oscar ödüllerinin neden sallanmaması gerektiğini kanıtlamış olan film, berbat bir senaryo ve sıradan çekimlerin medya pompasıyla nasıl patlatılacağını da gösteriyor, filmde kullanılan kolye bile berbat
sahnelerinin hemen hemen hepsi havuzda çekilen bir james cameron filmi. neden her filme aşk teması konulur ve seyirci bu kadar bayılır anlamak mümkün değil.
ayrıca muhtemelen bir salon dolusu insanı, kadın-erkek farketmeksizin, ağlatan ender filmlerden biri*
11* oscar almıştır.
geminin batışı sırasında, vakum etkisiyle geminin etrafında oluşması gereken girdabın filmin batış sahnelerinde atlandığı film. filikaların gemiden uzaklaşmasının esas nedeni de girdap nedeniyle filikaların alabora olmasını engellemekti (national geographicde yayınlanan titanik belgeselinden)..
ilk seferi sırasında ingiltere'deki southampton'dan new york'a doğru yol alırken 14-15 nisan 1912 gecesi newfoundland'ın 600 küsür kilometre açıklarında bir buzdağına, ingiliz ihtişamından geçilmeyen ve bence büyük sözlerin cezası sonucu çarparak batan yolcu gemisi.. 1515 yolcusu ölmüştür..
dönemin en büyük ve lüks gemisi olarak dizayn edilen titanic'in gövdesi içerisinde 16 su geçirmez bölmeye ayrılmış 2 geniş katman vardı..bunlardan 5'inin bile tamamen sular altında kalması geminin batması için yeterli değildi..bundan dolayı da mühendislerinin büyük sözler sarf etmekte kendilerini alamamışlardı.. "bu geminin batması imkansız".. hiçbir şey imkansız değildir şu dünyada..
sevmeyenler de olabilir ama bence geçen yüzyılda yapılmış en güzel filmlerden birisidir.belki de en can alıcı, can yakıcı yeri sonda kate winslet'e adı sorulduğunda "dawson, rose dawson..." diye cevap vermesidir.bir kadının gerçek asaleti, güzelliği bu sözde saklıdır.
elazığ'ın yerel kanalı olan şeker tv tarafından tutamik adıyla yeniden montajlanmış ve yerel şive ile seslendirilmiştir. tutamik sayesinde çılgın atmak şeklinde bir deyim kazanmıştır güzel türkçemiz.
bu filmi sinemada izlediğimde geminin batmaya başlamasıyla devrilen tabakları gören teyzemin 'ah canım gibi porselenler gitti' demesiyle birden sinemada hepimiz kopmuştuk.
su aldığı için değil de, aldığı suyun ağırlığıyla geminin kırılması sonucu batan gemidir kendisi. eksik mukavemet hesabı.. mühendisler düşünmemiş gemi su alırsa mukavametinin akıbeti ne olur diye.
özgün ismi olan titanic'i yunan mitolojisindeki titanlardan alan gemi, belfast'ta yapılmıştır. yapımında zamanın en iyi irlandalı ustaları çalışmıştır. ama gel gör ki, batmıştır ve batışı birçok filme konu olacak kadar trajik olmuştur. tabii birçok trajik olay arasında bu kadar akılda kalıcı olmasına sebep, 11 oscar kazanan ve gişe rekoru kıran 1997 yılı yapımlı film olarak gösterilebilir.
"always try. remember;
amateurs built the ark
professionals built titanic" şeklinde bir söz vardır fekat bu gemiyi batıran kaptanıdır, gemi inşaat mühendisi değil..
yaralı stabilite çalışmaları bu geminin batışından sonra hız kazanmış, birinci ve ikinci dünya savaşlarıyla sekteye uğramış ve en sonunda 70'li yıllarda bitirilebilmiştir.
ilk versiyonu olan 1915 yapımı pier angelo mazzolotti yapımı filmdir. döneminin en iyi filmlerinden olup, daha çok gerilim tarzında yapılmıştır. başrol oyuncusu olan mario bonnard, di ca'b'rio'dan iyi rol kesmektedir
titanic, sinemalarda büyük sansasyonlar yaratan sulugöz bir aşk hikayesine mecra olmuş olsa da, asıl önemi ömrünü gemi inşa etmeye adamış faniler içindi. bugün gemi mühendisliği dünyasına adım atmış insanların önüne çıkan ilk geyiğin “ehe titanic gibi batan gemi mi yapcan lan” olmasının yanı sıra, gemi mühendisliğinin ekstremite kemiklerinden yaralı gemi stabilitesinin ilk uygulama alanlarından biri, ilk rezil-i rüsvan olduğu gemidir titanic.
titanic’in batışında zibil tane efsane mevcut olsa da aslına bakıldığında titanic’in batışı mühendisliğin sınırlarını aşan durumlarla karşılaşmasına bağlanabilir. gemiler bu işle profesyonel anlamda ilgili olmayan insanların aklındaki intibanın tersine en ufak yara aldıklarında denizin dibine gömülen cihazlar değildir. öyle ki bir geminin yara alması çok ekstrem bir durum da değildir. karaya oturmalar, denizde görülen çatışmalar vs. sebeplerle gemiler ufak veya büyük yaralar alabilirler. bu yüksek ihtimali göz önünde bulundurarak gemiler normal seyir koşullarının yanı sıra yaralı olduğu koşullarda da stabil olmak üzere dizayn edilirler. gemi inşaatının bu konuyla ilgilenen alt dalı yaralı gemi stabilitesi olarak bilinir.
yaralanmış bir geminin bordasından içeri giren su, çok genel bir yaklaşımla normal bir yük olarak ele alınır. çoğu zaman alınan yara sephiye kuvvetinin yok olmasına yol açmaz ama içeri giren tonlarca su gemiye belli bir paralel batma ve gemi orta ekseni ve yüzme merkezinde oluşturduğu momente göre bir trim ve meyil verir. yaralı gemi stabilitesinin görevi gemiyi bu moment altında bile ayakta tutabilmektir.
tanrı bile bu gemiyi batıramaz savıyla üretilen zamanının en büyük transatlantiklerinden titanic, sinemadaki ününün yanı sıra yaralı gemi stabilitesi çalışmalarının ciddi anlamda uygulandığı ilk gemi sayılması anlamıyla da önemlidir. gemiyi ayakta tutma gibi kutsal bir amaca ulaşmak üzere titanic'in inşa edildiği tarihlerden itibaren mühendislerin aklına gemiyi su geçirmez perdelerle bölmelere ayırmak geldi. fakat gerek perdelerin inşasının zor olması gerekse de her bir perdenin sintineye bağlanan kısımların mukavemet elemanlarına yaptığı basınç da dahil olmak üzere gemi üzerine bindirdiği devasa ağırlık bu perdelerin o kadar da bol keseden dağıtılmaması gerektiğini mühendislere hatırlattı. bu gereklilik sonucunda su geçirmez perdelerin olabilecek en optimum şekilde dağıtılması için çeşitli metodlar üretildi. bu teorilerin genel dayanakları o güne kadar kayıt edilmiş deniz kazalarının istatistiksel dağılımıyla yakından ilgiliydi. öyle ki yüzde olarak çok az görülmüş bir çeşit kazadan gemiyi koruyabilecek bir tasarımı yüksek maliyeti ve zahmetli işçiliğine rağmen hayata geçirmek hiç iyi bir mühendislik yaklaşımı değildi.
titanic de olabilecek en iyi yaklaşımla dizayn edildi. teorik hesaplara göre gemi, ard arda -yanlış hatırlamıyorsam- 3 bölmenin yaralanması koşulunda bile batmayacaktı. bu yaklaşım döneminin en kötümser yaklaşımı sayılabilirdi. öyle ki görülen deniz kazalarında bu kadar yaralı bölme boyu oluşumu bile pek ihimal dahilinde değildi. titanic'in de böyle bir koşulla karşılaşmayacağı varsayılarak böyle bir dizaynda karar kılındı.
zira titanic'in batması olayına bakarsak olayın geminin su üstünde durabileceği garanti edilen yaralı bölme boyundan daha fazla bölmeden yaralanması ve geminin bir yolcu gemisi olması sebebiyle güverteye kadar uzanmayan perdelerin doğal olarak içeri giren suyu üst kısımlardan daha fazla bir boya yayması durumuyla karşılaşırız.
peki bu tür bir yaralanmaya sebep olan neydi?
kaza anına bakıldığında çarpılan buzdağının yakın bir mesafede farkedildiğini (ki bu yakınlık da kim bilir ne kadar uzun bir mesafedir?) ve o anda vardiya zabiti tarafından ani bir karar verildiğini görüyoruz. buzdağının görüldüğü anda köprüden verilen emir iskeleye manevra ve tornistanla gemiyi yavaşlatma şeklindeydi.
bu karar maalesef çok aptalcaydı.
titanic gibi zamanının en iyi gemisinde görev alan denizcilerin tecrübesiz olmasını bekleyemeyiz. fakat tecrübeli bir denizci nasıl olur da binlerce tonluk bir geminin bu kadar kısa mesafede önündeki buzdağından kurtulacak açıda manevra yapabilmesini bekler?
bir geminin manevra yapabilmesi için gereken alet dümendir ve en ufak gemi sevki bilgisi olan insan bilir ki geminin dümen dinlemesi ve manevra yapabilmesi için sevk yönünün aksi yönde bir akışkan akışının dümen üstünden geçmesi ve dümenin de manevra yapılacak yöne uygun şekilde bu akımı doğrultması gerekmektedir. fakat maalesef köprüden verilen iki emir, yani tornistan ve manevra emri birbiriyle çelişen, manevrayı zorlaştıran emirlerdi.
verilmesi gereken iki muhtemel karar şöyleydi:
- makinaları tam yol ileri çalıştırıp manevra için dümen kırmak ve eğer şans varsa buzdağından kurtulmak.
bu karar oldukça riskliydi. zira milyonlarca tonluk bir kütlenin bu mesafede gereken manevrayı yapıp yapamayacağını bu kadar kısa sürede hesaplayabilmek imkansızdı. şansına gereken dönüş yapılabilir kurtulunabilirdi fakat tersi de mümkündü.
- düz bir şekilde makinaları tornistan çalıştırmak.
yapılabilecek en akıllıca iş bu gözüküyordu. gemi yavaşlayabileceği kadar yavaşlayacak ve bir şekilde buzdağına bodoslama girecekti. bu gemiye zarar vereceği aşikar bir çözüm olsa da bir kaç paragraf yukarıda anlatmış olduğum yaralı gemi stabilitesi teorisinin tam anlamıyla çalışması sebebiyle geminin en fazla olduğu yerde kalmasını sağlayacak bir çözümdü. (adnan menderes hızlı feribotu inşa edildiği avustralya'dan türkiye'ye doğru gelmekteyken okyanus şartları için tasarlanmamış olmasının da etkisiyle okyanusta baştan yaralanmış ve tersaneye geri dönmek zorunda kalmıştı. ama sonuç olarak "yüzmüştü")
bu iki ihtimalin dışında yapılan şeye baktığımızda tornistan verilerek yavaşlayan bir gemi ve çalışabileceği kapasitenin altında çalışmak zorunda bırakılan iskeleye yönelmiş bir dümen görüyoruz. titanic'i bitiren dümenin bu bağlamda az etkimesi oldu. gemi yaklaşık 15-20 derece iskeleye yöneldi ve buzdağı sancakbordasından sıyırarak geminin ayakta kalabileceğinden daha fazla bölmeyi yırttı. içeri geminin kaldıramayacağı ağırlık ve basınçta su girdi. gemi olmadık bir trim yaptı, kıçta kaybolan sephiye geminin ikiye ayrılmasına sebep oldu.
titanic faciasından sonra 1912'de denizlerde ve gemi inşaatında uluslararası standartlara gitmeyi sağlayan bir konsept düşünüldü. belli bir standartizasyon birinci dünya savaşının ardından oluşturuldu. solas(safety of life at sea) verilen bu kurallar bütünü imo tarafından uygulamaya konuldu ve uygulamaya katılmayan gemilere ve ülkelere yaptırımlar uygulandı.şonuç olarak titanic'in batışının insanların akıllanmasındaki payı büyüktür denilebilir.
solas uygulaması ile şu vakte kadar denizlerde çok miktarda can ve mal kaybının engellendiği düşünülmekte. yani en azından ingilizler öyle düşünüyor
efendim hikayeside şöyledir:
bir gün kaptan bütün yolcuları ve mürettebatı güverteye toplar.
-size bir iyi bir kötü haberim var. önce iyi olandan başlıyorum;
11 dalda oscar kazanacağız!!!