1. solohov tarafından yazılmış ve fakat solohov'un kendisine emanet edilen bir dosyayı aparttığı yolunda birçok alengire neden olmuş, kazaklar üstüne muhteşem bir roman. devrim sonrası çarlık yanlısı kazakların hikayesi. durgun don diye de bilinir.
  2. çarlık rusyası, birinci dünya savaşı, 1917 devrimi ve iç ayaklanmalar sırasında yaşanan olayları kazak bir ailenin çerçevesinde derinlemesine anlatır. ayrıca türklere karşı düşüncelerine az da olsa yer verilmektedir.
  3. romanda geçen kazaklar bildiğimiz kazak türkleri değildir. kazak türkleri müslümandır. fakat çeviride kullanılan kazak ismi kozoki isminde başka bir ırka aittir, rusya'da yaşar ve hristiyandır. bu bilgiyi, şu anda moskova'da yaşayan bir kazak arkadaşıma doğrulattım. kitabın çevirmeni ya kozokilerden haberdar değil ya da o da aynı yanılgıya düştü.
  4. kitapta kızılları melek gibi göstermeyip, devrimden sonra acı çekenleri anlatması da başka bir ilgi çekici noktadır. özellikle kızılların kazaklara karşı önyargılı tutumlarının nasıl facialara yol açtığını görürsünüz. sağcı olsun solcu olsun iktidarı elinde tutmak için ne kadar acımasızca davranılabileceğini okudukça kanınız donar.

    'spoiler`

    köyde komite kurulduktan sonra kazaklardan vergi toplanmıştır. vergisini vermeyenler ve veremeyenler de sessiz ve soğukkanlı bir şekilde köye yakın bir nahiyede kurşuna dizilmiş ve üstün körü gömülmüştür. sonra yapılan köy toplantısında da kurşuna dizilenlerin ihtilal karşıtı olduğu çarpıtılarak anlatılmıştır komite tarafından köylüye. tabi kazaklar bu ottan boktan sindirme olayına karşılık vermişler, isyan çıkararak komiteyi köyden kovmuşlardır.

    'spoiler'

    ayrıca çevirisi iyi olan yayından çıkan kitabı okursanız kazakların kendi aralarında yaptıkları muhabbetlerde gülme krizine girebilirsiniz.

    sonuç olarak eğer ekim devrimi hakkında tarafsız bir kitap okumak istiyorsanız bu kitaptan başlayabilirsiniz. çünkü bu kitapta anlı şanlı devrimci destanlarını bulamazsınız.
  5. kendisine karşı mahçubum. bana iki yemek borçlusun dese, ağzımı açıp gık diyemem. elime aldım, kitap elimde "süpermarket rafında çürüyen domates suyu" gibi kaldı. filmini izleyeyim dedim, onda da uyuyakaldım. bi'gün bacağım falan kırılırsa, kaynama süreci de çok uzun sürer ve der mann ohne eigenschaften'ı bitirirsem; sözüm söz, bir kere daha elime alacağım kendisini. ama o zamana kadar, don bana, adını verdiği bol kremalı, çikiletalı ve vişneli bir pastayı hatırlatacak ilkin.*