shrek 2 filmi için little drop of poison adlı şarkısını yeniden bir elden geçirmiştir. ayrıca radyo eksen'de de bu şarkısı fragman niyetine sürekli çalınmaktadır ki zaten yurdum insanlarının çoğu bu vesileyle tanır kendisini, evet.
üniversite yıllarımda yakın bir arkadaşımla telephone call from istanbul şarkısının bass rifflerini çalışırken aniden şarkının sözlerinde geçen never trust a man in a blue trench coat cümlesini duyduğumda bir arkadaşıma , bir portmantodaki arkadaşıma ait mavi pardesüye bakmama sebep olan, tom waits demişse vardır bir bildiği dediğim, güzel şarkıların yazarı.
tarzına alışması zor ama alışınca bağımlılık yaratan güzide müzisyen.sesinin bu denli problemli olmasının nedeni de gırtlak sorunları ve sigara problemidir.aynı zamanda birçok filmde yan rollerde karşımıza çıkan başarılı bir aktördür.nighthawks at the dinner çok kişi tarafından beğenilmese de benim ve daha önemlisi eddie vedder ın favori kayıtlarından biridir.
her şarkısı ayrı bir şaheser olan blue valentine albümü ile geleneksel takılarak kendini genele sevdirebilme özelliği de kazanmış bir acayip sokak köpeği. fikri olmayanlar için: james hetfield beyin yavşak ve distorted (türkçesi ne lan bunun?) vokalini sevenler bu amcaya bayılacaktır, kendisi çok daha derişik (bak burada "konsantre" demedim telafi ettim). ha bir de:
-abi otursaydın daha erken, sohbet ediyorduk ne güzel?
-tom waits.
izmir kemancının girişinde bu abinin posteri vardır. müşterilere "bak koskoca tom waits, so why don't you?" mesajı verilmektedir galiba. öyle de anlam çıkartırım ben bundan.
hetfield'ın doksanlar boyunca hem sesini hem de imajını emüle etmeye çalıştığı efsanevi müzisyen. yaklaşık iki hafta önce üç diskten oluşan yeni albümü "orphans: brawlers, bawlers & bastards" piyasaya çıktı. şiddetle tavsiye.
uzun adıyla thomas alan waits ama asıl bilinen kısa ve havalı ismiyle tom waits, 1949 doğumlu amerikalı şarkıcı, besteci ve de aktör. uzaklarda karanlık bir yerlerden geliyor hissi veren sesiyle karizmanın sınırlarını zorlayan bir adam..
kendisi çok özgün bir karakter. müzik kariyerinde çeşitli deneysel çalışmalara girişmekten hiç kaçınmamış, country, folk ve hatta tangodan bile etkilenmiş ama aslen eski tarz rock, blues ve caz tınılarını tercih etmiş. vizyonunu geniş tutmayı hiç ihmal etmemiş ve etmiyor da hâlâ. arkasından gelen genç kuşağı en çok etkileyen müzik adamlarından biri olmasının nedenlerinden biri de budur herhalde.
şarkılarında tuhaf, yoksul, karanlık kişileri ve mekânları konu ediyor olması insana gayet normal geliyor. gerçi geleneksel tarzda baladlar yazmaya karşı da bir eğilimi var. böylece kulağı standardın dışında nota birleşimlerine en kapalı olanlar bile birkaç tom waits şarkısını karışık albümlerine ekleyebiliyorlar; leonard cohen’de olduğu gibi... bazı şarkılarının da the eagles, rod stewart, hatta bette midler gibi isimlerce yapılmış cover versiyonları çok biliniyor. tüm liste burada.
iskoçya, irlanda, norveç karması atalardan gelen kaliforniya doğumlu waits, aynı zamanda frank zappa’nın da menajeri olan herb cohen’in desteğiyle 1971’de başlamış müzik kariyerine. country ezgileriyle süslü melankolik albümü “closing time”ın çıkmasıyla ünlenmeye başlamış. birkaç sene sonra, küçük bir kalabalık eşliğinde canlı kaydedilen “nighthawks at the dinner” ile işi iyice ilerletmiş. hemen ardından daha bir caza kayan “small change”, sonra da “blue valentine” gelmiş. 1980’de, tarzının epeyce dışına çıktığı “heartattack and vine” albümünü çıkarmış. aynı sene ünlü yönetmen francis ford coppola ile tanışmış ve sinemacılık kariyerine de onun “one from the heart” filmine müzik yazarak yeni bir sayfa eklemiş. zira önceden sylvester stallone’nin “paradise alley” filminde küçük bir rolde görünmüşlüğü varmış.
coppola ile yoluna devam eden waits, onun ünlü “the outsiders” filminde de oynamış. sonra “down by law”, “rumble fish”, “the cotton club”, “coffee and cigarettes”, “bram stoker’s dracula” gibi hiç de yabana atılmayacak filmlerde yer almış.
istanbul’dan arıyor: tom waits1983’ten sonra popüler tarza daha yakın albümler çıkarmaya başlamış: “swordfishtrombones”, “rain dogs”, “frank’s wild years” gibi ki bu albümler zaten bir üçleme. bunlardan sonuncusu bir broadway müzikaline de adapte edilmiş.
piyano ve gitar çalan waits, müziğe bakışını genişletmenin yolunu pek tanımadığı enstrümanları çalmayı denemekte buluyormuş. zaten sonraki albümlerinde daha karma bir enstrüman seçimi mevcut.
1991’de “sailing the seas of cheese” albümü ile alternatif rock sularına yelken açan tom waits, bir sene sonra çıkardığı “bone machine” ile grammy’ye de aday olmuş. 1999 albümü “mule variations” ile de ödülü almış zaten sonra. şimdilik son albümü de 2004 çıkışlı “real gone”. bol rock, az blues, vokal perküsyonla başlayan şarkılar, ilk defa takınılan savaş karşıtı bir tavır.
evli ve çocuklu tom waits, jim jarmush tarafından kurulan “lee marvin’in oğulları” kulübünün de saygın bir üyesi. ah, bir de “telephone call from ıstanbul” diye şarkı yapmışlığı var...
more than rain, little drop of poison, rain dogs gibi acaip parçalara imza atmış, november isimli bir şaheser yaratmış, kafasına estiği zaman herşeyi bırakıp avrupa'da ufak salaş ve tanınmayacağı barlarda çalıp söyleyen acaip insan.
sıcak acı kahvenin içine viski katılmış hali. her an içilemeyesi, içildiği anlarda keyife keyif katan bir tat. ders çalışırken içilirse ayrı bir zevk, ayrı bir şevk, ayrı bir tempo. vize haftalarının gerçek acı kahveyle birlikte gerçek dostu.
dinlendikçe yamacında cigarasına maruz kalınıp pasif içici makamından verem olunası âdembabasıdır zatları. aynı sanatoryuma düşülesi bir şahsiyet kanımca. güzel rakı içilir bu abimle. bir de ne fırlama küfürler edilir, küfrettiğine şahit değilim amma o sese küfür yakışır. can yücel'le aynı masaya oturtmalı aslında bunları, kavun kestirmeli brenna maccrimmon'a, murat ertel de mezeleri hazırlasın. rakıyı can baba damıtır, ben bardaklara koyarım. işte fasıl böyle olur. o faslı da coppola filme çeksin. ha, nerde kalmıştık; bu kocaoğlanlan aynı sanatoryuma düşüp gece gece söyleğimiz türkülerle hemşireleri ürkütmek pek bi poetik! olurdu.