|
|
- audrey hepburn'ün elinde uzun sigara ağızlığıyla ikonlaşmış bir film bu. aslında filmden önce truman capote'nin romanı olduğunu belirtmek lazım. filmiyle bazı belirgin farklılıklar gösteriyor hatta.
holly golightly karakterini audrey hepburn, fred veya filmdeki gerçek adıyla paul varjak'ı a takımı'nın ağzından puro düşmeyen albayı olarak hatırladığımız george peppard canlandırıyor. holly zengin tiplere eskortluk yapan hatta yine zengin bir adamı kafalayarak evlenmeyi düşünen, rahat ve bir o kadar da umursamaz bir karakter. romanda alenen fahişe olduğu aktarılırken filmde hem daha yumuşak bir hikaye sunmak hem de hepburn'ü memnun etmek için sadece escort olarak gösterilmiş. iç dünyasında ise dengesiz hatta nevrotik denebilir. güven ve şefkat aradığı ama bunu göstermekten imtina ettiği aşikar. çok sevdiği adeta taptığı ancak görüşemediği kardeşi fred var ki apartmanına taşınan tiple kaynaşınca onu fred diye çağırmaya başlıyor. şu apartmana yerleşen elemana bir göz gezdirelim. filmde paul varjak olarak isimlendirilmiş lakin romanda fred'den gayrı bir şey geçmiyor. bildiğin jigolo kendisi. zengin abla bunu yerleştirmiş daireye, giydiriyor, harçlığını veriyor ve canı istediği zaman da eve uğruyor. romanda yine keskin hatlı bir fark var; fred (ya da paul varjak kişisi) gizliden gizliye hipne. dolayısıyla ana karakterler arasında ne mutlu son ne de açık bir romans var. neyse efendim hikayeye dönelim. bu paul varjak'ın yazar olası var ama jigololuktan hiçbir işe niyet kalmıyor haliyle. gençler yakınlaşmadan önce durum böyle. sonrası hikaye zaten.
genelde hepburn'ü çoğu kimse asalet timsali bulur, öve öve bitiremez ama ben ne bu filmde ne başka rollerinde ısınamadım hiç kendisine. hep antipatik bulmuşumdur. dolayısıyla film boyunca da holly karakterinden pek hazzetmedim. o nevrotik tripler pek hoş şeyler çağrıştırmadı bana. peppard ise karakter ve oyunculuk metodu gereği soğuk ama jilet gibi. her daim poz. ilk filmlerinden olmasına rağmen muhtemelen kariyerinin mihenk taşı.
filmin adı nerden geliyor ondan bahsetmedik. tiffany & co. isminde bir mücevherat mağazası var, bir hayli ünlü ve elit. holly bu mağazanın hastası. orada kendini rahat, huzurlu, mutlu hissettiğini söylüyor. bir-iki sahne dışında filmde kullanılmıyor bile. neden tercih edilmiş isim olarak bilmiyorum.
1961 yapımı film, müziklerle 2 oscar kapmış ama hepburn aday gösterildiği en iyi aktris dalında avcunu yalamış. kazanan filmi seyretmedim ya da çıkaramadım şimdi ama sophia loren haketmiştir umarım.(spyder, 24.03.2004 20:15 ~ 31.10.2005 23:40)
- truman capote'nin romanından sinemaya uyarlanmış bir film. moon river adlı şarkısı ile en iyi film müziği oskarını da kapmıştır.
- klibinde newyork caddelerinde masalarda oturarak kahvaltı eden insanlar olduğunu hatırladığım bir şarkı..
- deep blue something'in parçasıdır ayrıca..
you say we've got nothing in common
no common ground to start from
and we're falling apart
you say the world has come between us
our lives have come between us
but i know you just don't care
and i said "what about breakfast at tiffany's?"
she said "i think i remember the film
and as i recall, i think we both kinda liked it"
and i said "well, that's the one thing we've got"
i see you, the only one who knew me
but now your eyes see through me
i guess i was wrong
so what now? it's plain to see we're over
i hate when things are over
when so much is left undone..(zeus, 06.04.2004 03:31 ~ 02.11.2005 15:22)
- (bkz: tiffany de kahvaltı)
kitabından daha güzel olan 1961 yapımı bir klasiktir.bazı yerleri filmde değiştirilmiş,iyi ki de değiştirilmiştir.
- audrey hepburn'ün en az kendisi kadar meşhur olmuş elbisesi üstünde olduğu halde, sabahın bir köründe tiffany vitrinine bakarak yenen poğaça eşliğinde başlayan ve muhtemelen adını burdan alan, odamda kocaman posteri olan film.
ayrıca bu "meşhur elbise" geçtiğimiz aylarda 920.000 dolara satılmıştır.
- "başkasına sahip olabilmek mutluluk için tek şanstır." repliğiyle fred'in vahşi bir kedi olan holly'i evcilleştirdiği, mutlu sonla biten film.
- bu filmde iki kedi vardır: biri vahşi kedimiz holly biri de filmin sonunda kaybolan (ve her izlediğimde acaba bu sefer bulacaklar mı diye sorduğum) isimsiz kedidir.
- oldukça güzel, kısacık bir romandır.en sinir bozucu yanıysa holly'nin herkese, komşu, sevgili, arkadaş, ev arkadaşı, kapıcı fark etmeden dudaklarını büzerek "sevgilim" demesidir.
|