|
|
- türk insanının beceremediği ve asla beceremeyeceği şey.
efendim futbolla azıcık ilgilenen herkes bilir, bizim futbolumuzda “füze” diye tabir edilen, kodum mu oturtan, barajdaki adamı hastanelik eden, kameraların hızına yetişemediği şutlar pek görülmez. bizim futbolumuz bir ronald koeman, bir roberto carlos yetiştirmemiştir. en son bir hami'miz* vardı, az sönce saydığım yabancı meslektaşları kadar olmasa da sert vururdu. o da gitti tam oldu.
tamam toplara iyi vuran oyuncularımız var, bir nihat olsun bir hamit altıntop olsun, bunlar iyi adamlar. ama malesef yeterince iyi değil. mesela son dönem yıldızlarımızdan arda, yeni yeni adı duyulurken bir röportajında şöyle diyor:
"ben toplara sert vuramıyordum, bu yüzden teknik vurmaya çalıştım; kendimi o yönde geliştirdim."
üzülme arda, toplara sert vuramaman senin suçun değil. bak şimdi sana nedenini anlatacağım:
şimdi efendim gençliğinde, çocukluğunda mahalle aralarında futbol oynamışısızdır hepimiz. o maçlarda kaleye geçen bir adamın ilk sözü ne olur? soruyorum size ne olur? tabii ki "abanmak yok" olur. kaleye geçen kişi, kendi kafasının gözünün yarılmaması, takımlarının patlamaması uğruna türk futbolunu katleder. ee şimdi çocukluğundan beri toplara sert vurması yasaklanmış bir kişi, büyüyüp futbolcu olduğunda nasıl sert vursun topa? alışmadık götte don durur mu?
ben böyle bencillik görmedim arkadaş. bu mudur futbol aşkı? bu mudur milli takım sevgisi? semih gol attıkça zıplamakla, sözlükte giri döşenmekle milli takım sevilmez. biz kaleye geçtiğimzde rahatça, "abanın lan, istediğiniz kadar sert vurun" diyebildik mi zamanında? diyemediysek şimdi kalkıp da "ulan frikik atacak adamımız yok", "bizimkiler hiç uzaktan şut çekmiyor" demeye hakkımız yoktur. zamanında sen karnına top gelmesin diye şut çektirmedin adamlara, işte böyle oldu.
haa, bir de bizim elimizde olmayan sebepler var tabii. mesela coğrafi koşullar. bildiğiniz gibi türkiye çok dağlık ve engebeli bir ülke. böyle olunca futbol oynamaya elverişli saha bulmak çok güç oluyor. bulsan da dört tarafı yokuşlarla çevrili oluyor.
mesela benim küçükken oynadığım sahanın (saha dediğime bakmayın, bildiğin arabaların geçtiği yol) kale arkaları hep yokuştu. bir forvet oyuncusu topa şöyle sağlam bir şekilde vursa cezasını en ağır biçimde çekerdi. iki kilmotre aşağıdaki bir duvara kadar koşardı topun peşinden. sonra bir de o yokuşu geri tırmanırdı. maç yapacak hali kalmazdı sonradan. hep korkak yetiştik biz bu yüzden, toplara sert vurma konusunda. en makbul gol kaleciyi çalımlayıp topu kale direklerinin (direk dediğim de yine bildiğin taş) arasından geçirip geri çıkarmaktı.
oysa ronald koeman öyle mi? değil! hollanda'da yetişmiş adam. bildiğiniz gibi hollanda dümdüz bir yer. akarsular aşındıra aşındıra deniz seviyesine indirmiş tüm ülkeyi. yokuş desen yok, dağ desen yok. koeman da gönlünce vurmuş toplara küçükken. en fazla denize kaçar top, onu da hemen alıverirsin. oh mis gibi.
roberto carlos'da da aynı durum var. adam uçsuz bucaksız sahillerde top koşturmuş. orda da serbest toplara sert vurmak. bi de kum var bacakları güçlendiriyor. daha ne olsun?
burdan yetkililere sesleniyorum. bu konuya eğilin lütfen. bakın sebepleri sıraladım, şimdi çözüm yollarını da söylüyorum, size sadece uygulamaya dökmek kalıyor. lütfen kayıtsız kalmayın:
öncelikle her mahalleye iki adet (iki takıma da birer tane olmak üzere) yarı profesyonel kaleci tahsis edilmeli. hatta yarı profesyonel olmasına gerek yok; "abanmak yok" demesin yeter.
sonra da türkiye'nin coğrafi yapısına el atılmalı. engebeler, dağlar düzeltilmeli. özellikle de çocuk nüfusunun yoğun olduğu yerlerde. hadi bu çok zor geldi diyelim, o zaman yine her mahalleye iki kale arkasını koruyacak, giden topları getirecek, part time maaşlı top toplayıcı tahsis edilmeli.
bunları yapın, 10 seneye dünya kupasını alamazsak gelin beni bulun. ben burdayım!
|