oğuz atay'ın tutunamayanlaradlı muhteşem romanında selim ışık'ın intiharının sebeplerini araştırırken kendi kimliğini sorgulayarak kendi gerçeğini bulmaya gönül veren karakter. isim tamamen simgesel seçilmiştir atay tarafından.
tutunamayanlar kitabının tutunanı.
kitap büyük oranda turgut özben'in gözünden anlatıldığı için kendisi de tutunamayan sanılmıştır.
oğuz atay, turgut özben üzerinden bizim gözlerimizle tutunamayanları anlattığı ve bu konuda çok başarılı olduğu için
kitabı okuyan herkeste aynı turgut özben'de olduğu gibi bir tutunamayan olma özlemi doğurmuştur. zaten turgut özben de kitapta sürekli selim ışık'a yakınmaktadır neden kendisine tutunamayanlar ansiklopedisinde yer vermediği için.
oğuz atay, selim ışık ağırlıklı olmak üzere bir çok tutunamayan yaratmasına rağmen bizleri, yani tutunanları anlatmak için
tek turgut özben yaratmıştır ve ona acımadan vurmuştur da vurmuştur. tutunamayanları hiç bir zaman tam olarak anlayamamasını sağlamış ve zavallıyı deli divane etmiştir. bu da tutunamayanların hakettiği, yetersiz de olsa diyeti olmuştur.
kendisinde tutunamayan kapasitesi olmadığı için, selim ışık gibi temiz kalmayı beceremeyip kirlendiği için sonunda balatayı sıyırmıştır.
(bkz: imho)
tutunamayanlarda sanıldığı gibi selim ışık'ın dışında bir sürü tutunamayan yoktur. kitapta aranan isim olan selim ışık, tek tutunamayanken, onun hayatını öğrenen ve tutunamamayı yaşayan/hisseden turgut, izini kaybettirerek belki de kendine başka bir yerde başka bir isim, hikmet benol olabilir örneğin, alarak tehlikeli oyunlarda selimi yaşamaya ve yaşatmaya çalışmıştır, kim bilir...
turgutun sancıları özbenliğini aramasından ve tutunamayan olmaya doğru bir anda hızla ilerlemesinden gelir kanımca...
hüsnü beyden olma mürüvvet hanımdan doğma,iki kız çocuğu babası nerminin biricik kocası,burjuva yaşantısından selim ışık'ın intiharıyla uyanan eski mühendis... bende hala trenlerde olric ile dolaştığına inanırım
şu düşünceleriyle beni benden almış tutunamayanların büyük jönüdür;
(bu bölümün geçtiği yerlerde turgut özbenliğini aramanın yollarını ve vaktini hesaplamaya çalışmaktadır, anlaşılması için not düşelim bunu da böylece...)
masanın yanına geldi, oturdu. cebinden not defterini çıkardı. masanın kenarına dayadı. program yapmalıyım, bu işi sonuçlandırmalıyım. nereden başlamalı? işlerim ve evim ne kadar vaktimi alıyor? kimsenin, ne yaptığımı anlayamayacağı bir zaman kalmalı bana. sonra şüphelenirler. bu süreyi kesin olarak bilmeliyim. defterin yapraklarını karıştırdı: ne aptalca notlar tutmuşum. beni değerlendirmek için bu deftere başvursalar... bugün çarşamba: gitti sayılır. hayır, gitmedi. direksiyon kursuna yalnız giderim, oradan da... ne yapacağımı da bilmiyorum ya. hayır, şantiyeye gittiğim günler sıkı çalışırım; erkenden... patron bir yolculuğa çıksa.. gerisi kolay.. karım da duyarsa patronun gittiğini... duyar da... vay canına! demek benim özel bir işim olsa... demek her taraftan kuşatmışlar beni. her yaptığımı biliyorlar. karşılarına alıyorlar: dün saat ikiden dörde kadar neredeydiniz? ne hakla bana karışıyorsunuz? bir işim vardı. ne işiniz vardı? canım ne biçim sorular bunlar? canım sıkılıyordu, sinemaya gitim. neden yalnız gittiniz? gece karınızla birlikte gidebilirdiniz: her zamanki gibi. hangi filmi gördünüz? anlatın. demek bu duruma geldin. neden canınız sıkılıyor, evde mutlu değil misiniz? bununla ilgisi yok diyorum size. evinde mutlu olmayan insanın belirli tepkileri olur. bunlar sizde görülmüyor. ayrıca, bu hastalığın tedavi metotları vardır. bir değişiklik gerekiyor. karınızla birlikte bir yolculuğa çıkın. bu yolculuk için de hafta sonları var, bayram tatilleri var: onları kullanın. ben yolculuk filan istemiyorum. ne olur bana, sadece zaman verin. özür dileriz: işte bu imkânsız. boş vakti olan insanların tehlikeli durumlara... defteri hırsla karıştırdı: akşam eve giderken pasta ve kurabiye, mehmetler gelecek. defteri kapattı. ben hepinizden akıllıyım: bu işin üstesinden geleceğim. sizi bir daha bu durumda, defter karıştırıp boş vakit ararken görmeyeceğimizi ümit ediyoruz. orada kimse olmadığı için, durumunuz bir dereceye kadar bağışlanabilir. siz de bu durumda görünmek istemezsiniz heralde. *
kitaptan öteye, tanıdığım herkes. lisedeyken, "bu hayatı değiştireceğiz, götümüzden uydurduğumuz sanatımızla insanlara onların gerçekte ne olduğunu anlatacağız" diyen arkadaşların, üniversitede evcilleşmesi ve üniversiteden sonra da tek tek evlenerek ve kendilerini iş hayatına kaptırarak ve ki siz, "nerede düşlerimiz? nerede açacağımzı barlar? kafeler?" diye sorarken anlamaz gözlerle size bakmasıdır turgut, turgutluk özbenlik.
seneler boyunca etrafımdaki bütün dostlarımın selim ışık'tan, turgut özben'e dönüşmesini gözlemleme acısını çektim. bunca yıl sonra hala bir tek ben, "hayat böyle olmamalı" derken, çocukça gözlerle küçümsüyor tanıdıklarım beni. halil cibran ya da özdemir asaf vari sözlerle uyandırmaya çalışıyorum onları. ama dostlar, 'onlar' olmuş işte, onlar onlar onlar ulan.
çok koyuyor.. anlatamıyorum. selimlerin turguta dönüştüğünü görmek katlanabilincek gibi değil. içim kanıyor ulan. her birini tutup, "sen yapma bari!" demek geçiyor içimden.
deli oyunlar dönüyor gözlerimde. her bir gün, bir dostumun daha turgut'a benzediğini görme acısına katlanamıyorum. biliyorum, selim'in sonu, benim sonum onları kendine getirecek ama ben selim gibi olmasın istiyorum her şeye karşın sonum.
selim ışık tutunamayan diyor oğuz atay turgut özben se tutunmaya çalışıyor ama tutunamıyor. daha sonra yatı katı ve diğer küçük burjuva nesnelerini bırakıp tutunamaynların prensi oluyor diyor. bu tıpkı darth vader'ın eski bir jedi şovalyesi olması gibi bir şey..
tutunayaman ansiklopedisindeki kayıp t harfinin altında tarihin yazmadığı şahsiyet. tutunan ve bundan gocunan, alınan, mühendis şahsiyet. evli ve yaz tatillerinde aile dostlarıyla kafa dinlemeye giden. kızı vardır, tutunan. işi vardır, tutunan. yüzlerce kitabının bulunduğu kütüphanesinde, belki hiçbirini okumadığı ama hepsini okumuş gibi davranabildiği kitaplarına bakar ve der ki selim gaipten inceden "şimdi okumaya başlasan, hiç durmasan, yıllarını alır." selim neredeydi turgut? selim senin arkadaşın mıydı? tanıştırmamıştı seni tutunamayanlarıyla. hatırlıyorsun, selim'in dünya'ya bıraktığı tek sözcük buydu, tek eseri. bu, sen değildin; sen o ansiklopediye giremedin turgut. "seviyorum sizi insan kardeşlerim. durup dururken seviyorum işte, sevip duruyorum. kollarımı açıp bütün insanlığı kucaklıyorum. papatyalar gibi sizi koparıp göğsümde tutmak istiyorum," diyorsun da turgut nereye gidiyorsun o trende? kitapçılarla çiçekçileri iyi insanlardan seçtik, gel. sen kitaba bakarken, yanına gelip "nasıl bir şey bakmıştınız?" demeyecek insanlardan seçtik kitapçıları. gel turgut, allah aşkına, selim'i de al.
"boş hayaller kumkuması" selim'in ardına takılıp geç kalmış bir hesaplaşmanın, vakitsiz hezeyanların kazanına düşmüş gönül adamıdır turgut özben.
salon salomanje, yemek takımı, bordür boyası derken çözümü eşyayla münasebeti hepten kesmekte bulmuş. arka sokak meyhanelerinde gölgesinin peşine düşüp, ankara'da bir genelevde ağzından çıkmış bulunan "ben turgut özben, danimarka kralı'nın oğlu." cümlesi ile hükümranlığını ilan etmişti.
sonrasında krallığından ve üç oda bir salon evinden feragat edip olric'le beraber yollara düştü. şimdi o vagon senin, bu kompartman benim geziyor; sırtında oblomov'un hırkası, elinde don quijote'un kargısı, dilinde tarihin o meşhur kaygısı: "albayım, bu eksik şarkıları kim bıraktı geceye?"*