|
|
- bandırma anadolu lisesi öğrencilerinin sigara kaçamağı için arkasına saklandığı yer.
ayrıca (bkz. amı olanın allahı olmaz)
- yağmurlu havalarda, su kaçma sonucu kısa devre yaparak, patlar bunlar. sonra otur mum ışığında.
- ks. transformatör
elektrik dağıtımında voltaj ayaralayan ünite.
- kurban ın solistinin nicki. (bkz: deniz yılmaz)
(muvo, 07.01.2007 13:18 ~ 25.02.2007 15:50)
- görüntü kirliliği nedeniyle eski tarz evlerin şeklinde boyanmış, fakat chp li bir milletvekili tarafından irtica yuvası zannedilerek medyaya şikayet edilmiş olan yapı.
elektrik dağıtımı yapan elektronik yapı, yüksek gerilimi düşük gerilime çevirip hanelere dağıtır, veya tam tersini yaparak uzun mesafelere en az kayıpla iletilmesini sağlar.
- ankara konur sokak beş numaralı apartmanın üçüncü katında hizmete başlamış bar(mış).
gitmedim henüz...
- evet efendim şehirli insanların nadiren bildiği bir cümlede geçtiği zaman trafo ne abi? diye sorduğu elektrik dağıtmaya yarayan alet. bakmayın böyle attığıma benim 3 yıl öncesine kadar bende tanımazdım kendisini lakin köyde kalmaya başladıktan sonra tanıştık. sağolsun köylümüzün kullandığı kaçak elektrik sayesinde ve güçlendiriciler sayesinde senede bir kere patlama özelliği gösterir. ammına koyim bende 2 hafta elektriksiz kalırım bir de bu köylüler ertesi gün gelip muallim nasılsın diye sorar. yarrak gibiyim ammına koyim siz evlisiniz bütün gece vakit geçireceğiniz karılarınız var ya ben ne yapayım hı. mum dayanmıyor ammına koyim lojmanda 15 mum koyup kendi kendime mum söndü oynuyorum artık. çok pis bir alet bu.
- elektriğin terbiye edilmiş hali.
- son iki yıldır istanbul ve izmir'de belli başlılarının cepheleri urban project kapsamında üç boyutlu resimlerle kaplanıyor. yeri gelmişken bir örnek verelim; http://www.arkitera.com/... son dönemlerde mesleki bağlamda belediye ile alakalı tartışmalara girmeme neden olan tek şey "bu" olduğu için sadece bu suni cephe giydirme işlemi hakkında bir çift laf etmek istiyorum.
trafo trafodur. trafonun içinde transformatör olur. transformatör; iki veya daha fazla elektrik devresini elektromanyetik indüksiyonla birbirine bağlayan bir elektrik aletidir. bir elektrik devresinden diğer elektrik devresine, enerjiyi elektromanyetik alan aracılığıyla nakleder. transformatörler elektrik enerjisinin belirli gücünde gerilim ve akım değerlerinde istenilen değişimi yapan makinalardır.
trafo önemlidir. bir kentin olmazsa olmazıdır. trafolar üç boyutlu sürreal, kübist veyahut da natürmort eserlerle donatılırsa trafoluklarından bir şey yitirmezler. trafo bir kent için sanatsal bir öge değildir. bir kentin sanatsal ögesi olma iddiasındaki bir materyal, doğuştan bir sanat eseri olma yükümlülüğüne sahip olmalıdır; fakat trafolar kent sakinlerine elektrik ulaştırmakla yükümlü, estetiki kaygıları işlevlerinin öncesinde gelmesi bir hayli gereksiz yapılardır. ben trafoları severim, trafolar da beni. "bugün trafoları boyayan yarın telefon kulübelerine rüzgarda şıngırdayan süs takar" diyen bir felaket tellalı gibi görünmek istemiyorum; lakin sanat tarihi doktorası adama bunları yaptırıyorsa bırakalım biz bu okulları. okumayalım, los angeles'a gidip homeless olalım anasını satayım.
- üzerlerine resim yapma fikrini saygıyla karşılıyorum.
ben her gün işinden okuluna giden ve yirmi yıllık öğrencilik hayatında sanat ve özellikle resim adına kendine pek bir şey katmamış bir vatandaşım. ve çekinmeden söylüyorum ki o belki basit, belki ucuz, belki birinci sınıf bir mimara göre ucube olan resimleri trafo duvarında görmek hoşuma gidiyor. arkadaşlarıma gösteriyorum "a, baksana lan trafoyu boyamışlar" diye. "izmir'de de vardı bunlardan" diye muhabbet açıyorum sonra. bir saatlik bayık otobüs yolculuğum boyunca bana bu hisleri yaşatabilen başka çok az ilginç şey var. bu yüzden icraata saygı duyuyorum.
şehrin her milimetre karesi sizin ilginizi çekip sizden para koparmaya çalışan reklam ya da reklam araçlarıyla dolu. afişler, yazılar, gökdelenler... hepsi de ucuz ya da değerli sanat öğeleri içeriyor eminim. ama hayatında resim galerisi gezmemiş benim gibi insanlar için sadece güzel olsun diye yapılmış bir şeyler görmenin değeri büyük. bundan sonra o şeyin sanat camiasında ne kadar değeri olduğunun tartışmasını yapmanın âlemi de kalmıyor. trafonun ne olduğunu sorgulamanın da... boyadık, boyalı trafo oldu ve güzel görünüyor.
tabii burada dikkat edilmesi gereken şey rüküş, kültürsüz bir ismail yk kültürünü insanlara aşılamamak. ancak yine yüzeysel sanat bilgimle baktığımda ortada rüküş bir görüntü de görmüyorum. o resimler ne şıkırdayan bir süse, ne de hülya avşar kıyafetine benziyorlar. her gün televizyonda seda sayan seyreden insanlar için eminim ki o resimler bir adımdır.
yine de daha güzel bir uygulama düşünebiliyorum. ben olsam trafoların üzerine yazı asardım: "buraya yazı yazmak, afiş yapıştırmak ve resim yapmak serbesttir." insanlar gelip trafonun üzerine grafitilerini yazarlar, afişlerini asarlar, resimlerini yaparlardı. ertesi gün üstlerine başkası başka bir şey yapardı. halkın sesi olurdu trafolar. belki bir gün ben de her gün işinden okuluna giden ve yirmi yıllık öğrencilik hayatında sanat ve özellikle resim adına kendine pek bir şey katmamış bir vatandaş olarak katılırdım aralarına. güzel olurdu.
- trafolar üzerine resimler çizdirme projesi hakkında yapılacak muhtemel eleştirilerin akademik veyahut da halk kökenli olmasının trafoların çirkinliğinden -maalesef- bir şey götüremeyeceği bir gerçek. ha "zevkler ve renkler tartışılmaz" diyerek işin içerisinden sıyrılmanın mümkünatı varsa orasını bilemeyeceğim; fakat halkı mimarlık ve sanatla buluşturmanın yolu urban projelere "ortalama" bir seviye kazandırmak ise, daha önce de dediğim gibi, ben ve benim gibi düşünen insanların hepsi derhal elini eteğini ve de hayallerini çekmelidir istanbul trafolarından.
deniyor ki; "benim gibi sanat fakiri insanlar bu sanatsal trafolar sayesinde gündelik hayatlarına bir renk katabildiler"
bu argüman tartışılan konuya göre biraz fazla duygulu olsa da, kendi çapında bir değerlendirmeyi hak ediyor. müze, sanat galerisi, bienal gezmeye vakti olmayan kent sakinlerini sanatla kucaklaştıracak değer, otobüste giderken en fazla dört(4) saniye boyunca gördüğü "üç boyutlu kapı" resmi değil; belki de iyi tanıtılmış bir serginin/sinema filminin ucuzlamış bir biletidir. kaldı ki toplumun her ferdinin sanattan anlama veyahut da onunla iç içe olma gibi bir zorunluluğu da yoktur. seda sayan fani ortalama toplum neferlerini huzura erdirmenin yolu sanat eğitiminden değil; travma tedavisinden geçiyor benim bildiğim kadarıyla. kocasından dayak yiyen beş çocuklu kadına yaşama sevinci vermeye odaklı bir trafo da görmedim henüz. yapsınlar, ayakta alkışlarım.
kaldı ki evinizdeki sigorta kutusunu boyuyor musunuz yahu siz? "ya bu çok düz duruyor böyle. koridordan her geçişimde gözüme batıyor." diyip çiçek deseni falan çiziyor musunuz üzerine? eğer bu azbuçuk mantığa uyuyorsa; ben de gider boş bulduğum bir trafonun üzerine kocaman bir trafo çizer, altına da "bu bir trafo değildir" yazarım. o zaman tartışırız gerisini.
- üzerlerine resim yapılınca değerli bir nesne hâline geleceğini düşünmediğim yapılar. sinemalar, tiyatrolar yerine trafoların yapılacağı bir gelecekten mi korktuk acaba?
trafoların üzerine resim yapma projesinin halka sanatı sevdirmek, mimarlığa özendirmek, hayatı sorgulatmak gibi bir misyonu olduğunu düşünmüyorum. olması gerektiğini ise hiç düşünmüyorum. insanlara güzel bir şeyler göstermek başlı başına bir iştir. ve çekinmeden söyleyeyim ki ben trafolar üzerine çizilmiş resimleri genelde güzel buluyorum. bilemiyorum, belki gizli kalmış pastoral yanımı okşuyorlardır. ama bunun bir önemi yok. neticede iki önemli nokta var vurgulamak istediğim: biricinsi; trafoları birer sanat galerisi hâline getirerek onlara işlev yüklemeyi hedefleyen bir proje değil bu, hâlihazırda boş duran trafo duvarlarına resim yapmayı hedefleyen bir proje. ikincisi; bu projenin insanları ajdarlardan arındırması gerektiğini düşünmüyorum, sadece her gün televizyonda ajdar'ı gören bir insana güzel olan bir şey göstermek iyidir diyorum. bu görme işinin niceliğinin ne zaman nitel bir değişime yol açacağı önemli değil o yüzden.
unutmayalım ki, televizyon üzerine dantel örten annelerin çocuklarıyız. sigorta kutularını boyamamamız için de bir sebep görmüyorum bu yüzden. zaten sevdiğimiz filmlerin, grupların afişlerini asmıyor muyuz duvarlarımıza görmek ve göstermek için? e duvar duvar değil midir? binanın içini dışından ayıran sıva ve badanayla kaplı mukavim bir tuğla yığını... ama kabul edelim afiş asmak için çok uygun yerlerdir duvarlar. televizyonlar dantelle örtmek için, trafolar da resim yapmak için uygundur. mesele de bu kadar basittir.
- trafoların üzerine resim yapma projesinin halka sanatı sevdirmek, mimarlığa özendirmek, hayatı sorgulatmak gibi bir misyonu olduğunu düşünmüyorum. olması gerektiğini ise hiç düşünmüyorum. insanlara güzel bir şeyler göstermek başlı başına bir iştir. şöyle bir farkla; o güzel şeyin gerçekte ne olduğunu unutmamak/unutturmamak kaydıyla.
televizyon üzerine dantel örtme, salon sehpası üzerine yapay çiçek koyma sevdamızın; daha doğrusu böyle bir kültüre aşina oluşumuzun boyanmış trafoların güzelliğini, "bizdenliğini" ortaya çıkaran bir faktör olduğunu ne yazık ki söyleyemeyiz. biraz kassak söyleriz; fakat o zaman trafodan farkımız kalmaz. bence trafoyla trafo olunmamalı. trafonun kendisi olmasına izin verilmeli. bu ülkede trafoları özgürlüğüne kavuşturacak şey, üç beş isim yapmış ressamın üç boyutlu doğaçlamaları değil; dört duvarında gördüğümüz bol imla hataları eşliğinde edilmiş yazılı ilan-ı aşklardır, doksanda patlayan çamurlu topun bıraktığı izlerdir.
bir de deniyor ki; "zaten sevdiğimiz filmlerin, grupların afişlerini asmıyor muyuz duvarlarımıza görmek ve göstermek için?" sevdiğimiz grupların resimlerini duvara asarkenki asıl derdimiz saten şampanyaya boyanmış düz duvarları örtmek değil; eve biraz daha geç gitme ve karşı cinsle sevişme arzumuzdu diye düşünüyorum. meseleyi karıştırmamak lazım. o sebeple en iyisi barışalım düz ve boş duvarlarımızla. onların üzerinde yeterince pürüz ve kir var zaten.
- bunların boyanmasıyla ilgili iki noktayı daha vurgulamak isterim.
birincisi; trafo duvarlarının çirkinliğini örtme fikrinin saçma bulunuyor olması. sanattan anlamadığım gibi şehir planlama, şehir estetiği konusundan da anlamam. o yüzden bu benim tartışacağım bir şey değil. benim tartıştığım şey şu: şehirde herkesin göreceği bir yere resim yapmak isteseydiniz nereyi seçerdiniz? bu soruyu, eve gelen manitalara sevdiğiniz grupların afişlerini sergilemek isteseydiniz nereyi seçerdiniz sorusuyla karşılaştırıyorum. ikisinde de amaç çirkin duvarı örtmek değil, güzel bir şeyi sergilemek.
ikincisi; "üç beş isim yapmış ressamın üç boyutlu doğaçlamaları" mı daha "sanattır", yoksa "çamurlu topun bıraktığı izler" mi meselesinin beni pek ilgilendirmiyor olması. "trafoları bırakalım nasıl görünmek istiyorlarsa öyle görünsünler" fikri beni aşan derinlikte mecazlar içeriyor. zaten trafolar boyanana kadar dönüp "a, ne güzel trafo, bir sürü yaşanmışlıkla bezenmiş..." diyen görmemiştim. o yüzden konuyu bu kadar karışıklaştırmayalım derim.
başta meseleyi kendimin de büyüttüğünü görebiliyorum şu anda. olayın sanatla, toplumla, vs. o kadar da ilgisi yok aslında. derdim şu ki; ne yalan söyleyeyim, çıkıp "trafolar trafodur, boyamak saçmadır!" demeyi abartılı, deyim yerindeyse "sanatçıca" buluyorum. "her şey bitti trafolar mı kaldı?" demek ise konuyu çarptırmak olur besbelli. bu noktada "resimleri gördüm çirkin olmuşlar." denmesi anlayışla karşılayacağım bir eleştiri olurdu, ancak belli ki resimler kimsenin umrunda değil. trafo gibi bir değerimiz daha elimizden alındı ya, biz ona yanıyoruz.
- rafineri bünyesinde hizmet veren, interaktif, doğrudan ve entegre pazarlama hizmetleri sunan ajans.
- trafoların boyanmasını fatih köprüsünün ışıklandırılması ve akşam sahil keyfimizin içine yeni bir tat katılmasıyla paralel ele almak da mümkün. bu da beni sanat sanat için midir yoksa halk için midir sorusuna getiriyor.
belediye eliyle yapılan sanat, takdir edersiniz ki devlet güdümlü, politik amaçlı oluyor. amaç insanlara sabahları bir kaç güzel resim göstermek, onları mutlu etmek ve oyları parsellemek. benim vergilerimle dikilmiş trafoların akp'li belediyelerin popülist politikaları için kullanılması elbette ki canımı acıtıyor.
halbuki tabandan yükselen, kendiliğinden gelişen bir halk hareketi elinde sprey boyalarla o trafoları renklendirseydi, atıyorum bir genç bir trafonun üzerine konmuş gibi duran üç boyutlu dantel resmi çizseydi, o zaman sanat için yapılan sanattan bahsedebiliyor olurduk. hâlâ da geç kalmış değiliz. düz veya boyalı, devlet egemenliğinin estetik duygularımızdan bilr faydalanarak gücünü arttırmasına dur diyebiliriz bu kanalı kullanarak.
dramatize ettiğimin farkındayım ama unutmayın, devrim bazen sadece bir trafonun üzerine çizilmiş dantel resmiyle bile başlayabilir. bize tek gereken o ilk kıvılcım.
- hiç kuşkusuz trafolar yüklü oldukları elektrik gereği korkunç canavarlara benzetilebilirler. patlamaya, yanmaya, küle çevirmeye hazır gerilim yüklü karmaşıkyapıdakinesneyaratıklar. yaşadığımız ülkede elektrik prizlerine hatta bizzat küçük ölçekli trafolara sigara sokup yakmaya çalışma suretiyle cenaze namazları kılınmak zorunda kalan insanların efsanevi hikayeleri anlatılır ve askerlik yapmış olanlar bilir; askeriyede herkese 81 maddelik bir kağıt imzalatılır ki içinde bizzat yukarıda bahsettiğim efsane tekrarlandığında askeriye bundan sorumlu tutulmasın diye "elektrik prizlerinde sigara yakmaya çalışmayacağım" maddesi yer alır. trafolar imzalamak zorunda kaldığımız saçma sapan kağıtların da anlatmaya çalıştığı gibi uzak durmamız gereken, sevmememiz gereken, duvarlarında yaratılmış egzotik manzaralara bakıp hülyalara dalmamamız gereken yapılardır.
yukarıdaki paragrafa uygun olarak, şimdiye kadar üzerlerine vatandaşları uzak tutması için kurukafa çizilen trafolara bir anda böyle bir düzenleme yapmak, üzerlerine kuş, böcek, manzara resimleri çizmek halka olan güvenin artmasıyla mı ilgilidir yoksa ortada çok büyük bir ihmal mi vardır? bir gecede yapılan devrimler, darbeler gibi, bir anda alınan bir kararla trafoları çok tehlikesiz yapılarmış gibi göstermek sadece ve sadece halkın hayatını hiçe saymaktır. hele ki halk gidip o trafonun duvarına işeyebilecek kadar hayatını kendisi dahi hiçe sayabiliyorken.
iççirkinliklerimizi saklamayı sevmemiz ya da buna mecbur oluşumuz gibi, çevremizde yarattığımız çirkinlikleri de bir süre sonra giydirip, süsleyip güzelleştirmeye çalışıyoruz ki sadece trafolarla sınırlı olmadığı hepimizin bilgisi dahilinde.
illa ki trafo dediğimiz canavarlar resimlenmeli diyorsak mustafa horasan a boyatmanın ya da en azından onun resimlerine benzeyen resimlerle donatılmalarının bu canavarlara daha uygun olacağı kanısındayım ama tabi horasan bunu okusa “hadi ordan trafo mu boyayacağız lan bu saatten sonra” diyebilir ki sonuna kadar da haklıdır.
http://www.mustafahorasan.com/...
- yanınca çok kötü kokar bunlar. içind ne var böyle kokan bilemiyorum. sanırsam sarımları zarflayan yalıtkan materyal. nefes alınmıyor.
- deniz yılmaz'ın tek kişilik projesi..
(bkz: www.myspace.com/dyilmaz)
(bkz: yak)
(bkz: durduramazsın)
(bkz: sensizbensiz)
|