|
|
- bir dönem çocukluğunun en güzel hayali.
başarmak için bir adet tuşlu telefon, bir -tercihen renkli- televizyon, el kol koordinasyonu, hugo'ya çıkabilecek kadar da şans gerekliydi.
çocukluğun saflığından mıdır nedir, dikkatimi celbetmiştir hep, çocuklar altın keselerini toplamak için canlarını tehlikeye fazla atmazlardı, oyunu bitirseler falan mutlu olurlardı, sıralamada gözü olan pek azdı.
şimdi ben oynasam o oyunu her keseyi almaya çalışırım, alamadıkça baştan başlarım, zevk alacağıma mal gibi sinirlenirim.
tolga abi, ki artık abisi mi kalmış amcam yaşında adam, çıkıp şöyle derdi:
topladığın altın keselerinden (çıkırıçıkırı) x puan
oyunu bitirdiğimiz için 50 puan (damalı bayrak)
y canın kaldığı için y puan
alt alta yazıp topla işte.
- arada bariz bir delay olduğu için keseyi görür görmez basmak gerekiyordu bu x kadar puanı kazanabilmek için..nitekim geç idrak sahibi hugo (böyle dememek gerek, ne de olsa hatların bok yemesi) siz tuşa bastıktan 1-2 saniye sonra kıçını kaldırıp keseyi almak için zıplıyordu..ama ne olursa olsun her zaman söylemişimdir, o çocukluk yılların vazgeçilmeziydi..çıkırıçıkırıçıkırı..tam 1500 puan toplamışız..
- bir anda gece gece çocukluğumu özlediğimi farketmemi sağlayan cümle
- (bkz: necmettin erbakan)
- çocukluğumun oyunu hugo'nun bölüm sonu bi moka yarasa da yaramasa da çıkıp saydığı puanlar. sanki dolara çevirip verecekler anasını satayım. bi arayıp oynamadım şu hugoyu televizyonda, ama rüyamda biçok kez oynadım, bi kere de puanlarımı hesaplatmadım. kaç olmuştur kimbilir.
- (bkz: hugonun amına koyayım)
sadece bir çağrışımdı...
- hugo'nun ilerleyen versiyonlarında, (kaykay,su altı,...) oyunun sonunda hesaplanırken topladığın elmas başına on puan alırken, kalan canınız başına bir puan alıyordunuz.
yani hugonun canının elmas kadar değeri yoktu be.
- tolga abinin ilginç bir tonla söylediği söz öbeği
|