tunç başaran'ın yönettiği, feride çiçekçioğlu'nun seneryosunu yazdığı, hapishanede kadınlar koğuşunda büyüyen bir çoçuğun yaşadıklarını anlatan türk filmi.
"bizimki alışılmadık türden bir sevda öyküsüydü diyerek başlayan", sonra herkesi bu öyküye aşık eden film.
küçücükken izlediğim bir flimdi. flim bittikten hemen sonra yatğıma yatıp ağlamıştım. küçücük bir çocuk ne kadar çok etkilenebilirse bende o kadar etkilendim. hala daha aklımdan gitmez, annesiyle birlikte hapise giren o minik çocuk ve orada yaşananlar..
iki haftada bir tiyatroda çocuk oyunu izleyen beni sinemayla tanıştıran annemin, izlememiz için seçtiği filmdir. filmden ağlaya ağlaya, allak bullak çıktığımı hatırlıyorum.bir süre, sinemadaki filmlerin hep ağlattığını düşünmüştüm.
80 li yılların başında doğanlar genelde küçükken izlemiştir bu filmi. ama ne enteresandır ki küçükken bile izlenmiş olsa iyi filmdi diye bir fikri vardır herkesin. yani küçücük insanları bile etkileyip, sinema konusunda fikir sahibi yapmıştır. en son yine küçük sayılabiliceğim bir zamanda izlemiştim. tekrar izlenmeli muhakkak. belki farklı bişeyler bulunur bu sefer...
80'lerdeki türkiyenin siyasi durumunun bir kesitini, küçük bir çocuğun gözlerinden bize göstererek beni kütüphanenin film salonunda göz yaşlarına boğan film. gerçekten türk sinemasının en başarılı yapıtlarından. içerdiği duygu yoğunluğundan olsa gerek hem hapise düşmüş insanlara hemde sosyalistere daha bi sempatiyle bakmama neden olmuştur
yönetmenliğini tunç başaran'ın yaptığı senaryosu feride çiçekoğlu'na ait 1989 yapımı filmdir.nur sürer(inci),ozan bilen(barış) ,füsun demirel(fatma)'in başrollerini paylaştığı,bir döneme damgasını vuran ,etkileyici türk yapımıdır.
özgürlük kavramını bir çocuğun gözlerinden anlatan ,tüylerinizi diken diken edecek, etkili diyaloglara sahip bir baş yapıttır.devrim mahkumu inci ve en iyi arkadaşı barış...umutların tükendiği,acımasız.bürokratik ve kendine yabancı,kendine yalancı, o en sancılı dönemin aynasıdır.
“barışı tanıdığım yerde ne bulutlar vardı, ne de başı gökte bir çınar.
adının anlamı dünyayı kucaklasa taşta büyümezdi barış !
ama bunu bilmezdi anası ! babasının sevdiği bir şarkıcının adıymış. yalnızca bu yüzden konmuş adı.”diye başlar.
ve belki de en etkili diyolaglardan biridir hafızalara kazınan şu cümleler;
avluda taşın üzerine çizdiği uçurtmaya bakan barış sorar;
-"niye uçmuyor inci"?
-"elbet bir gün uçar".
yanıtıysa imkansızlığa rağmen umudu yeşerten bir dialogtur.
-"burda uçmaz barış’cım, çok küçük gelir bu avlu ona."
-"küçük uçurtma uçururuz."
-"yine uçmaz. kocaman çayırlarda uçurmak gerekir."
-"kocaman çayır nasıl olur inci?"
vur emri gelir uçurtma için
derin bir sesizliktir ortalığı saran
uçurtma özgürlüğüne doğru uçar,
uçurtmayı vuramazlar...
yeşilçam'ın gururu: yurt içinde ve dışında 12 ödül kazanan film.
tunç başaran'ı 60'lı yılların başında tanıdım. o, ünlü yönetmenlerin asistanıydı; ben de o filmlerde oyuncu. sonraları yönetmenliğe başladı ve ben yine onun oyunculuğunu yaptım: başaran'ın çektiği, başrolünü müşfik kenter'in oynadığı murtaza'daki günlerimiz unutulmaz! sonra reklam filmleri... bu reklamlarda da yine beraber çalıştık...
tunç başaran'ın, uçurtmayı vurmasınlar için veli bar'ın üst katında yaptığı "çok özel" toplantıdaki tek gazeteciydim. disiplinli davranışıyla oyuncuları ve beni bir anda büyüledi. o gün, uçurtmayı vurmasınlar'ın bir başyapıt olacağına inanmıştım. film sinemalarda gösterime girdiğinde, beni haklı çıkardı. şok büyük bir gişe hasılatı ve çok büyük bir ilgi! başaran, bu filmin başrol oyuncusu küçük ozan bilen'i de çok iyi disipline etmişti. set içinde-dışında, küçük ozan hep başaran'la birlikte oldu. sanıyorum, çocuklar üzerinde büyük bir etkisi var. daha sonra çektiği piano piano bacaksız'da da emin sivas'ı büyük bir başarıyla yönetmişti...
ve şimdi tunç başaran'a bir soru: böyle önemli filmlerin ardından niye susuyor, neden film çekmiyor? tam üç yıldır sessiz... önümde bir kağıt var; altında tunç başaran'ın imzası.
sen de gitme (triende filis) filmini bitirdiğim zaman, türkiye'ye dünyadaki en büyük ödüllerden birini getireceğim demiş başaran ve 21 temmuz'92 günü imzalayıp bana vermiş. evet sinemamızın usta yönetmeni: senin uçurtmayı vurmasınlar'ın tadı hala sinemaseverlerin damağında. ancak sen de sözünü unutma !...
bu akşam 21.50 itibariyle trt1de yayınlanacak olan film.
çocukken izlemiştim.filmle ilgili pek bi şey hatırladığım da söylenemez...ama ağlamıştım.beni ilk ağlatan filmdi.
geçenlerde çooook sevdğim bi insan yavrusuna sormuştum hatta.sen hatırlıyor musun keşke yayınlansa da izlesek replikleri geçmişti aramızda.akşam çocukluğumu izlicem, çocukuluğumu düşüncem,artık konuşmadığımız çoook sevdiğim insan yavrusunu düşüncem...
mutlu oldum bu filmi gördüğüme eminim izledikten sonra daha da mutlu olcam..
"bu sefer ağlamayacağım" diyerek izlediğim film. öyle sıktım ki kendimi, sanırım artık bir hafta sıçamam. ama bir yere kadar dayandım. barış'ın annesi mahkemeye gittiğinde, adliyenin önünde jandarmaya "burası dışarısı mı?" dediği anda dağıldım. takatim kalmamıştı. "bir film bu kadar içten olur?" dedim ve koyverdim kendimi. galiba ne zaman izlesem koyvereceğim. bu filmi ne zaman izlersem uçurtmaya ağlayacağım.
soğuk taş duvarlara hapsolmuş küçük hayatlar, büyük umutların resmi.
inci'yle başlarfilm ,özgürlüğü yakalamıştır artık aklı o küçük avludadır.karışık tozlu sokaklarda yürürken bir bakkalın kapısında gördüğü,"aşurelik" yazısıyla bir acı kaplar içini...
-inci içinde aşurenin üzümünden de olucak mı? diye sormuştur.barış; üzümü çok sever...
avlunun soğuk taş yerine çizilmiş beyaz tebeşirden uçurtma,
duvarlara çarparak kalır incinin yüreğinde...
-5 sene oldu başımın üstünde yıldız görmeyeli
-senin göğünde yıldız var mı inci?bizim göğümüzde tek bir yıldız var...
-gidicekmisin inci?
-bakarsın bir gün uçurtma olur gelir..
sonsuz ve unutulmuş bir bekleyişi anlatır, bir çocuğun gözlerinden naylonsu,fahişe hayatlara tokat gibi çarpar.
inci bir uçurtma olup geri döner,özgürlük demektir,isyan demktir,zafer demektir o uzun kuyruklu sarı, siyah, kırmızı uçurtmanın gelişi...
vur!emri geldiğinde derin bir sesizlik kaplar avluyu,sağır edercesine,1000 watlık bir bas anfisinin önünde duruyormuşcasına ,derin bir sesizlik kaplar...
çığlık olur,kuş olur uçurtmanın süzülüşü,gidişi.
biraz önce cine5te biten,sonuna yetiştiğim duygu dolu bir film..ne zaman izlesem gözlerimden yaşlar gelmesine neden olan, gördüğüm anda mutlaka izlediğim şahane yapıtlardan..
26. antalya film festivalinde 6 altın portakal, 1989 valencia film festivalinde gümüş palmiye ve don kişot, 1989 istanbul film festivalinde en iyi film ödüllerini almış film. aynı zamanda oscar'a aday ilk türk filmi.
yönetmen: tunç başaran
oyuncular: nur sürer
ozan bilen
füsun demirel
hale akınlı