darren aronofsky nin yönettiği türkçeye güreşçi diye çevrilen başrol oyuncusunun mickey rourke olduğu film.
venedik film festivalinde altın ayı yı almış. yakında düşer buralara.
an itibariyle imdb puanı 8.8 olup, top 250'de 167'inci sıradadır. requiem for a dream'den hatırladığımız darren aronofsky'den bu filmde de çok şey bekliyoruz.
vakt-i zamanında (80ler) meşhur bir güreşci olan
randy artık eskisi kadar meşhur ve aranan bir güreşci değildir ve hayatını kıyıda köşede kalmış küçük çaplı güreşler yaparak kazanmaktadır. bir teklif üzerine daha gerçekci, kanın su gibi aktığı, tabi parasının da hallice olduğu bir güreş teklifini kabul eder. ancak vücudu eskisi kadar iyi olmamasından mütevellit bolca da ileç desteği de alır. ancak yaşlı kurdun kalbi dayanmaz bu kadar yüklenmeye. maç sonrası kalbi tekler ve bypass olur. ve artık bir yol ayrımında olduğunun farkına varır.
spoiler
hayatını tek bir noktada var ettiğini, birkaç acı tecrübeyle anlar ve kendisini var ettiği yerde -aronofsky bize tam olarak göstermese de- yok etmek pahasına da olsa, buna son vermeyi seçer.
spoiler
mickey rourke'a denilebilecek tek kelime yok filmde. sanarsın eski bir güreşcinin belgeselini çekmişler. yada rouke eskiden bir güreşciymiş. oscar konusunun ne kadar sağlıklı bir değerlendirme olduğu bir yana, bu performansın bir şekilde hak ettiğini alması gerekir kanımca.
son zamanlarda
gran torino ile beraber, yaşlı kurtların geri dönüş filmlerinden bir tanesi. iki film arasındaki paralellik beni bir hoş eyledi doğrusu. sonları itibari ile kendi bildiklerinden şaşmadılar.
ve filmde cassidey'in de dediği gibi "the '80s rule!".
http://kavanozdakiadam.blogspot.com/...(abozek, 03.01.2009 12:49 ~ 03.03.2009 11:50)
imdb.com'da 58. sırada görüp izlemeye karar verdiğim film. çok iyi bir film beklemeye başladım şimdi. bakalım ne olacak.
aylardır beklediğim film başrol oyuncusunun golden globe almasıyla adını duyurdu. mickey rourke aldığı ödülü sonuna kadar hakediyor. diğer karakterler de çok başarılı; babası tarafından terkedilen lezbiyen bir kız ve gündüz anne, gece striptizci, aşık bir kadın olan pam. ve filmin en güzel sahnesi, güreşçinin son sözleri:
this world dont give a shit about me. this is where i belong.
casting denen şeyin ne kadar önemli olduğunun kanıtı film.
tamam senaryo kusursuza yakın. bütün karakterler yerli yerine oturtulmuş. üstüne bir de aronofsky'nin yönetmenliğinden geçince filmin kötü çıkmasını beklemezsiniz. ama
mickey rourke olmasaydı film çok eksik olurdu. tıpkı filmdeki ana karakter randy "the ram" gibi rourke'un da süslü geri dönüşü bu. üstelik filmin finalindeki ucu açık durum rourke'un da haline cuk diye oturuyor. sadece rourke için değil "ya bi marisa vardı noldu ona?" denen, kendisini süper tatlı bulduğum
marisa tomei için de çok güzel bir rol olmuş.
nefis. mutlaka izleyin.
(talen, 21.01.2009 18:40 ~ 22.01.2009 01:33)
the wrestler in en önemli yanı, aronofsky nin film için en büyük başarısı, karakterleri sosyolojik bir yaşantı çizgisine oluşturması gibi. tabi bir de ses konusunda yaptıkları da önemli bir ayrıntı(işitme cihazını takarken efekten giren çınlama, et reyonuna giderken ringe çıkarmışçasına efektler vesaire). insanın severek izlemesi de mümkündür ayrıca fakat başka da bir etkisi yok gibidir.
mickey rourke'nin oyunculugu ve
marisa tomei'nin dans gösterileri ile izleyiciği koltuga yapıştıracak bir film.
izledim, beğendim mi? elbette beğenmedim...
neden? çünkü içinde aksiyon, vahşet, gerilim yahut korku yoksa bi filmin, izleyemiyorum arkadaş. zorla izlettiler işte. "ayy, süper gidiyor film bence, bak bak bak" laflarına, "ya bi kahve yapsana bana hayrına be ehe" diye cevap verdim hep, giremedim filmin içine... 3-4 tane kahve içtim ama, sağolsun kahvesiz bırakmadı beni ev sahibi... gelemiyorum arkadaş ben böyle filmlere, ruhum darlanıyor, içim sıkılıyor. tamam, mickey rourke muazzam oynamış, karakterlerin bilmem ne zamazingolarını yönetmen süper vermiş, senarist harika iş yapmış... ama yok işte. olmadı, yapamadım ben.
hele o son sahne... o neydiki olm? biz matrix'i "olm adam uçuyor, öyle iş mi olur lan? çok saçma" diyerek eleştiren bi milletin çocuklarıyız... daha elle tutulur şeyler izlemek hakkımız.
hadi bakayım.
mickey rourke'un oscarlık bir peformans ortaya koyduğu film. zira filmi izledikten sonra aklınızda kalan onun
* yüzü ve söylediği birkaç replik.
yönetmen
* içinse çok fazla bişey söylenemez sanırım. a requiem for a dream gibi bir film bekleyen izleyici muhtemelen hayal kırıklığına uğrayacak çünkü ne öyle bir senaryo var ne de filmin teması o denli etkileyici.
ancak film hikayesini düzgün bir şekilde anlatabiliyor ve neticede ortaya izlenebilecek bir film çıkıyor.
akılda kalan birkaç replik ise şunlar sanırım:
"ı'm an old broken down piece of meat and ı deserve to be all alone, ı just don't want you to hate me. "
"the only place ı get hurt is out there. the world don't give a shit about me. "
"ı don't hear as good as ı used to, and ı ain't as pretty as ı used to be. but ı'm still here - ı'm the ram. "
darren aronofsky’nin yalnızlık temasını etli butlu vücuda bürüdüğü film.fountain’deki fantastik deneyiminden sıyrılarak requiem for a dream’e kardeş doğurtmuştur.amerikan rüyasını kabusa dönüştürmede yarattığı özgünlük uzun sarı saçlarıyla götü havada mankenleri bile korkutur artık.mickey rourke’taki göt kimsede yoktur.çöküşü bile meydan okumadır.jiletle,dikenli tellerle,şişelerle vahşice yarılan vücudu bir ilk çağ gladyatörünü anımsatır.kendi yarasını yalayan aslan gibi acısını dindirmek sadece ona düşer.göğsünü orta yerinden deşen neşter de ringlerin malıdır;kalbini kesenin adı yalnızlıktır.yalnızlığını,yaşlılığını,pişmanlığını gidereyim dese de hayatın siktiri çok basit olur böyle zorluklara karşı.ringlerin dışında taşınacak acı yürek hesabıdır çünkü.yıllar sonra kızının koluna girerek göz yaşı dökmek,bir barda sevdiğiyle karşılıklı bira içmek tatlı gelir ona.zaten bu tatlılıktır ya hep insanı kandıran.kanaryayı kaçımız kafesin dışında görmüşüzdür ki?sevgi dolu bir yaşamı beceremeyip ölüme gurur bulaştırmak ta şerefli bir yoldur bu hayatta.delilik deseler de buna siyam balığı’ndaki repliğin kulaklarımızdadır ram “geri kalmış toplumlarda bile delilere saygı duyulur”.sen pam’in hatırlattığı gibi ''bizim günahlarımız için delindin ve ahlaksızlığımız için ezildin, bize barış getiren ceza senin olacak ve yaralarınla biz iyileşeceğiz.''bahtını yeniden yazsalar ne fayda be ram.
daha çok "olmayınca olmuyormuş" filmi.
evet hayat da aynen böyle bazen "evet olmuyor" demek lazım. mücadeleden vazgeçmek de değil, yapamamak, elden gelmemek de değil. bu arada yazacaklarım spoiler da değil...
the wrestler en sonunda varacağınız noktayla ilgili. yaşamak için ve bildiğiniz gibi yaşamak için bir şeyler yaparsınız. bir gün gelir ve "bu kadarmış" dersiniz.
the wrestler görkemli bir intihar mektubu gibi. yapabileceği tek işi yapan bir güreşçiyi anlatıyor film: nam-ı değer "the ram"... film başladığı anda zaten ram'in çoktan yolun sonuna geldiğini görüyoruz. hayatını kazanmak için haftaiçi bir markette çalışıyor ve haftasonları asıl işi olan güreşçiliği yapıyor. ya da onun da dediği gibi "insanların suratına oturuyor". kısacası gerçek hayatını yaşayabilmek için haftaiçi çalışıyor ve haftasonu yaşıyor.
her şeyi güreşmek olan bir adam son durağa gelince ne yapar?
mickey rourke'u bu filmde ayakta alkışlamak lazım. film doğru düzgün bir yapım değil ve muhtemelen senaryo elimize geçse içinden hiçbir şey çıkartamayız. hatta sanırım bu filmin bir yönetmeni bile yok, işte o derece bir film.
the wrestler'ı film yapan mickey rourke. bu rol için yaratılmış rouke. rol yapmıyor, the ram'i yaşamış. bir efsanenin altına imza atmış. olağanüstü bir portre çizmiş.
ayrıca yardımcı rolde müthiş biri daha var:
marisa tomei. onun yaşına gelen kadın oyuncular eleklerini çoktan asmışken o sanki daha yeni un elemeye başlamış gibi. kariyerinin zirvesi diyemem onun için çünkü muhtemelen bir iki seneye çok daha inanılmaz rolleri oynayacağını umuyorum.
bir de mickey bu filmdeki rolüyle
oscar'a aday (sanki bilmiyoruz!).
oscar alan oyuncular vardır bir de oscarı almasını istediğimiz oyuncular...
işte, mickey "the ram" rourke bunlardan biri.
ağır bir dram filmi. rahatsız ediyor sizi. huzurunuzu kaçırıyor.
yalnız, bu filme "dövüş filmi" gözüyle bakmazsanız bu duyguları hissedebilirsiniz. bunları hissetmiyorsanız güreş ringine gelen kuduz kitleden bi farkınız yok demektir.
10/8.5
(misyonu olan bi film olduğu için)
türkiye' de
pehlivan olarak gösterime girseydi, daha bi iştahla izlerdim dediğim filmdir.
bir kaybeden hikayesi.
iç burkan ,yoran,hüzünlü...
lafı fazla dolandırmadan insanın yüzüne vuruyor yalnızlığı,giderek tükenmeyi aronofsky.ya da o vurmuyor da mickey rourke bu işi muhteşem yaparken ortama saçtığı o iç burukluğuna,giderek çoğalan suskunluğuna bir köşede aranofsky,ekran başında izleyici iç çekerek kederleniyor.
mickey rourke rol yapmıyor adeta izleyicinin insan yaralarını kanırtıyor.
sonra 'the ram' ağlıyor,sonra suskunluk dayanılmaz oluyor kaybetmenin bozgunuyla...
trajik,bir o kadar umutsuz ''the wretsler'' görülmeli.
"bu gece sizlere şunu söylemek istiyorum:
burada olmaktan dolayı çok mutluyum...bir sürü kişi, bir daha güreşemeyeceğimi söyledi. oysa bildiğim tek şey bu...eğer zor bir hayat sürersen,özensiz yaşarsan ve mumu iki ucundan da yakarsan bunun bedelini ödersin.
bu hayattaki her şeyi kaybedebilirsiniz; sevdiklerinizi, sizi sevenleri...
artık eskisi kadar iyi duyamıyorum.ve sürekli bir şeyleri unutup duruyorum. eskisi kadar yakışıklı da değilim...ama lanet olsun, hala buradayım ve ben koç'um!
geçen bunca zamanda benim için 'yoruldu' dediler. 'işi bitti' dediler. 'başarısız oldu, tükendi' dediler. biliyor musunuz, benim artık bu işleri yapamayacağımı söyleyebilecek sadece sizlersiniz! sizlersiniz, sizlersiniz...çünkü benim ailem sizlersiniz!"
bazen ne kadar çabalarsanız çabalayın kaybedersiniz işte. devam edebilmeniz için size güç verecek elleri tutamazsınız, onlar ellerinizden kayar gider tıpkı sahip olamayacağınız geleceğiniz gibi. kızı ile randevusuna yetişseydi n'olurdu? cassidy daha önce koşup gelse ve ona "seni seviyorum" dese n'olurdu? işte bazen olmuyor, siz ne kadar iyi olmaya çalışırsanız çalışın başaramıyorsunuz.
kızınızın büyümesini izlemek , sevdiğiniz kadınla yaşamak ...bunlar paha biçilemez. bunlara sahip olmadığınızda varlığınızı anlamlandırmak için , sırf insanlar tarafından sevilmek için yaparsınız tüm yaptıklarınızı. onlar alkışlasa bile kimse kızınız , sevdiğiniz kadın kadar anlamlı kılamaz nefes alıp vermenizi.
keşke başarsaydı...ama dediğim gibi: bazen olmuyor işte..
flash tv'deki amerikan güreşlerini anımsatan, sikko bir hayat süren bir zamanların efsanevi güreşçisinin boklu hayatını konu edinmiş amerikan ürünü.
million dollar baby'den daha yüksek puanı olmasını yediremiyorum kendime bir sinemasever olarak arkadaş!
bağımsız sinema oscarları olarak bilinen, spirit ödüllerinde, en iyi film ve en iyi erkek oyuncu dahil üç ödülü almış film.
(heidi, 23.02.2009 07:52 ~ 07:56)
hey gidi 80'ler hey diyen film.
cassidy: fuckin' 80's man, best shit ever!
randy: bet'chr ass man, guns n' roses! rules.
cassidy: crue!
randy: yeah!
cassidy: def lep!
randy: then that cobain pussy had to come around & ruin it all.
cassidy: like theres something wrong, why not just have a good time?
randy: i'll tell you somethin', i hate the fuckin' 90's.
(kubelik, 27.02.2009 05:41 ~ 05:41)
bruce springsteen'li soundtrack albümü içerisinde bir de emre altuğ yorumuyla
yani'yi barındırıyor olsaydı keşke diyerek hayıflatmıştır.
"yani olmuyor olmuyor istesem de..."
yarım kalan film. son sahnede bir eksiklik var. ölmesini bekliyor idim. atladı ve bitti. orada bir numara olmalıydı.
çok basit, önemsiz bir senaryoyu "kamera kullanımları hafif gus van sant vari olsa da"hiç yapay ışık kullanmayarak, seyirciye olay örgüsünün etrafında gerçekleştiği hissiyatı vererek sunan darren aronofsky'ın sayesinde izlenebilir olan filmi. peki neden bu senaryoyu çekmeyi istemiş, olay tamamen maddidir zannımca.
(onder, 06.03.2009 23:23)
işini etinden kazanan yalnız bir adamın öyküsü.
nazik, kibar, hassas.
filmi keyifle izlememizi, hemencecik içine girmemizi sağlayan da bu hassas duruş; o iri yarı, sarsılmaz vücudun içindeki kırılgan ruh.
aşırı bir okumayla onu hz isa'ya bile benzetebiliriz. isa kuzu, o "koç". başkalarının günahları için vücudunu parçalıyor. insanlığın içindeki o bitmek bilmeyen şiddet eğilimini kendi bedeninde işleyerek onları arındıran bir kurtarıcı o.
yalnız.
uyuşamadığı kızı ve kendisi gibi etiyle para kazanan yalnız bir kadın dışında kimsenin umrunda değil varlığı; gerçek dünyaya tutunmasının iki güzide sebebi onlar. varolmak için çabalaması gerekmeyen tek yer ringler. kendini güçlü hissettiği, yalnızlığı tatmadığı tek yer orası.
bir güreş filmi, şiddet gösterisi umulmamalı bu filmden; "eski toprağın şaha kalkışı" gibi bir tavır da beklenmemeli; amerikan başarı öyküsü hiç değil. güzel bir film işte, olması gerektiği gibi. hayatın ta kendisi gibi.
aronofsky
*'nin evvelki filmlerinde uyguladığı renk işçiliği, etkileyici sahne seçimi ve müziğin iç burkucu kullanımı yok bu filmde. ama aronofsky'nin seçimi de bilinçli zaten. o gerçek bir şey anlatmak istiyor. anlatıyor da.
(bülend, 07.03.2009 00:04 ~ 31.03.2009 21:14)