there will be blood 

adana çık aradan

  1. paul thomas anderson'ın son filmi. fısıltı gazetesinin yazdığına göre yeni bir orson welles vaksından bahsedilmektedir özellikle magnolia'dan sonra 2000 li yıllarda yönetmenin çektiği 2. film.

    başrollerde bu arada yine son dönem filmlerinde oynamaya ihtiyatlı daniel day lewis var bu açıdan yönetmenle benzer bir yan bulmuşlar.yılın en iyi filmi idaası taşıyor.
    (genius kusagami, 12.01.2008 17:13 ~ 24.06.2008 12:06)
  2. 1 şubatta gösterime girmesini beklediğimiz fakat 15 şubatta gösterime girecek son yılların en iyi filmi olarak zikredilen film. film müziklerini jonny greenwood'un yapması dikkat çekici ve film için artı bir değer taşıyan bir unsurdur. gösterimdeki filmlere bakıp içi sıkılanlara uzanan bir can simidi gibi olacağını tahmin ediyorum.
    (weird science, 04.02.2008 14:16)
  3. daniel day lewis'i uzun bir aradan sonra yeniden izlemenin büyük keyif vereceğini düşündüğüm vizyona bugün giren film.ayrıca bence bu filmle en iyi erkek oyuncu oscar'ını alması da yüksek ihtimal.
    (dream with the fishes, 15.02.2008 15:37)
  4. ---- spoiler ----

    filmin başından itibaren ying yang felsefesiyle kitabı okumadığım için daniel plainview'ın içinde mutlaka iyi bişeyler olacağına inandım, oğlunu sevişinde bi kuşku olduğunu düşünmedim ama tabii ki yangın sahnesinde çocuğu bırakıp gitmesi, sonra da onu yalnız göndermesi kafamı kurcalamıştı. naçizane fikrim de filmin bunu göstermeye çalışıp sonra herkesi yanıltmasıydı ulaşmaya çalıştığı şey ve benim için başardı da. daniel day lewis her gün olmamak için uğraştığım ama hayatın herkesi olduğu gibi beni de olmaya zorladığı inançsız, ruhsuz, duygusuz, paragöz, rekabetçi karakteri resmen iliklerime işledi ve son sahnede tanrı'nın yazar tarafından yıkılışını izledik. böylesine bir karakteri hiç bir filmde görmemiştim ne yalan söyleyim.

    ---- spoiler ----

    izlenmesi gereken bir film. aksiyon arayanlar için pek uygun olmayabilir, ismi gibi de pek kan dökülmüyor hazırlayın kendinizi.
    (weird science, 17.02.2008 00:40 ~ 00:43)
  5. "kan çıkacak" diye çevrilseymiş daha kral olurmuş gibi gelen film. yönetmen, oyuncu bilgilerini isteyen sinema sitelerinden rahatlıkla bulabilir. şöyle üzerine birkaç başka film izleyip düşüncelerimi toparlamaya çalıştıktan ve filmin etkisinden hafifçe çıktıktan sonraki yorumum şudur ki, bu yorum feci spoiler içerebilir, kendinize dikkat edin.

    spoiler
    öncelikle bir adamın petrol bulup, çıkarıp para kazanmaya başladığı, zenginleştiği, büyüdüğü ve büyürken başından geçenlerin anlatıldığı bir hikaye olarak da algılanabilecek bu filmin çok daha karmaşık, güçlü sembollerle nefis bir derinliği olduğunu düşünmekteyim. ki bu derinliğe inebildiğimi, filmi çözümleyebildiğimi söylemek abes olur. fakat bizim de kendi çapımızda düşüncelerimiz var elbette.
    daniel day-lewisin her zamanki gibi hakkını verdiği karakterin hırsı, inanılmaz yükselişi daha önce pek çok başarılı filmin konusu; fakat buradaki kahramanımız, yükseldikçe hem çevresinde hem de içinde bir çok şeyi kaybetmeye başlıyor. bireysel çabasıyla çıktığı yolda, toplumdan uzak bir yaşam arzusuyla içindeki sevgiyi öldürüyor ve (bence) temsil ettiği kapitalist ruhla para ve güç uğruna ne gerekiyorsa onu yapıyor. evlatlık edindiği filmin henüz başında babası ölen çocuk masumiyetin, temizliğin, sağlığın ve en önemlisi de umudun simgesi.
    day-lewis (kapitalizm) , filmin hemen başında petrol kuyusunu bulup yükselişe geçtikten sonra, daha fazla petol bulunduğunu öğrendiği güney kaliforniya'nın devasa bozkırında yerli halkın elinden toprağını almak için çocuğun masumiyetini ve daha sonra halka vadettiği zenginlikle ve refahla da umudu kendi emelleri için kullanmaktan çekinmiyor. çocuğun başına gelen felaketten sonra işe yaramazlığı göz önüne alınarak gönderilmesi de kapitalizmin acımasızlığına basit bir örnek.
    day-lewis'in kardeşi olduğunu iddia eden adamın gelişiyse tam bir klişe, kaçınılmaz olgu. büyümeye açların, başarısızların, sürekli kaybedenlerin (loser) kapitalizme yanaşması ve sonunda kapitalizmin ihanete verdiği, verebileceği tek ceza.
    yalnızlığının ve üzerine gelen daha güçlü kapitalistlerin, emperyalistlerin arttığı süreçte day-lewis'in çocuğunu yani umudunu tekrar sahiplenişi, ve yenilmez! rakiplerinin gözünün içine sokuşu. sürekli bir çatışma içinde olduğu kilisenin isteklerini yerine getirip kazanmak için her şeyi yapabileceğini, değerlerinden ya da değer vermediklerinden bile geçebileceğini göstermesi. bu iki örnek de kapitalizmin her şeyi kendi çıkarı doğrultusunda kullanabileceğini gösterir.
    genç rahiple day-lewis’in kapışması, yani din ile kapitalizmin çatışmasının temel sebeplerine inecek olursak, kapitalizm daha o bölgede petrol ararken din tedirgin olmaya başlamıştır. çıkarlarını ve nüfuzunu korumak için tıpkı feodal düzenle olduğu gibi kapitalizmle de ortak olmaya çalışmaktaysa da bu kez başarılı olamaz. artık zaman kapitalistlerindir vardır ve kapitalizm böyle bir ortağı kabul edemez; ancak ve ancak çıkarları için kullanabilir, sömürebilir.
    kendine bir çıkış, yükseliş ve şaaşalı günlerine dönüş arayan din saçmalamayı arttırdıkça arttırır ama halkı etki alanının dışına çıkarmamayı da başarır. bir noktada kapitalizm boyun eğmek zorunda kalır halkın isteklerine ve yapacakları için, kazanacakları için hiç çekinmeden kullanır dini.
    artık durdurulamazdır kapitalizm! yalnızdır, tektir, en güçlüdür, acımasızdır, duygusuz ve vahşidir. kullanılmış masumiyet ve umudun simgesi çocuk ise artık büyümüştür. çocuk kati olarak uzaklaşmasının zamanının geldiğini anlar zorba kapitalizmden; fakat kapitalizm umudun rekabetini kendi sınırlarında istemez.
    hafızalara kazınacak final bölümündeyse mükemmel bir intikam mizanseniyle, kör göze parmak sokar gibi, ince ince, bir sığıra bile meramını anlatacak şekilde anlatır derdini yönetmen. din para uğruna kendi doğrularıyla çelişmeyi göze alır, kendi yokluğunu haykırır. kapitalizm dini ve dinin uyuttuğu halkı iliklerine kadar sömürdüğünü haykırır. kan çıkar. kan akmaya başlar. 1898’de başlayıp 1927’de biten bu kısacık öykünün sonunda kan ilk defa bu kadar yoğun akmaya başlar. “there will be blood” yazısıyla film sona ererken kanın şimdilere kadar hep aktığını görmek hüzün verir. ve bunun halkın kanı olduğunu düşünmek...

    spoiler

    bu kadar uzun yorum ya da giri okumam ben deyip spoilerı atlamış veyahut filmi izlememiş, spoilerını da okumak istememiş sinemaseverlere! son yılların en iyi filmlerinden biri olduğunu söyleyebilirim. tarih böyle büyük filmleri unutmaz arkadaş.
    tek eksik olarak beni rahatsız eden şey ise genç rahibi oynayan paul danonun role oturmuyor olmasıydı. hele filmin sonunda 10-15 yıllık bir atlamadan sonra rahip karşımıza hala süt oğlan görüntüsüyle çıkınca oyuncu seçimine küfürümü bastım.
    day-lewis, bizim kuşağımızın brandosu olmaya aday. her oynadığı filmle yeni bir insan olup karşımıza çıkıyor. diğer karakterlerin arasında da baskın oyunculuğuyla yanındakileri silip süpürmüş yine. aynı durum the gangs of new yorkda leonardo di caprioyu ezmesiyle sonuçlanmıştı. bu adamın oynadığı güçlü karakterlerin karşısında durmak gerçekten çok zor ve bana sanki aynı sahnede oynadığı insanlar bu adamın oyunculuğunu hayran hayran seyredip ne yapacaklarını unutuyorlarmış gibi geliyor.
    yönetmene lafım yok; amma velakin paul thomas anderson daha çok yolun başındaymış gibi geliyor bana. ya da bu kadar iyi filmler yapmış olsa da filmlerini izleyip 250 metreden "aaa bu film bizim thomasın yahu" şeklinde bağırabileceğim bir yönetmen -bir kubrick, bir coenler gibi misal- olmamasından kaynaklı çok sevemiyorum, çok üstün göremiyorum henüz.
    müzikleri şaşırtıcı ve her ne kadar başlarda yadırgasam da bence filmle birlikte mükemmel bir ahengi var.
    söylemeden de geçemeyeceğim bir şey var. filmin açılış sahnesinde ekrana giren bozkır tepecikler ve o uğultulu ses bana kubrick'in 2001:a space odyssey filminin başlangıcındaki "dawn of human" (insanlığın şafağı) bölümüne bir atıfmış gibi geldi. orada maymunlar aleti bulup evrimleşmeye başlarken, burda insan petrolü bulup şeytani değişimine başlar. heh heh hadi bakalım...
    seyretmeyenlere iyi seyirler, seyredenlere gutbay.
    (the bradpitt babyface, 18.02.2008 04:10 ~ 22:27)
  6. 58. berlin film festivali'nde yönetmeni paul thomas anderson'a en iyi yönetmen ödülünü kazandıran film.
    (markopaşa, 18.02.2008 05:48)
  7. yönetmen paul thomas anderson, daniel day lewis ve eli rolüyle paul dano kendilerini tatmin etmekteler. film paul dano başta olmak üzere oyuncuların performansı için izlenebilir, fakat filme dair beklentilerinizi kapının önünde bırakıp giriniz. en son 96 yapımı primal fear de duyduğum bir oyuncunun ayak seslerini bu filmle paul dano işittirdi. çizgi ötesi bir oyuncu gelmekte.

    spoiler,spoiler,spoiler

    filme gelince, diyaloglar, ilişkiler, karakterler arası görsel iletişim bir yana, görüntü yönetmenliği ve müzikler açısından başarılı bir film.

    h.w. nun plainview'la yakınlık derecesi h.w. nin bebekliğinde belli. aralarındaki ilişkinin partnership tadında olduğu h.w. nun kaza öncesi görüldüğü sahnelerde de açık. bu konuda usual suspects tipi bir sürpriz film öncesi yüklenen beklentilerin aksine filmde yok. plainview'in sözde kardeşiyle beraber göründüğü sahnelerde adını bilmediğim bu oyuncuya karşı da saygı duymamı sağladı. çok doğal ve yalın bir oyunculuk sergilemekte.

    filmde okumadığım için bilmediğim kitabı nedeniyle de yada dönem gereği, kadın ve kadına dair hiç bir şey yok. daniel day lewis' in çizdiği karakterin psikotik hatta nevrotik bir tabloya dönüşü çok hızlı ve nedenini anlayamadığım kadar sert bir geçiş. sunday'lerin küçük kızına gösterdiği ilgide bile merhametten çok kendi egosunu sergileyen tutumuna rağmen,sadece yaşam hakkını kendinin tayin etmesinide içeren ağır hastalıklı bir tabloyu saymazsak filmin sonundaki davranışını anlamak ve bir mantık çerçevesine oturtmak çok zor.
    (just call me daydreamer, 20.02.2008 11:13 ~ 11:53)
  8. bu seneki oscar ödüllerinin en iyi film bölümünde güçlü adaylardan biri. daniel day lewis de en iyi aktör dalında şanslı bulunuyor eleştirmenlerce. göreceğiz.
    (jenesaispas, 20.02.2008 12:46)
  9. olağanüstü bir film.
    daniel day lewis desen sinema tarihinin en iyi performanslarından birini sergilemiş,paul thomas anderson da magnolia yla yakaladığı kaliteyi devam ettirmiş.
    (darksideofthemoon, 23.02.2008 01:47)
  10. sıradan bir maden işçisiyken petrol devi olan, hırslı,akıllı bir adamın öyküsü.


    filmi çok sıkıcı bulduğumu belirterek satırlarıma başlamak istiyorum. ağır ağır işleyen bir tempo, hatta zaman zaman temposuzluk.

    sahneyla alakasız müzik. adam tın tın yürüyor yolda, fonda gerilim müziği var. sanıyorsun ki bir heyecan olacak, bir aksiyon olacak, ı-ıh hiçbir şey olmuyor.

    ---spoiler---

    bir de türk filmi klişeleri var ki...
    adamın oğlu meğersem onun oğlu değilmiş.
    kardeşi aslında kardeşi değilmiş.

    ---spoiler---

    ve pek çok sıkıcı filmde olduğu gibi, bu film de oscara aday.

    ha oyunculara, oyunculuğa ses etmem. ama film bayıyor ya. bitse de gitsek dedirtiyor. bana dedirtti şahsen.
    (muhabirkedi, 24.02.2008 09:48)
  11. bana pink floyd'un dogs şarkısı dışında başka birşeyi çağrıştırmayan ve anlam bulmadığım film.
    (floyd, 06.03.2008 23:06)
  12. (bkz: regl)
    (cellman, 07.03.2008 04:24)
  13. daniel day lewis'e en iyi aktör dalında oscar getiren, aday olduğu diğer 7 dalda ödülü alamamış (kanımca da isabet olmuş), yarısına kadar tahammül edebildiğim film. başlangıcındaki ışık kullanımı, repliksizlik ile ümit vaat etmiş, dakikalar ilerledikçe temposunda hiçbir değişiklik olmaması nedeniyle sıkıcılığına sıkıcılık katmıştır.
    (axolotl, 07.03.2008 11:14 ~ 11:22)
  14. daniel day lewis'in üstün performansı dışında hiçbir şey sunmayan film. bir filmin hikayesi temposuz olabilir ona diyecek lafım yok ama ne olursa olsun izleyiciyi bu denli baymamalıdır.

    ---spoiler-----

    çocuğun bacak kadar veletken, kazık kadar adam olup evlenmesine kadar geçen zaman içinde(yaklaşık 16 yıl) rahibin zerre yaşlanmadığı film.

    ---spoiler-----
    (kun3uli, 11.03.2008 15:46)
  15. yangın sahnesi aklıma kazınan, daniel day lewis' in şahane oyunculuk sergilediği güzel bir film. sonuna doğru sıkmaya başlasa da son sahne, filme, yönetmene, senaryoya saygı duymam gerektiğini gösterdi.
    (bradypus, 15.03.2008 20:20)
  16. filmin sonunda allahıımmm sonunda bittiii diye haykırarak çıkmak istemiştim.tamam kardeşim iyi hoş da bu kadar mı uzatılır yaa!
    (maddy cool, 15.03.2008 20:42)
  17. bu filminde yönetmen sessiz sinema'ya duyduğu özlemi işlemiş.
    filmin müzikleri tıpkı 1900'lü yılların başındaki sessiz filmlerdeki gibi. ayrıca daniel'ın çocuğunun sağır olmasının ardından sessiz geçen bir sahne var ki, izleyici bu sahnede kendini sessiz filmde buluyor adeta.
    (cellman, 26.03.2008 03:00)
  18. paul thomas anderson bu filmi çekmeden önce her akşam the treasure of the sierra madre'yi seyretmiş. ikisi de sonuçta madencilik ve hırs üzerine kurulu ve hatta maden hırsının nasıl insanlığı öldürdüğünü hafif hafif insanı delirttiğini iki filmde de görüyoruz. biri diğerine referans olmuş ama ikisi de ölümsüz filmler olacak.

    bir elli sene sonra da bir başkası yine bu iki filmi karşılaştıracak ve hırsın neler yaptığını yine böyle yazacak.
    nah buraya yazıyorum!
    (strangelove, 31.03.2008 01:28)
  19. daniel day lewis'in omuzlarında yükselen süper bir film olmasına rağmen hakkettiği değeri henüz alamamış bir filmdir.
    (intiharcı çocuğun son günleri, 02.04.2008 21:32)
  20. din ile devlet işlerinin ayrıldığı yerin insan nefsine hükmeden bir eğlence mekanı olması en çok dikkatimi çeken noktaydı. bunun dışında hikayenin ağır anlatımı dışında kusursuz bulduğum bir paul thomas anderson filmi. ayrıca daniel day lewis bu filmde hem en iyi erkek oyuncu hem de en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülünü haketmiştir kanımca. zira ona pek yardımcı olan oyuncu göremedim filmde.
    (kruvaze, 09.04.2008 09:55)
  21. daniel day lewis'in "drenaj drenaj,eli boy" diye bağırmasını görmek için bile izlenebilecek film.
    (şimdi ben ne desem, 11.05.2008 22:57)