştı. hatta bir kaç şarkı bile çıkarabildi. her neyse bir arkadaş anlatmıştı, dışarıdaymış acilen internette bir işini halletmesi gerekmiş. yolun üzerinde bulduğu ilk internet kafeye girmiş, bir de bakmış ki ajdar. çaktırmadan bilgisayarda ne yaptığına bakmış , meğer adama bir fan club kurmuşlar ve ziyaretçi sayısını belirtmek üzere de numaratör koymuşlar. ajdar'da siteye bir giriyor, bir çıkıyormuş; siteyi çok insan ziyaret ediyormuş gibi bir kanı vermek için.
günlerdir üst üste açılan şu başlıkları gördükçe, aklıma ajdar geliyor. acaba başbakan da kendi kendini tatmin adına sözlüğe girip, kendisi hakkında bu başlıkları mı açıyor diyorum kendi kendime. daha neler neler diyorum ya, burada yakışık almaz.