|
|
- iş bu durumun benzerine karpuz kabuğundan gemiler yapmak filminde rastlanmaktadır.
aslında yıllıklardaki fotoğraflardan* dem vurmaktı amaç; ama yönlendirildik.
bu aslında ilk başta, yani türkiyedeki erkeklerde görülen psikolojik rahatsızlığın bir sonucudur. türk kızları çok seçici olduklarından ve genellikle ilkokulda traşlanan erkek kafaları zihinlerinin bir yerlerinde yer ettiğinden ve türk erkeklerinin alameti farikası göbek ve kel kafa olarak gösterildiğinden, ister istemez hem erkeklerde hem de kızlarda belli başlı travmalara yol açmaktadır.
yukarıda, mevzuya kısaca değindikten sonra bir bilimadamının türkler hakkında yaptığı araştırmadan sonra vardığı ''türkler fotojenik değillerdir'' çıkarımı da ekleyelim ki yazımıza, aslında neyle karşı karşıya olduğumuzu net olarak görebilelim.
ilkokul yıllarında saçların bir parmağı geçti lan deyip berbere yollanan, hatta yollanmadan önce berbere kolaylık olsun diye bir terziden aşırılan makaslarla tren yolu şeklinde oyuklar açan öğretmenler(saygıdeğer öğretmenlerimiz kusura bakmasın ama öyleydi) müsebbibidir türk erkeklerinin saçla olan hastalık derecesindeki manyaklıklarının. bir de buna fotojenik olmamayı ekleyin, aman aman...
konumuza malzeme olan türk erkeği okumuş anne babaların çocukları değildir. onların adı berk, berkcan, cancan, can, doğacan, kaansu vb olduğu için(valla ayrımcılık yapıyorum ama öyle) bu yukarıda bahsi geçen uygulamalara maruz kalmamışlardır. bizim konumuza başkahraman olanlar ahmet, mehmet, isa, hakkı vb leridir. aileleri tarafından ödevlerinde yardım görmeyenler, cicili bicili beslenme çantalarıyla okula gönderilmeyenler, cicili bicili elbiseler giymeyenler, ceplerine action man alacak para konmayanlardır. bu çocuklarımız berbere ancak öğretmen onları kırptıktan sonra giderler. zaten saçla ilgili bir dertleri yoktur, kafalarında saç bitmiştir, onlar da yabancı oldukları bu ot cinsine karışmamakta, okullarına gidip kah yaramazlık yapmakta, kah ağaçlara tırmanmakta ya da devletin hangi amaçla koyduğu belli olmayan, sırayla yükselen demirlerde değişik akrobatik hareketler yapmaktadırlar. derslerle de pek ilgileri olmamakla birlikte, misal merkür tam olarak nerede bilmemektedirler. zaten fotoğrafı da ya çükleri sünnetçi denen azman tarafından kesildiği zaman ya da komşunun şatafatlı düğünü esnasında yanlışlıkla kareye girmeleri sonucunda görürler; yoksa nerde fotoğraf filan.
işte bunlardan şonra şunu diyebiliriz: konumuzda anlatılan erkek cinsi olan cins(misal o cinsten biriyimdir ben de kendimi acındırmak gibi olmasın, yönlendiren kardeşim de öyledir) fotoğraflardan bir gulyabani görmüşçesine kaçar, berberden sanki çükünü kesecekmişçesine ürker. kendisiyle de pek meşgul olmadığı için ne berberle ne de fotoğrafçıyla işi olur. zoraki fotoğraf çekimlerinde ne yapacağını bilmediğinden ya gülümser, ya bön bön bakar; ama her halükarda bilimadamının da dediği gibi foto ve ojenik değildir.
işte burada asıl mevzumuza gelebiliriz artık. kendi görüntüsüne ancak vitrin camlarında tesadüfen rastlayan bu erkek cinsi üyemiz, bakar ve bakar. sabahları aynada kendi suratını, saçını gördüğünde alışır kendine. hiçbir şeye dokunulsun istemez, o halinden memnundur. ama toplum devreye girer burada, çünkü toplum fertlerinden düzgün, traşlı ve bakımlı, yani tabiri caizse berkcanların bir alt versiyonu olmasını istemektedir. korka korka gider berbere, sonrasında da bir yer için gerekli olan fotoğrafı çektirecektir. fakat düşünür, acaba traştan sonra ben neye benzeyeceğim? ne olacağım ben? bir kaç arkadaşının traştan sonra ne kadar değiştiğini, hatta onları tanıyamadığını düşünür. korkar, ya ben de onlar gibi öcü olursam diye. içinde hezeyanlar, çocukluk sanrıları, boşver der, boşver ilk önce fotoğraf çektireceğim ben. sonra berbere gideceğim. en azından fotoğrafım bana benzesin.halbuki bir berkcan ve onun cinsi her zaman içiçedir fotoğraflarla, berberlerle. o zaten her zaman cilloptur, traştan önce de sonra da...hatta onun traşı düzenlidir, hatta fotoğrafını bile aylık olarak çektirip albümünde koyar: (bkz: bir berkcanın kişisel fotoğraf albümü)
sözün özü içindeki korkuyu yenemez, yabancı gözlerin üzerine dikilip de onu soyup soğana çevirmelerine müsaade edemez. fotoğrafçıya gider, sırtını dik tutar, yakasını açar(fotoğrafçı istemektedir artiz görünmesi için) güzel bir sırıtış kondurulur ve flaş flaş... artık rahattır, artık berbere gidip bir öcüye dönüşebilir.
iş bu yazı o ruh halini tam olarak anlatamamaktadır. iş bu yazıya devam etmek isteyecekler berkcan ve neslini kullanabilirler. bu yazı o ruh haline giriş kısmıdır. belki kalemine güvenen, psikolojik tespitte dibe vurmuş, o anlarını, soğuk terlerin nasıl da sırttan yavaş yavaş inip, iki lobun arasından serinletici etkiyle geçişlerini yaşayanlar tasvir edebilir ve bu mevzuya bu girişten sonra bir gelişme ile açıklık getirebilirler.
|