enis fosforoğlu bir zamanlar şöyle tanımlamıştı: insanı insana insanca anlatma sanatıdır tiyatro..
sinemayla karşılaştırılması yersiz olan (zira tiyatroda her sahne alışında oyuncuların emeğini soluduğunuz bir ortam vardır), her ne kadar ilgi görmediğinden yakınılsa da hala salonların dolup taşmasından ve de şehir tiyatrolarından bilet bulunamamasından gayet de popülerliğini koruduğu farkedilen sahne sanatıdır..
bence en sevilesi olayı da ana spot açılmışken tavana doğru bakıp da tozdan yıldızlara şahit olmaktır..
genel olarak bülünen kökeninin antik yunana dayandığı yargısı yanlıştır.tiyatronun kökeni antik yunandan daha da gerilere dayanır.hatta insanların (bkz: homosapiens) konuşmayı bilmedikleri,uygar ve yerleşik hayata geçmedikleri,mağaralarda birbirlerine sarılarak uyudukları zamanlara.zaten konuşamamaları,(iletişim kuramamalarından bahsediyorum)tiyatronun doğmasına,hatta çoğu sahne sanatının doğmasına yol açmıştır.çünkü konuşamayan insan iletişim kurmak için bedenini kullanıyordu.ama beden dili herşeyi anlatmasıona yetmiyordu tabi.bu yüzden maskeler yapılmaya başlandı ve maskeler de bu dilin bir parçası oldu.örneğin bir hayvan avlandıktan sonra o hayvanın maskesini takan shaman hayvanı nasıl avladıklarını dans ederek anlatıyordu.bu da tiyatronun temelinin atılması olmuş oldu. ilk entry'imi tiyatro başlığına girdim çok mutluyum yarabbiim ...
günümüzde yeri ve önemi tartışılan bir alandır tiyatro. önceden belirlenen ve yönlendirilen bir tartışma durumunda olan tiyatro gerçeği, tartışmanın sonucu ne olursa olsun kimi insanların bir hayli cebini doldurmaktadır...
çıkış itibari ile burjuva kesimini eğlendirme amacını güden tiyatro, günümüzdede bu özelliğini yitirmemiştir... tiyatro bitti diyenler için yaşasın tiyatro diyen shakespeare, aslında tiyatronun amacını ve duruşunu çok güzel ifade etmiştir... bittiği yerde başlayan bir kurgu dur tiyatro, öyle kimilerinin ısrarla üzerinde durduğu hayatı anlamlandırma çabası değildir...
tiyatro ve oyunculuk ayrı bir temadır insanlık için ... hep ön plana çıkan bu gerçek aslında bir telaştan başka bir şey değildir... asıl tiyatro, kurgu ve hikayedir... en güzel ağlayanı oynayan oyuncu, sadece en iyi ağlayan oyuncudur...
1. dram, komedi, vodvil vb. edebiyat türlerinin oynandığı yer.
2. bu türleri, izleyiciler önünde sahnede oynayan grup.
3. oyun yazma sanatı.
4. sahnelenmek için yazılmış oyunların tümü.
"all the world’s a stage,
and all the men and women merely players;
they all have their exits and their entrances..."
mealini bu nacizane bünye şöyle yapıyor:
dünya bir sahnedir, tiyatrodur,
ve tüm kadınlar ve erkekler sadece oyuncudur (bu sahnede)
hepsinin sahenye giriş ve çıkışları vardır (burası tam olmadı ama siz anlamışsınızdır)...
evet istesekde istemesekde hepimiz o sahnedeyiz ve sıramız geldiğinde rolümüzü oynayıp o sahneden iniyoruz...
tiyatro tamamıyle yunanlı bir kökene atfedilmekle birlikte;esasında konuşma diyalektiği yoluyla ilk yerleşik uygarlıklar olan asyagil toplumlarda filizlenmiş birer mimetis örneğidir.yerleşik uygarlıklar tiyatronun mimetisini yapıp;yazınsal boyutunu ilerletirlerken barbar ile yabanıl toplumlar büyücü geleneklerinin içersine tiyatroyu bulaştırmışlardır.
repliğin, perdenin, mizansenin ya da suflörün olmadığı ilk insan topluluklarının yaptığı dini törene dayalı yaratıcılıktır. kaynağında taklit etme güdüsü vardır. dini törenlerde totem denilen kutsal hayvanı taklit etmek için insanlar yüzlerine maske geçirip bu hayvanın sesini taklit etmeye çalışmıştır. bu törenler de tiyatronun doğuşudur.
ilk çalışmaların çin'de ve mısır'da yapıldığına dair bulguların olduğu söylense de batı tiyatrosu denilince akla ilk gelen eski yunan tiyatrosudur. yunanlıların bağbozumu tanrısı için yaptığı dini törenler de tiyatroda bizi asıl kaynağa götürür.
üç, bilemedin dört sene sonra ''mesleğim'' diyebileceğim, nefes alınan, huzur bulunan, biraz ayrı kalınca ''spot istiyorum ben!'' şeklinde isyanlara sebebiyet veren, oyuncu denilen insanın er meydanı olan şey..