|
|
- top oynatmayan amcalara göre daha korkunçturlar. top oynadığımız sahanın yanında fındık bahçesi olan bi teyze vardı. yaşadığım yer olan düzcede fınfıkönemli bir geçim kaymağı olduğu için fındıklara dalmak ölüme kadar sonuçlanabilirdi. neyse biz bu olayın farkındaydık topun oraya kaçmaması dışında girmezdik. ama ihtiyatlı teyze bizim sahayla birleşen kısmını dikenli telle çevirdi. o teller nedeniyle ne kadar çok topumuzu feda ettik. bi gün topumuz fındığa kaçar tabi topu almaya giden şanslı ben olurum. topu almak için eğildiğimde teyzeyle göz göze geliriz. beni etkileyen şey tezinin gözlerinden çok elindeki keser olmuştu. keseri görür görmez bağıra bağıra kaçmıştım. bir onu bir de teyzeni arkadan ettiği ilginç bir o kadarda ağır küfürleri hatırlıyorum. dikenli telden atladım , eşofmanımın yarısınıda dikenli tel ve teyzeye bırakmıştım. ucuz kurtuldum .
- kulakları tırmalayan, iğrenç, tiz bi sesi vardır bu teyzelerin. hani teyze demeye bin şahit lazım. yaratık resmen... sadece kalecilerin mevkisini bildiği sokak arası maçlarının kabusudur bunlar.
koşmaktan pancar gibi olmuş suratlarıyla ve bilmemkaç kilo-pascal lık sümük vakumlama kapasiteli burunlarıyla toplarını koltukaltına sıkıştırmış teyzenin karşısına dikilmiş, acaba ne diyecek diye bekler mahallenin veletleri;
-kesiciğim topunuzu..! (hay allah belanı versin... nasıl ses lan bu ?!? )
o ara kulak zarı patlayan veledin biri kaybettiği dengesini aramak için yere düşer... belki de yorgunluktan, emin değilim... metanetli olanlar yardımına koşarlar. istisnasız herkesin elleri belindedir. umudu kesenler teyzeye sırtlarını dönüp iki adım atarlar ve tekrar teyzeye yüzlerini dönerler. bu hareketin içinde "ya hadi yapma be teyze.. mna koyim senin" yalvarma ve çemkirmesi gizlidir... teyze elindeki yüzde 15 can götüren aduketin farkındadır ve ikinci darbeyi indirir;
-kesiciğim topunuzu..! (hay ananı...)
rehin verilen top meşin de olsa, kames 7 kat da olsa sonuna kadar dil dökülür, patlatmaması için teyzeye bin türlü söz verilir.
topun akıbeti, gençlerin o sokaktaki geçmiş fikstürüne bağlıdır...
sicil temizse teyze topu iade eder ve arkalarından bağırır;
-bidaha burda top oynayın, topunuzu kesiciğim..!! (topunuzu derken?!)
- bu amına kodumun teyzeleri pek çok kişinin çocukluğunu zehir etmiştir. çocukluğumu geçirdiğim (halen de oturduğumuz) ev bir kooperatif sitesindeydi. sitenin planı bir kareye benziyordu. apartmanlar sitenin kenarlarına bir kare şeklinde inşa edilmiş, karenin içinde kalan alan ise çimlendirilmiş, yer yer ağaçlandırılmıştı. biz çocuklar için, dışarıdan tamamen bağımsız, harika bir oyun alanıydı. ama sitemizde bir hülya teyze vardı ki, ne zaman bu mükemmel spor kompleksinde oyuna başlasak, yarrak gibi penceresinden çıkar, bizleri kovalardı. karşı da gelemezdik mk, manyak bir kadındı, çok korkardık. bu karı yüzünden, mis gibi çimde top oynamak varken, sokak aralarında, betonda düşe kalka oynamaktan diz kapaklarım harita gibidir. zalimdi beton, bir düştün müydü affetmezdi, ama çim öyle mi, düşeni kucaklardı adeta. ey hülya teyze senin yüzünden kaç sabinin canı yandı, kaçının yolda oynarken futbol topu araba altında kalıp patladı (sırf benim 2 kere) hiç bunları düşündün mü, bencil orospu.
bu hülya teyze karısı tam da bizim evin altında otururdu mk. ne zaman evde 2 adım koşsam alttan güm güm vururdu yelloz. allahım seçip de mi veriyor bilmem ama altımıza böyle bir manyak taşınınca, kendisi de epey atarlı olan bir kişi olan annemle, hülya teyzenin kapışmaları mahalleye ün salmıştı. garip bir biçimde, evin beyleri olan babam ve hülya teyzenin eşi hiç bu tartışmalara katılmazdı. onlar sabah günaydınlı, akşam iyi akşamlarlı, seviyeli komşuluk ilişkilerini sürdürdüler. annemle, hülya teyze kapışadursun arada olan bana ve ablama oldu. hep gürültü yapmamalıyız düsturuyla oynadık evimizde, psikolojimiz bozuldu.
bu karı mahallede nasıl bir etki bıraktıysa, sadece çocuklukları hülya teyzenin kuruluş ve yükseliş dönemine denk gelmiş bizim nesli değil, mahallenin gelecek jenerasyonlarını da etkilemiştir. çocukluk yıllarımızın atakan, cazgır hülya teyzesi artık etliye sütlüye karışmayan biri olup çıktıysa da, şimdiki nesil de apartmanlar arasındaki çim komplekste oyun oynamaz. sorsan nedenini bilmez sabiler, ama yerleşmiş bir gelenek olmuştur artık, orada oyun oynanmaz. kendisine buradan sesleniyorum, e be hülya karısı, bizler iyi çocuklardık. birisi çıkıp bebek uyuyor çocuklar başka yerde oynayın dediğinde hiç ikiletmezdik. sen de deseydin, çocuklar kafam gelmiyo benim gürültüye, bağırıp çağırmadan oynayın diye, valla yapardık, yemin ki...
- benim için sadece "nimet teyze"dir. *
nimet teyze orta yaşlı, diri vücutlu... (yok, bu başka bir hikayeydi.)
nimet teyze 40-50 yaşlarında, siyah saçlı, iğrenç, cırtlak sesli şirret bir kadındı. nitekim, (tamam, o zamanlar "nitekim" kelimesinin anlamını bilmiyorduk belki.) kendisine "cadı nimet" denirdi.
eskişehir ... fabrikasının ... lojmanlarında yaşayan "kendi halinde" bir teyze miydi? hayır.
koskoca lojmanda maç yapılabilecek en güzel boş alanın hemen dibindeki* apartmanın zemin katında ikamet eden şirret bir teyze miydi? evet.
ruhu nasıl bir delilikle sınanmışsa artık, bu nimet teyze plastik topları keserdi, tenis toplarını keserdi, pinpon*toplarını topuklu teyze terliğiyle ezerdi. bu yetmezmiş gibi kames topların dokuz katını birden tığla delip geçerdi.
futbol toplarını ekmek bıçağıyla paramparça edip, hem topların hem de top oynayan biz çocukların en asil duygularıyla oynardı.
hepimiz nimet teyze korkusuyla büyümüştük...
kabus gibiydi; o boş alanda o kaleden bu kaleye giden topun kokusunu, yüzük peşinde sağı solu dikizleyen sauron'un gözünün frodo'yu görmesi gibi hissederdi. (konu niye buraya geldi, bilemedim.)
günlerden bir gün, eskişehir şekerspor malzemecisine yalvararak ele geçirdiğim mikasa top (buraya dikkat, mikasa diyorum!) attığım fantastik bir vole sonucu gol oldu; ama sonra, daha sevinmeme fırsat kalmadan nimet teyze'nin camından içeri girdi.
içeriden ölümcül bir çığlık koptu. ve gözü dönmüş nimet teyze balkona fırladı.
"topunuzu kesiciiiim üleeeeyn!" demesiyle beraber koşarak tekrar içeri girdi. geri döndüğünde elindeki balta(bildiğin oduncu baltası, küçük boy), topumuzu olmasa da beni keseceğinin sinyallerini veriyordu.
"kim attııı üleeeeeeyn bunuu!" dediği anda bayılmışım.
"...ve şarkta yükselen cadı nimet sunulan yemi çelik dişleriyle kapmıştı."
(burada hikayeye yan komşunun sümüklü çocuğu devam ediyor.)
thecrimson (kullanıcı adımı nereden biliyorsa velet!) yere düşer düşmez hepimiz kaçıştık. ağaçların arasından nimet teyze'yi izliyoruz. cadı nimet iki harekette baygın arkadaşımızın yanına geldi. daha doya doya oynayamadığımız mikasa'yı thecrimson'ın başının yanına koydu. hangisini önce keseceğine karar verememiş gibi görünüyordu...
sonra aniden baltasını havaya kaldırdı ve "top canavarııııııı" nidasıyla tüm gücüyle yere indirdi. buradan sonrasını izleyemedik; kaçarak uzaklaştık.
(tamam pis velet, ben devam edeyim! kaçmışsınız zaten...)
müthiş bir fıslama sesiyle uyandım. ilk gördüğüm şey mikasa'nın yarılmış bir halde yanımda uzanıyor olduğuydu. birden gözlerim cadı nimet'in kanlı gözleriyle buluştu. ölmüş olan mikasa'nın acısıyla nimet'e okkalı bir tekme savurdum ve ayağa kalktım.
yere devrilen nimet sinirden kudurmuş gibiydi; avını ağından kaçırmış örümcek gibi kıçından nefes alıyordu. yarılmış olan mikasa'yı hızla yerden aldım, onu tamamen ikiye ayırıp bir yarısını kafama savaş başlığı olarak geçirdim.
nimet de ayağa kalkmış, beklemediği bu düşman karşısında iyice sinirlenmişti. aniden baltasıyla saldırıya geçti. fakat öfkesi onu yanıltmıştı; hedefi ıskaladı ve hafifçe öne eğilmiş bir halde kalakaldı.
tsubasa'dan öğrendiğim son savaş taktiğiyle hızla saldırıya geçtim. mikasa'nın kalan yarısını cadının dikkatini dağıtmak için havaya savurdum. cadı nimet'in gözleri toptan geriye kalanları takip ederken havaya sıçradım; çift burgulu ters salto atarak fantastik bir rövaşata-tekmeyle nimet'i tam kafasından vurdum...
bu melun kafa, on gol yemiş takımının tek golünü kaydeden bir futbolcunun vuruşu sonucu ağlara yuvarlanan hüzünlü bir top gibi ayaklarımın dibine düştü.
... birden tekrar uyandım. annem yorganımı düzeltiyordu.
"nimeğğt?" dedim.
"kıçın açıkta kalmış" dedi.
tekrar uyudum...
ama cadı nimet savaşları devam edecekti...
- (bkz: top aynatmayan amca) nın karısı
|