yaygın olduğu dönemde turbo ismiyle taklidi çıkan, hatta bu taklitlerin hızını alamayıp aynı tombow kutularında uç basması sonucunda, kalem uçlarının üzerine hologram yapıştırmak zorunda kalmış olan firma.
(bkz: burası türkiye)
faber castell in tombul kalemleri piyasaya sürüldüğünden beri pabucu dama atılan,istanbul'da her binanın tepesine ''damlara pabuç atmayınız'' türünden yazılar konulmasına ramak kala tbmm tarafından tedavül den kaldırılan 5 ila 6 yıl arası geçmiş zamanda rotring ile rekabet edebilmiş uçlu kalem.
sizin de uçlarınız bittiğinde kutuları birikiyor mu? depozitolu uç kutusu yapsanıza! hem bunun yanında üreteceğiniz "bozuk parayla içecek alma makinası" gibi bir aletle isteyen istediği kutuya istediği kadar uç doldurur. maliyetleri düşürürsünüz. insanlar da "yok kardeşim bizde 0.3 uç!" tepkilerinden kurtulur. hatta mümkünse aletin adı "tombow-matic" olsun.
mikro'nun kat kat kalitelisidir.mikro denilen uç zırt pırt kırılır bükülür,ama bu tombo uçlar her türlü baskıya direnirler,bu da yetmez bir de çok güzel yazarlar.
alışkanlık olmuştur bende, kırtasiye ihtiyaçlarımı giderirken uç almayı düşündüğümde, gözlerim hep tombo'yu arar diğerleri, tombo yoksa tercih edilir. ancak ilginçtir ki o, yılların tombosu, meğer tombow muş. bunca yıl isminin sonundaki x harfini nasıl saklamayı başardığını çözemediğim bir uç markası.
fujika adlı kıytırık bi kalemim vardı ilkokulda.. aslında kullandığım ilk uçlu kalemimdi bu.. ilk uçlu kalemim olmasına rağmen uyuz oluyordum bu kaleme.. babamın bakırköybeyaz adam'dan aldığı bu uyduruk şey, tahta kalemleri arattırıyordu bana.. biraz paragrafın anlam bütünlüğünü bozalım dilerseniz.. ilkokulu okuduğum okul hakkında biraz bilgi vermek gerekirse, sınıfların tabanı tahta ile kaplıydı ve bu tahtalara düzenli olarak zift dökülürdü.. bu yüzden okulumuz 7/24 kazan dairesi gibi kokardı.. neyse bu önemsiz bir ayrıntıydı, ama esas olan şey ise sınıfın tabanındaki tahtalar arasında bir parmaklık açıklık olmasıydı..
günün birinde bu kalem benden o derece sıkılmış olacak ki, elimden kayıp o tahtaların arasından özgürlüğüne kavuştu.. gitmişti fujika.. artık elimde tutsak değildi.. ama lanet olasıca kalem bu sefer okulun tutsağı olmuştu, salak.. kaleme o kadar da uyuz olmadığımı, içimden gelen "cızzz" sesini duyduğumda anladım.. harbi çok koymuştu lan.. hocanın ders anlatmasına aldırış etmeden eğilip kalemin girdiği aralıktan aşağıya baktım, bir de hocadan azar işttim üstelik.. ha pardon öğretmendi onun adı o zamanlar..
tenefüs olunca ilkokul arkadaşlarımın da bana katılmasıyla bir kalem kurtarma çalışması başlattık.. önce iple kurtarmaya çalıştık, olmadı.. sonra içeri çubuk felan soktuk ama lanet tahta zeminden aşağıya en az bir karış mesafe vardı.. ancak biraz dikkatli aşağıya baktığımızdaysa fark ettik ki, sınıfımızın altında bir hazine varmış.. evet.. silgiler, kalemtraşlar, kalemler ve envai çeşit kırtasiye ürünleri.. tabii bu keşfimiz benim kederimi dindirememişti.. ben hala o kıytırık fujika kalemin yasını tutmaktaydım.. arkadaşlardan biri "yarın mıknatıs getireyim, onu ipe bağlarız mıknatısa yapışır çekeriz" diye çılgınca bir fikir ortaya atmıştı.. ona aldırmayacak kadar üzgünmüşüm lan şimdi fark ettim.. aslında güzel fikirmiş bak..
ancak tam o sırada, o hüzünlü anımda beni ferahlatacak bir şey dikkatimi çekti.. tahtalar arasındaki açıklıktan ışıldıyordu.. yüzümde yavaş bir gülümseme belirdi.. bu sıfır kilometre bembeyaz bir tombow kalemdi.. o da yıllar önce benim gibi birinin ellerinden kurtularak "tutsaklığa" havalanmıştı.. tabii o zaman düşüncelerimin arasına bir önceki cümle gibi soyut şeyler sıkıştıramıyordum.. düşüncelerim direkt hedefe yönelikti.. bu kalemi abilerim ablalarımda görüyordum.. en önemli esprisi, kalemin üstündeki dönen bir mekanizma ile taktığın ucu kalem üzerinde gösterebilmendi.. 2b, b, hb.. tabii çocuk kafasıyla bunu şöyle yorumlamıştım; o mekanizma sayesinde kaleme hangi ucu koyarsan koy istediğin koyulukta yazı yazman mümkündü.. işte bundan dolayı o kaleme karşı derin bir arzu doğdu içimde.. ancak o zaman, arkadaşların benim kalemimi kurtarma çalışmaları önem kazandı.. almışken onu da alırız, diyordum.. çok heyecanlanmıştım..
bu hüzün - mutluluk çalkantısı yaşadığım günün ardından ertesi gün tekrar okula geldiğimde beni bir sürpriz bekliyordu.. pek sevgili yaşar öğretmenim benim önceki gün yaşadığım "kalem travması"ndan çok etkilenmiş ve hemen o günün sabahı tahtaların aralarına çıtalar yerleştirerek aralıkları sonsuza dek kapatmıştı.. ne fujika kalemi, ne de tombow kalemi bir daha görememem demekti bu.. üstelik oradan çıkarılacak silgiler bize bir hafta yeterdi.. aslında bir sezon da yeterdi ama silgiyle maç yapıyorduk o yüzden çabuk bitiyordu silgilerimiz, daha doğrusu kayboluyordu.. bu arada, bir silgiyi bitirebileniniz var mı? neyse.. o kalemleri bir daha göremedim.. muhtemelen hala bakırköy ilköğretim okulunun 130 yıllık binasının 2. katının merdivenden çıkınca arkada sağda kalan sınıfının tabanında beni beklemektedir.. aslında sınıfta nerede olduğunu da söylerdim ama gidip çıkarırsınız diye söylemiyorum sevgili okur kusura bakma.. bu "korkunç" günleri kısa sürede geride bıraktım neyseki..
bu olaydan yıllar sonra, büyüyüp yazı yazmaya başladığımda, hatta dört işlemi aklımdan yaptığımda yani 5. sınıfa geçtiğimde artık o günler çok geride kalmıştı.. aslında 4 yıl geçmiş lan.. vee bir tombow kalemim vardı.. bordo renkliydi ama bu seferki.. ve kalemin üzerindeki mekanizmanın ucu değiştirmediğine iyice kanaat getirmiştim.. beraber eğitim hayatımın en önemsiz yıllarını bir harita metod defterine aktarıp durdum.. hanife hoca'dan tokat yediğimde cebimden fırlamasının dışında büyük bir ayrılık yaşamadım tombow kalemimle.. kim bilirdi aramızdaki bu güzel ilişkinin bir rotring tarafından bozulacağını..
uçlarına diyecek lafım yok, oldukça kaliteli onlar; ancak kalemleri pek kolay çatlıyordu tombow'un. ucundaki demir kısmın birleştiği noktadan çatlayarak ayrılan birçok 0.6(evet 0.6 milimetrelik uç üreten tek firmaydı bildiğim kadarıyla) tombow kalemim oldu geçmişte. mor ve gri renklerini sever alırdım, lakin çatlamaları üzerdi beni.
kazık fiyatlarıyla sırf artizlik için alınan uç markası. tombow 2b imiş, yemişim. faber castell var 2b mis gibi 5li tombow'un 1-2 kutusu fiyatına. hatta bir ara migros'ta (yıl 2004e tekabül eder) 10lusu bir kutu tombow fiyatınaydı.
hayatımın uç markası.bu ucu aldıktan sonra tüm sınavlarımdan geçer not aldım.tavsiye ederim.önceleri ben de inanmıyordum ilk kez denedim fakat doğruymuş!!
gerçekten kaliteli ve yazarken gıcır gıcır ötmeyen uçları olan, ama verdiğim paraya da acıdığım ve her kırtasiyeye gittiğimde beni nefsimle bir iç hesaplaşmaya gark eden, yine de öss ye girdiğim sene epeyi para kazandırdım marka.
alt tarafı uç lan. kömür işte.
internetten araştırdım kömürün kilosu da 20-30 ykr imiş. yani bir kutu tombow uca verdiğiniz paraya yaklaşık 3 kilo kömür alabilirsiniz... ayrıca istanbulda bir kilo çilek, bir kilo elma, yarım kilo muz, 2 kilo ıspanak, 2 kilo da 2.kalite patates alırsınız. tercih sizin.
tombow 0,5 2b uçları ile bu zamana kadar onlarca sınavdan, yüzlerce çizimden, milyonlarca çigiden alnımın akı ile çıkmış olduğumdan dolayı; artık aramızdaki bağdan öte adeta bana hakim olmuştur o uç... istesem de artık kurtulamam o uçtan, vefasızlıktır olur, hoş karşılanmaz, allah muhafaza tefe konulurum.
bunun dışında kalemleri de efsanedir bu uçların... bulsam o kırtasiyede alırım. ama yenisini almam. yenisi güzel değil çünkü. yenisi "illa satılmak" üzere piyasaya sürülmüş. ruhu yok, tadı yok, dokusu yok. ama eskiden öyle miydi o kalemler? krom alaşım uçları ve cebe asma yerleri, efendime söyliyim yuvarlak yuvarlak dönen içinden b - 2b - 3b - hb vb yazan görselliği... hele bir de turuncusuysa renk seçenekleri içinden; tadından yenmezdi, 90'lardı, can'dı...
hepsi çok güzeldi, bütün bu anıları bize yaşattığın için, bizi bu zamanlara yetiştirdiğin teşekkürler tombow...