dağda yapılan operasyonda askerlerin dur ihtarına uymayıp kaçan iki vatandaş askerler tarafından öldürülmüştür. ellerinde hiç bir silah taşımıyorlardı ve iddialara göre ormana sadece bal ve odun toplamaya gitmişler. kendilerine karşı hiçbir silahlı tehdit yokken güvenlik güçlerinin silahlarını bu iki savunmasız insana doğrultması hukuken kabul edilemez ve insan haklarının ayaklar altına alınmasıdır.
asıl üzücü olanlar ise genelkurmay'ın bildirisinde bu insanları anında "terörist" olarak damgalaması, geçmişinde haklarında açılan davaları ise delil olarak sunmak istemesidir. hatta bir tanesinin halen devam eden davasını kanıt olarak göstermesi korkutucudur zira davası devam eden bir insan aslen hala masumdur. terörist kavramının hiçbir yerinden tutulamayacak kadar kirlendiğinin açık bir göstergesi olmuştur bu olay.
olanlardan sonra ölenleri yakınlarında dtp'lilerden başka kimse bulunmamış, onları savunmayı, "doğu'yu süpürdük bütün oyları aldık" havasındaki akp'den kimse düşünmemiştir. dtp konuyu meclis'e taşıyacağını belirtmiştir ancak askerin ülkedeki dokunulmazlığı düşünülünce bundan birşey çıkmasını beklemek hayaldir zaten.
bu olanların pkk'nın en büyük destekçisi olduğunu, ülkede türk-kürt nefretinin kat be kat arttıracak olaylar olduğunu unutmamak lazım. pkk'nın savunmasız insanları öldürmesi nasıl bir nefret yaratıyorsa, savunmasız insanların ordu (devlet) tarafından öldürülmesi de ülkenin asla çıkamayacağı bataklığa bir kat daha gömülmesidir.
askerin kuralı böyledir. 3 kere ihtar çeker eğer tepki yoksa ateş açma yetkisi ona verilmiştir. ölmeleri tabi ki üzücüdür ancak madem hiç suçu yoktu ve karşısındaki de askerdi niye kaçtı diye sormak gerekir.
amerika ve ingiltere başta olmak üzere dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde "dur" ihtarına uymayanların vurulması normal karşılanır. burada asıl sorulması gereken, vurulan vatandaşların neden "dur" ihtarına uymadıklarıdır. kuşkusuz, terörist olmamaları gibi bir ihtimal bulunduğu gibi, terörist olma ihtimalleri de fazlasıyla mevcuttur.
kolluk kuvvetlerinin dur ihtarına kaçarak karşılık vermenin de olası sonuçlarını öngörebilmek için 8 yıllık temel eğitimi üstün başarıyla bitirmeye gerek yoktur.
memleketimiz coğrafyasında askerliğin er bireyler için zorunlu bir gönüllü hizmet olduğunu da göz önüne alırsak, dur ihtarına rağmen, durmayıp kaçmaya devam eden 2 erkek kişinin, durmak yerine kaçmaları durumunda yoğun ateş altında kalacaklarını bilmiyor olması imkansız.
varsayalım ki türkiye bireysel hak ve özgürlükler açısından çok ama çok geri kalmış bir ülke. hak ve özgürlüklere karşı çok duyarlı ülkeleri düşünelim, misal isviçre, misal hollanda yada misal italya. gene misal, bu ülkelerden birinin kolluk kuvvetlerinin uluslarası anlaşmalarla korunan haklarına karşı silahlı mücadeleye girişmiş bir terör örgütüne karşı arazi de operasyona çıkmış olsunlar. üstelik bu silahlı kuvvet son yıllarda oldukça ağır kayıplar vermiş, canlı bombalara yada uzaktan kumanda tertibatlı yada temasla çalışan parça tesirli mayınlara yada bombalara hedef olmuş bir kolluk kuvveti olsun. işte o anda operasyon yapılan arazide olması öngörülmeyen herkes o kolluk kuvveti için potansiyel düşman kuvvettir. ne yapılır, dur ihtarı yapılır. mevzubahis şahıslar dur ihtarını zerrece taklamazlarsa, üstelik kaçmaya başlarlarsa, o an bir takım hoş olmayan ama eşyanın tabiatına ve duruma uygun bir takım olayların gerçekleşmesi kaçınılmazdır.
yanlış anlama olmaması için söylüyorum. hatta ve hatta genç kardeşlerimizin yanılmaması için söylüyorum.
yarın birgün mühendis, yönetici zart zurt olarak gittiğiniz bir el memleketinde, kolluk kuvvetlerinin dur ihtarına uymaz ve kaçarsanız, önce sizi vururlar sonra mazeretinizi dinlerler. siz durup ,mazeretinizi anlatıp, sonra sizi vururlarsa yakınlarınız yada müdahil olabilecek kişiler, hatta kamunun kendisi dava açacaktır. ama önce durmazsanız sadece bir tespit tutanağında adınız, soyadınız, uyruğunuz gibi bilgilerle anılırsınız.
benden söylemesi üniformalı ve silahlı bir kuvvet dur deyince durun.
askeri makamlarca da suç kabul edilir. isteyen yasayı açar inceler. askerin silah kullanma yetkisi, savaş durumu hariç polisinkiyle büyük benzerlikler gösterir. açık tehdit oluşturmayan, silah taşımayan, taşısa dahi askere doğrultmayan birinin vurulabilmesi için askere "vur" yetkisi verilmemiştir. asker tehdidin ölçüsüne göre tepki verir. silahı olmayan birine ateş edemez.
nereden mi biliyorum? askerliğimi cenderme olarak yaptım. taciz durumları oluyordu. eğitimini aldık. her durumda ateş edemiyorduk. bu durum da onlardan biri. istersen elli defa "dur" de ve adam kaçsın. ateş edemezsin. suçtur. askere düşen, önünü kesip yakalamaktır. en fazla korkutmak için havaya ateş açar; o kadar.
"tunceli valisi mustafa yaman ise olayda ölen bülent karataş’ın 1999 yılında terör örgütüne üye olmaktan cezaevinde yattığı ve yargılamasının devam ettiğini, yaralanan rıza çiçek’in de terör amaçlı silah ve mühimmat bulundurmak suçundan cezaevinde yattığını açıkladı."
hadi ölenlerden birinin eski pkk militanı olduğu, diğerinin pkk'ya yardım ve yataklık yaptığı şeklindeki suçlamaları geçtim, [suçsuzlarsa allah rahmet eylesin] ama 30.000 insanımıza kıyan pkk'yı terör örgütü olarak bile nitelendirmeyen bir partinin mensubunun sanki devletin bir açığını yakalamışçasına sevinip, konuyu meclise taşıma arzusunu pkk'yı silah bırakmaya davet ederken de görmek isterdim.
günümüzde terör olayları yüzünden onlarca suçsuz insan** ölürken dur ihtarına uymayan bir kişiye yapılabilecek başka muamele kalmamıştır. silahsız masum yada silahlı terörist olduğu alnında yazmıyordu heralde. fikrimce yapılacak en doğru karar odur. bugune kadar onların döşediği mayınlar yüzlerce masum askerin ölümüne sebebiyet vermiştir.
neden kimse ölen yüzlerce masum askerlerin hesabını sormazken belirsizlikler içinde bu ülkeyi korumakla yükümlü güvenlik güçlerinden kaçan birinin götünü kollar anlaması zordur.
askeri lekelemek bu kadar kolay olmamalı. askerin operasyon bölgesinde 2 kişi görülmüş, dur ihtarı verilmiş, ama kaçmaya başlamışlar. bunun üzerine havaya uyarı ateşi açılmış, yine durmamışlar. ve sonunda vurulmuşlar.
bu arkadaşlar, sivilmiş ormanda bal ve odun topluyorlarmış falan filan. madem sivilsin balını odununu topluyorsun. asker dur dediğinde niye kaçıyorsun. 'merhaba asker arkadaşlar de, biz burada odun topluyoruz de, nasılsın de, memleket neresi de, bir sigara uzat. normal olan budur. niye kaçıyorsun?
öyle ki bir de bu silahsız iki vatandaş diye tabir ettiğimiz herifler; terör örgütü üyesi olma suçundan ve terör amaçlı silah ve mühimmat bulundurmak suçundan cezaevinde yatmış insanlar. bundan dolayı da cenazesiyle dtp'liler bizzat ilgilenmiş, her konuda yardımcı olmuş, basına haberin çarpıtılarak yansıttırılmasında da büyük rol oynamışlardır.
ayrıca pkk'nın yeni taktiği bu diye düşünüyorum. teröristleri normal vatandaş gibi gösterek türk askeri onları vurduğunda ordu masumları vuruyor diye cıyaklayarak askeri kötü göstermek türk halkına karşı.
büyükanıt'ın günler önce yaptığı bir açıklama da bu iddiamı dogrular nitelikte zaten. kendisi şuna benzer bir şeyler demişti; 'bölgede kimin terörist kimin sivil olduğunu anlamakta güçlük çekiyoruz. bazen köyün muhtarının bazende köyün imamının teröristlere yardım ettiğini görüyoruz.'
o değil de bizim askerimize kimse dur ihtarında bulunmadan girişiyor?
evet belki suçsuz insanlardı. sözlük'te de yok mu tunceli'yi kale olarak görenler, diyarbakır'ı gördükleri gibi. devrimin kalesinde yaşayan insan tc'nin askerinin, polisinin dur ihtarına uyar mı hiç?
asker hiçbir şey yapmadan 2 gence girişmiş olabilir mi?
olayı farklı üç açıdan değerlendirmiş bulundum. sandalyesinden dgm savcısı kesilenlere de selam ederim. birikmiş davalarımıza da bir ara el atsınlar.
bir cümleye başladıktan sonra ama getirilirse amadan önceki kısmı unutmak gerekir. cümle şu;
evet, suçsuz olabilirler ama......
ama'lardan öncesi önemsizleşir sonra, sonra ama'lardan sonrası mühim olur. niye kaçtılar?
öyle bir yer ki tunceli, yaşayanınız var mı orda bilmem ama 22 yıl yaşamış ve hala ara sıra da olsa bir kaç aylığına her sene yaşamaya çalıştığım bir kent olarak tunceli her an her ölümün olabileceği yerdir. 7 yaşında bir ölümü izlerken 8 yaşında bombaları gördünüz mü mesela?
yeni çıkan yasalar gereği yani demokratik bir ülke görüntüsü sergilemeye çalışan türkiye'nin devlet anlayışı sosyal devlet olma anlayışı değildir. yeni yasalar gösteriyor ki türkite cumhuriyeti polis devletidir. artık polis elini kolunu sallaya sallaya girecek herhangi bir üniversiteye ve herhangi bir öğrenciyi sebepsiz, sorgusuz sualsiz alıp gidebilecek merkeze.
bazı şeyleri yorumlarken öncesine de bakmak lazım. askere kurşun sıkanlar en yağlı kurşunları yeme hakkına sahiptirler. odun kesmenin suç olduğu bir memlekette odun keserken kaçmaya çalışanlar o yağlı kurşunları haketmezler ama. ayrıca kaçarken vurulduklarını bilemeyiz. böyle bir şey var demiyorum ama kim, nerden ispatlayabilir kaçarken vurulduklarını? ya da kendilerine dur ihtarı yapıldığını?
ne olursa olsun askerimizi her şeyden şüphe eder hale getirenler bizleriz. herkese şüpheyle baktıran bizler. o tetiği çektiren bizler.
anlamak zor değil çünkü tunceli-ovacık arası bir kontrol noktasında çöp atmak için arabadan elimde siyah bir poşetle çıkarken o ölüm korkusunu okumak mümkün o gözlerde. o asker yeşili gözlerde.
kendince neden sorularını sorarak sonuca varmaya çalışanları bile milliyetçilikle, faşistlikle suçlayanlara gün doğmasını sağlayan üzücü olay. bu insanların soru sormaya hakkı olduğunu anlamak için biraz düşünülmesini tavsiye ederim. ha bir de dürüst ve tarafsız olmanızı, o biraz zor tabi.
kaçan vurulur mantığını meşrulaştıran olay. neden kaçmışlar? ne güzel bir soru.
öyle bir ortam, öyle bir atmosfer yaratılmış ki bu ülkede artık hukuk değil cebberrutluk hakim olmuş durumda. sana ne lan niye kaçmış. her kaçanı vurmak hukuk devletinin görevi mi? her kaçanı vuran hukuksuz devletin avukatı mısın? iki gram muhalefet ol. hukuk de mesela. hu-kuk. çok kolay. arada dene. günü gelir sana ya da çocuklarına ya da torunlarına da gerekli olur. hu-kuk. çok kolay. olaylara "terörizm" çerçevesinden bakma. illa bakacaksan bak başbakanın diyor ki pkk'nın tankı topu var, abd menşeili. asıl terörist abd'dir. git onlarla uğraş. ama büzük ister. gerçekten bak. hu-kuk demek, kahrolsun abd demek, asıl terörist abd'dir demek, bu ülkede demokrasi yok, faşizm var demek büzük ister. büzük ne bilmiyorum ama ister. var öyle bir laf.
şimdi gecenin bir saati yolda yürüyorsunuz köşeyi döndünüz ve sokakta polisler(askerler olarak da okuyabilirsiniz) var. yasalarla problemi olmayan ortalama bir insansınız. aklınıza ilk ne gelir? "bu sokakta polisler var huzur içinde yoluma devam edebilirim" mi dersiniz kendi kendinize? benim aklıma ilk bu sokağa hiç girmesem daha iyi olur fikri gelir. hatta bu fikir gelmez; daha da ötesi ufak bi adrenalin salgısıyla beraber refleks olarak bunu yaparım. kafamda nedense devletin iş başındayken bana iyi davranacağı hissi yok. bildiğim onlarca yargısız infaz, yüzlerce işkence, kötü muammele vakası var.
empatiye devam.. bunun üstüne birde yer tunceli, ohalden bu hale ne kadar geçilebildiği bence belirsiz bir bölgedesiniz. yani devletin yetkilerini katlayın. kütüğünüzde tunceli ve anadilinizin türkçe olmadığı konuşmanızdan belli, üstüne bunu da ekleyin. yetmedi mi? delil yetersizliğinden bırakılsanız hatta davanız düşse dahi devletin sizi sonsuza dek terörist bellediğini -vali bunu itiraf ediyor zaten- bununda ilk bakılacak gbtde 5 dk.da anlaşılacağını biliyor olsanız? bana şansım varsa kaçmaya çalışmak hiçde abartı gelmiyor doğrusu.
bu arada dur ihtarına uymayan insanların abd de öldürülüyor olması da hiç meşru değil kanımca. o ayrı.
“güvenlik güçlerinde tunceli- hozat kırsalında yapılan operasyonda 27 eylül 2007 günü terör örgütü mensubu (neder terörist? nereden anladık? askere saldırmışlar mı? yoksa biz teröristiz mi demişler? beyan yoluyla mı, nasıl?) ile karşılaşmış, güvenlik güçlerinin ‘dur’ ihtarına karşılık teröristler engebeli ve sık ormanlık alana kaçmaları ve her türlü uyarıya rağmen kaçmaya devam etmeleri (eskiden dur ihtarına ateşle karşılık verirlerdi bunlar. teröristler hep ateşle karşılık verirdi ondan sonra da çatışma çıkardı. perde arkası'ndan biliyorum. ) üzerine açılan ateş sonucu ( adamlar kaçıyor, çatışmadan da kaçmıyor, çatışma yok ortada, güvenlik görevlisiysen görevin öldürmek değil, mümkünse yakalayıp, sorgulamak, yargıya vermektir, en son baktığımda öyleydi bilmiyorum) 2 teröristten ( adamların adı terörist kaldı, herhalde yanlarında silah buldular da böyle emin konuşuyorlar) biri yaralı diğer ise ölü olarak ele geçirilmiştir (ne yani silah yok mu? bıçak da mı yok?) . güvenlik güçlerince yaralı teröristin ilk sıhhi yardımı yapılarak, helikopter ile elazığ fırat üniversitesi araştırma hastanesi’ne sevk edilmiştir (helal olsun!). ölü olarak ele geçirilen terörist (bk), terör örgütü üyesi olmak suçundan 1999 yılında cezaevinde yatmış olup, halen terör amaçlı yardım ve yataklık yapmak suçumdan mahkemesinin devam ettiği, yaralı olarak ele geçirilen terörist (rç) ise terör amaçlı silah ve mühimmat bulunma suçundan daha önce cezaevinde yattığı tespit edilmiştir (dipnot olarak belirtelim silah bulamadık da) . bölgede yapılan arama faaliyeti sonucunda terör örgütü mensuplarına ait olduğu değerlendirilen bol miktarda yaşam malzemesi ele geçirilmiştir.(hmm. yaşam malzemesi de pek ele geçmezdi tek başına, genelde yanında cephane, çok sayıda kalaşnikof el bombası falan da bulunurdu, sadece yaşayan terörist de ilk defa duydum, sefa süren teröristmiş bunlar da herhalde).''
hmm. hatırlıyorum galiba. sene 2005. güneydoğu'da bir yerlerde komando tugayındayız. şehrin kenar mahallelerine bakıyor. ben kısa dönem askerim. erler var. doğudan gelenler var, batıdan gelenler var, ortadan gelenler var. operasyona çıkıyorlar. o zaman pkk ateşkesini daha kaldırmamış. operasyon deyince yani çatışma yok, sadece çıkıp bir arama-tarama yapıyorlar. hiçbiri çatışmaya girmiş çıkmış değil yani.
çocukların hepsi bu kenar mahallelere nefretle bakıyor. "ulan" diyorlar "doğrultsak makinelileri topları indirsek buraları tamam olur. hepsi terörist bunların". "çüş" diyorum, içimden. bir tanesi söylemiyor ki bunu. sürü zihniyeti hakim ortama, bu çocuklar da zaten sürü olmaya müsait, ilkokul-ortaokul mezunu çocuklar. dışımdan ne diyeyim diye düşünüyorum. çüş desem olmaz. hiçbir işe yaramaz. "ne dediğini kulağın duyuyor mu?" diyorum. terörist dediğin dağda mağarada olur. bunlar senin benim gibi insan. biraz düşün. anaları babaları çocukları var. yaşıyorlar. o kadar." diyorum.
neyse sadede gelelim...
sonra bir gün erbaş(uzman onbaşı, paralı asker) "silah kullanma yetkisi"* denen şeyi anlatıyor. olaya silahı doğrultmak, "teslim ol" demek, "dur" demek gibi yerlerden girmiyor. direk ateş etmekten başlıyor. sanki silah kullanmak sadece ateş etmek demekmiş gibi. diyor ki: "diyelim karşında birisi var. ateş mi edeceksin. kuralı önce iki el havaya, sonra ona ateş edeceksin. kuralı bu. ama siz nasıl yapacaksınız. önce karşıdakine ateş edeceksiniz. iki el havaya sonra da sıkarsınız."
mantıklı görünüyor değil mi. karşındaki adam silahlı olabilir, sen havaya sıkana kadar o kayanın ardına girip sana sıkabilir. en iyisi kendini sağlama al, öldür sonra havaya ateş mi edeceksin, dur mu diyeceksin ne gerekiyorsa yaparsın.
zihniyet böyle, işleyiş böyle.
böyle olunca oradaki erler de, erbaşlar da, astsubaylar da, subaylar da böyle.
o çocuklar bunları duyup, ordaki mahalleleri topa tutmanın hayalini kuran çocuklar hep aynı şeyleri söylüyorlar.
bir süre sonra aynı şeyleri duyup, benzer şeyleri söylemekten de sıkılıyorum. zaman geçiyor gidiyor.
sonra?? sonra ne oluyor? birşey olmuyor. askerlik bitiyor, ben istanbul'a dönüyorum. ev, okul, iş derken zaman geçiyor. o çocuklar hep aynı konuşuyorlar. o çocukların buraya dönmüş halleri hatta onların okumuş abileri de aynı konuşuyorlar:
(bkz: neden kaçıyorsun)
(bkz: bunların hepsi terörist)
aynı şeyleri söylemekten hiç sıkılmıyorlar. böyle davranıp böyle söylemenin kimseye bir arpa boyu yol aldırmadığını hiç görmüyorlar. zaten yol almak gibi bir kaygıları yok galiba.
bense aynı şeyleri duyup benzer şeyleri söylemekten sıkılıyorum. sıkıldıkça susuyorum. sustukça onlar konuşuyorlar.
bu kadar yazdım, birkaç da bakınız vereyim:
(bkz: dur ihtarı)
(bkz: jandarmanın silah kullanma yetkisi) (bu bkz. dolu, bakabilirsiniz)
(bkz: silah kullanmak)
ne yazıyor orda?
"ağır cezayı gerektiren ve meşhutcürüm halinde bulunan suçlarda, suçlunun olduğu yerin aranması sırasında,o yerden şüpheli bir şahıs çıkarak kaçtığı ve dur emrine kulak asmadığı görülerek başka türlü ele geçirilmesi mümkün olmazsa"
ya da
"ülke içinde rastlanan kaçakçılar "dur" emrini dinlemez ve havaya ateş açılarak yapılan uyarıya da aldırmaz ise" ele geçirmek için.
not: hukukçu hanım kızlarımız ve küçük beylerimiz daha derinlikli giriler girebileceklerdir diye umuyorum.
devlet düşmanlığının olaylara nasıl yanlış yönden baktırdığını gösteren ölümlerdir. bu bakış açısı genelde aşırı sol zihniyette veya dtpye sempati duyan insanlarda oldukça yüksek. dağda dolaşan iki insan var yaşları gereği pkk militanı olmaya uygun, operasyona çıkmış bir tim saldırı stresiyle gerilmiş eller tetikte. bu iki grup karşılaşıyor doğal olarak asker dur emri veriyor ve iki insan kaçışmaya başlıyor. e benim aşırı insancıl arkadaşlarım bu kaçan insanlara ateş edilmeyip gül mü fırlatılmalıydı? pkknın nasıl erzak temin ettiğini milisler vasıtasıyla, lojistik destek sağladığını hiç mi okumadınız. silahsız olsalar da(o durumda zaten silahsız olmaları birşey değiştirmiyor) dur ihtarına uymayan potansiyel milisler vurulur. tüm dünyada bu böyledir şimdi bu olay üzerinden faşişt devlet katil devlet demek sizin beyninize yerleşen devlet düşmanlığından başka birşey değildir veya dağda ölen gerilla kardeşlerinize acıyarak kininizi kusmak.
muhtemelen yanlarına silahlarını almayı unutmuş olan iki kişinin (terörist demiyorum çünkü yatıp çıkmışlar,artık terörist değiller,hapishanede zihinleri tamamen arınmış ,yurt sevgisiyle dolu insanlar bunlar) "dur" diyince bunu "koş" anlayarak (muhtemelen kulakları ağır işittiği için) koşmaya başlamaları sonucu dağlık arazide piknik yapmakta olan (!) türk askeri tarafından vurulması olayıdır. halbuse durup bi baksalar sofrada ne var, hatta "aa bizde bal topluyoduk, buyrun beraber yiyelim" deseler bunların hiç biri yaşanmayacaktı.
üstelik türkiye cumhuriyeti'nin koskoca milletvekilleri bile masum olduklarını iddia ediyorsa kesin masumdur bu insanlar. tabii o milletvekilleri ne kadar masumsa, bu iki kişi de o kadar masumdur.
buyrun eksileyin efendim. eksilenmesinden gurur duyacağım bi giridir nitekim.
düşünmekten aciz olduğumuz kadar, özeleştiri yapmaktan da aciz olduğumuzun altını bir kere daha çiziyor. ordu-millet-devlet (ya da herhangi biri) kutsal üçlüsünün zannettiğimiz kadar masum olmadığını anlamamız için birilerinin ille gelip, küçük beyinlerimize yakın tarih bilgisi mi enjekte etmesi gerekiyor?
bir uğur kaymaz vardı hatırlar mısınız, terörist diye öldürülmüştü çocuk yaşında, etleri çürümemiştir daha..
anlamak istemeyenler, babel 'i bir daha izlesinler bakalım, kan uykusuna falan benzemez ama!
"demedi" demeyin, bu hadiseden sonra askeri kırsalda gören her vatandaş kaçacak delik arayacaktır; "vurulmayayım" diye.
ve emin olun, bundan önce benzeri olaylar yaşandığı için bu vatandaşlar "dur" ihtarına kaçarak karşılık vermişlerdir. üf be yahu, ne karşılık. kesin teröriktir ulan bunlar. ulan kesin kaçmasalar elli bin insanı bir kalemde öldürürlerdi falan.
bi gidin çay koyun, ferah ferah düşünün.
görüyorum ki, kimi ateşli yazar gençler, "asker vurulunca ses edilmiyor, bunlar vurulunca konuşuyor" diye veryansın ediyor. kendilerini dam üstünde saksağan vur beline kazmayı başlığına yönlendirmek isterim. ucuz ajitasyona yeterince doygun olduğuna inandığım sözlük ahalisinin artık bunlara "buradan yürüme, yeter yahu" dediğini umuyorum. zira vatani görevi için çıktığı dağda portekiz mamülü mayına basıp can veren genç için ne kadar üzülüyorsam, tunceli kırsalında tek derdi "adam gibi yaşamak" olan birinin vurulmasına da aynı derecede üzülüyorum. bunu da her yerde dile getiririm. her ikisi de canımdır, kanımdır.
askerin artık "öcü" olarak görüldüğü, korkulup kaçıldığı bir coğrafyada suçu isterseniz askere, isterseniz derhal "potansiyel vatan haini" diye yargıladığınız tuncelili köylüye yükleyin. bunu böyle yaparak sadece gazınızı giderirsiniz; gece rahat uyursunuz. şahsi karın ağrınız gider. ama memleketteki karın ağrısını gidermek için olaya bu kadar yüzeysel yaklaşmak neye fayda sağlayacak? her şey sizin rahatlamanıza mı endekslidir?
sanırsam batıdaki illerinizde oturup, üç-beş tane sikindirik haber programından takip ettiğiniz ve "gerçek" diye kabullendiğiniz safsatalara kanarak rahatlayabiliyorsunuz. ben rahat uyuyamıyorum arkadaş. kusura bakmayın.
mardin kızıltepe'de 12 yaşındaki ugur kaymaz ve babasının katledilmesiyle arasında bir fark görmediğim yeni bir olağan seyirde süregelen - süre giden olaydır . bundan sonra nolur diye soruyorsanız önceki olaylara bakınız. vuran kişi ya da kişiler önce açığa alınır(kamu tepkisi!!!) sonra göreve getirilir bi de üstüne terfi ettirilir. bu olay da türk halkının balık hafızasından(ya da balık hafızalı olunmasına dikte ettrilen) en fazla 3 ay sonra silinip gider.
bir de, bu tartışmada, "abi dünyanın her yanında bu böyle, faşist demeyin gözünüzü seviyim" türü masumane yaklaşımlar götte patlayabilir. iki insanın öldürülmesinde "niye kaçıyorlar" diyerek meşruiyet arayanlar, israil lübnanı işgal ettiğinde, "bak herifler iki askerleri için ortalığı inlettiler, ne güzel" diyerek israile özenen faşist tosuncukları andırıyor. aynen böyle: "dünyanın her yerinde böyle aga" edebiyatı parçalayanlar, katil abd ve israile özenmektedirler. bunları geçen sene gördük. yukarıda bahsettiğim mesele, "ulan israil lübnana girdi, biz de ıraka girelim, dağıtırız" üzerinde tartışılıyordu. utanın lan. sanki, son yirmi yıldaki onlarca cinayeti, evine izinsiz girilip aranmaya çalışan adamın jandarmaya direnmesi üzerine vurulması ve sonradan tsknın onu "terörist vuruldu" diye lanse etmesini unutmuşuz. uğur kaymaz daha iki sene önce öldürüldü. mersinde ellerine bayrak tutuşturulan çocuklar üzerinden zibille provokasyon yapıldı. şemdinliyi de unutmuş olamazsınız. eh, mına koyim, seçimden önce çıkan "polis yasası" da malmunuzdur. ama yok, hala diyorsanız ki, her yerde bu işler böyle, faşistsiniz.