oyunun baştaki kısımları kamboçya'da geçiyor. laracık daha küçücük çocuk. beyazlara bürünmüş von croy amcasının peşinden piramit ve türevi kutsal mekanlara dalıyor. oralardaki kancık tuzaklardan nasıl kurtulacağını öğreniyor. lara tapınakçılık oynarken von croy denilen arkeologun aslında bir orospu çocuğu olduğunu öğreniyoruz. iris artifact'ı hacılamaya kalkışı ölümüne sebebiyet veriyor (ilerde anlıyoruz ki dokuz canlı bi orospu çocuğuymuş) ve hikaye asıl olayların koptuğu mısır'a geçiyor.
lara artık büyümüştür. başından beri çalmaya yeminli olduğu amulet of horus'u bu sefer ele geçirmeye kesin niyetlidir. macera kötülüklerin efendisi seth'in mezarında başlar. sonralarda oyun bizi ekzantirit tapınaklar, piramitler, sfenksler ve krallar vadisi'nde dört döndürür. oyunun en güzel yerleri buralardaki bölümlerdir. mısır mitolojisine ilgi duyan bünyeleri yarattığı atmosfer ve görsel kurgularla tatmin etmektedir. özellkle bi horus-seth mücadelesi vardır ki, al popcornu otur izle.
(görsel: tomb raider the last revelation/52966)
velhasıl bu güzide eser lara'nın temple of horus'da seth'i alt etmesi ve akabinde meydana gelen depremde tonlarca ağırlığındaki piramit blokları altında ezilerek şehit olmasıyla son buluyor. keşke tomb raider çılğınlığı burada bitseydi ve insanların gözünde hep efsane olarak kalsaydı. ama hayır... para etti ya bir şey, illa sikertmesi lazımdı eidos'un.