romanyada bir kent. bram stokerın dracula romanı yüzünden turizm gelirlerinin büyük bir kısmını vampir turizminden elde eder. official sitelerinde bile vampir hikayeleri ve şatoları ile ilgili bilgi bulmanız mümkündür.
translyvania, tony gatlif’in 2006 yılında çektiği, başrolünde türk izleyenlerin gegen die wand’dan hatırlayabilecekleri birol ünel, italyan dilber asia argento (bu ne kozmopolit bir habitat?) gibi oyuncuların yer aldığı bir fransız yapımı.
film, konusunu sürrealist bir olaya dayandırıyor. ancak sanmayın ki yıldız savaşlarından, ışın tabancalarından bahsediyorum, bahsettiğim sürrealizm, bir kadının âşık olduğu adam için binlerce kilometre uzağa, bilmediği topraklara, içmediği sulara gelmesi ve aşkı aramasıdır. eğer onun bu yolculuk size gerçekçi geldiyse, ikinci sürrealist kısmınsa sevdiği adamın bu güzel kadını beklenmedik biçimde reddedilmesi olduğunu söylemek isterim. filmin aşkın uzak topraklarda aranması esnasında gelişen hikâyeler ve sonundaki mutlu yahut mutsuz sondan oluşmadığını söylemek isterim. senaryo daha ziyade yaşanan hüsrandan sonra tek başına kalan kadının, hiç tanımadığı ve alman plakalı mercedes’iyle oralarda ne yaptığı meçhul bir adamla o coğrafyanın en bakir topraklarında geçen maceralarını anlatıyor.
filmin konusunu daha fazla anlatıp izlemeyenler için hadisenin tadını kaçıracak değilim ancak filmle ilgili söylemek istediklerim var:
kanımca filmin tadı, bütünleşmiş bir senaryo ve olay örgüsü beklenmeden, donnie darko izler gibi mesaj ve gönderme ummadan çıkıyor. zaten tam olarak bağlanamayan finalden de anlaşılabileceği gibi yönetmen de bu konuda benimle hemfikir. filmden maksimum fayda sağlamak için her sahnede işlenmiş başka başka atmosferleri hissetmek daha akılcı olacaktır. bilhassa benim gibi balkan kültürüne, müziği ve dansına sempati duyan kimselerin filmden çok keyif alacaklarını söyleyebilirim. translyvania gibi akla sadece vampirleri getiren bir coğrafyada nefes alan insanların yaşantıları filmde çok iyi aktarılabilmiş.
eğer bir eleştiri getirilmesi gerekirse o da coğrafyanın puslu atmosferinden olsa gerek, filmin temposunun zaman zaman aşırı düşmesi olabilir. bunun haricinde çok can bir film. (sonunu bağlayamadım, kafamı sikeyim.)
filmi çekmeden önce müziklerini hazırlar, sonrasında her şeyi müziğe uydururum gibi bir kelam etmiş tony gatlifabimizin filmdeki özgün müziklerin çoğuna imza attığı ve başından sonuna kadar her coğrafyanın müziğini bizlere dinlettiği, yalnızlığı , yalnızlığın kolaylığını ve zorluğunu anlattığı film. ayrıca her filmde karşımıza keş insan olarak çıkan birol ünel in yine keş sayılabilecek bir rolle bizleri mest ettiği film olmuştur.
zingerina(asia argento) nın çoçuğunu taşıdığı ve evlenmelerine ramak kalmışken sınır dışı edildiğini sandığı kaçak göçmen milan'ın peşinden transilvanyalara gitmesi ile başlayan film, aslında hepimizin yaşadığı bir hapsolmuşluk hikayesi. hayatında hiçbir şeyin yolunda gitmediği düşüncesinde bir dayanak noktası arayan milandan hamile zingerina'nın sancılı arayış dönemi bir bakıma film. fakat zingerinanın transilvanyada milan'ı bulması ve milan'ın ona sınır dışı edilmediğini aslında ondan kaçtığını söylemesi ile seyri değişiyor filmin. geri dönüş yolunda diplerde gezinen zingerina'nın kardeşinin yanından kaçması ve birol ünel'in canlandırdığı tchangalo karakteri ile tanışmasıyla devam ediyor film. filmin önemli bir dönüm noktası bu ikilinin tanışması aslında, çünkü bir şeylere bağlı kalmaktan korkan, insan olmuş yer olmuş bütün bağlanılanların zamanı gelince size ihanet edebileceğini düşünen bu sebeple kendisini yollara vurmuş tchangalo ile onun tam tersine hayatındaki en büyük arzusu sarılabileceği, kendini avutabileceği bir dayanak noktası bulmak olan zingerinanın birbirleri ile karşılaşması zamanla bu ikilinin görüşlerini ortada bir yerde buluşturuyor. aşka, sevgiye inanmayan hatta bir nebze bundan korkan tchangalo nun sonradan zingerinaya olan sevgisini kendisine sancılı bir şekilde itiraf etmesi bunu göstermekte. zamanla aralarındaki sevginin ikilinin endişelerini aşıyor gibi gözükmesiyle biraz belirsiz şekilde bitiyor film, bize böylesine mutlu bir son garanti edemeyeceğini söylemek istemiş sanki tony gatlif abimiz. hayatın her an bizlere bir sürpriz yapabileceğini düşünüyor gibi.
sonuç olarak balkanları merak eden kimselerin kaçırmaması gereken , içinde kendimizden bir şeyleri bulma ihtimalimizin epey yüksek olduğu bir film olmuş transylvania. denk gelirse affetmeyin der bu naçizane arkadaşınız.
müthiş bir tony gatlif filmidir. altın arayan bir adam(bkz: birol ünel) ile aşkı arayan bir kadının(bkz: asia argento) yollarda geçen maceraları anlatılıyor. tony gatlif’in müzik hastalığı olağanca hızıyla burada da devam ediyor. birol ünel’in sadece kendisi için tuttuğu müzisyenlerin eşliğinde aşktan başı dönmüş bir halde bira şişelerini kafada parçalaması, devamında, müzisyenlerin ‘müzik kendine zarar vermek için değildir’ tepkisini verip ‘böyle psikopata müzik çalınmaz’ diyerek çekip gitmeleri, filmin en deli sahnesidir. yine birol ünel sahneye çıkıp, soğan, domates ve tuz üçlemesiyle türk usulü orjinal bir karışım yaratıyor ki, yeme de yanında yat. izlemesi de ayrı bir keyif. ehehe. *
isminin pensilvanyaya benzemesi ve de scubi du'nun da sık sık ziyaret etmesi nedeniyle yıllarca amerika'da sandığım, sonradan romanya'da olduğunu çok şaşırarak öğrendiğim romanya'nın en güzel bölgesi.
balkan ezgilerinden oluşan bir klip gibi film. zingarina, milanı bulup gerçek anlamda terk edildiğinde sokakta karnavalın içinde üzüntüsünü yaşaması, kalabalıktakilere sarılarak ilerleyişi...
ann boleyn she kept a tin
which all her hopes and dreams were in
she plans to run away with him forever
(never to be seen again)
leaves a note and starts to choke
can feel the lump that's in her throat
ıt's raining and she leaves her coat in silence
we're sorry but we disagree
the boy is vermin can't you see?
we'll drown your sins in misery
and rip him out of history
people marching to the drums
everybody's having fun
to the sound of love
ugly is the world we're on
ıf ı'm right then prove me wrong
ı'm stunned to find a place ı belong
who-oo is your lover?
ı never tell
when hell freezes over?
that's when ı'll tell
ooo means is your lover?
ı couldn't tell
when will this stop??
racing pacing in the dark
she's searching for a lonely heart
she finds him but his heart has stopped
she breaks down
we're sorry but your majesty
refusing orders from the queen
results in a monstrosity
remembers a voice and hears him sing
who-oo is your lover?
ı couldn't tell
when hell freezes over?
that's when ı'll tell
oooo means you love her?
ı couldn't tell
when will this stop??
ı couldn't tell
(tell)
(tell)
when will this stop?
bu birol ünel ne biçim bir adamdır arkadaş dedirten filmdir bana.. berduşluk bir insana bu kadar mı yakışır? gegen die wandda da böyleydi, orda da feci yakışıyordu.. hatun ablamız yüksek taş.. tabakları kırarak dan ettiği sahne, yine gegen die wand da sibel kekillinin kendini kaybettiği dansın hallicesi.. hatun un milanı gördükten sonra kafasında kurduğu şey ve gerçekte olan şey resmen acıtıyor.. sonra birol ünel giriyor devreye, yakışır birol abime.. güzel bir film, emir kusturica filmlerini andıran, içinde gegen die wand ve run lola run dan ufak da olsa izler olan bir film.. hoş ulan işte..
çok içime oturdu yalnız. bu çingenelerin eğlence ortamlarında bulunmak istiyorum ben arkadaş, çıkıp oynamazsam da adam değilim, ne güzel eğleniyor herifler..
asia argento nun muhteşem oyunculuk sergilediği, fakat sonunun çok sıradan bitmesi insanı hayal kırıklığına uğratan filmdir. balkan müziklerini insna fazlası ile sevdirendir aynı zamanda.