|
|
- joaquin phoenix,sigourney weaver ve adrien brody gibi ünlü isimleri bünyesinde barındıran night shyamalanın son fantastik filmi. adından da anlaşılabileceği gibi her şeyin sakin sürmekte olduğu bir köyde meydana gelen olaylar anlatılmaktadır
- korku filmi olarak nitelendirilmemesi gereken bir film.. izleyiciyi filmin sonunda şaşırtarak orgazma ulaşabilen hintli yönetmen shyamalan, bu sefer bütün hikayeyi filmin ortalarında koyvermiştir.. aslında bu, filmi daha güzel bir hale getirmiştir çünkü ondan sonra konunun işlenişi daha güzel..
bryce dallas howard bir körü çok ama çok iyi canlandırmıştır..(hatta the miracle worker filmindeki abladan bile daha iyi..)
adrian brody ise köyün delisi olarak her rolün adamı olduğunu tekrar ispatlamıştır bizlere...
shyamalan bütün filmlerinde olduğu gibi bize yine o çok sevdiğimiz yüzünü göstermiştir ama sadece dikkatli olan gözlere..
- imdb forumunda çok beğenildiğine dair yazılardan sonra
bu filmi beğenen idiyotun önde gidenidir başlıklı bir forum açılmış, ve içinde bu filmi beğenen en beter morondur, gerizekalıdır, amerika bunlar gibileri sayesinde ırak'a gidiyor denmiş film.
katılıyorum, 2 saat zaman kaybı, bok gibi film.
- dikkatli izlendiğinde filmin gizemli sayılan yanını ikinci yarıya girmeden kavrayabilirsiniz.yinede izlenilebitilesi olan bir filmdir.
- iğrenç bir film.olayı ilk dakikalarda kapabilioyorsunuz.verdiğiniz onca paraya ve harcadığınız zamana yazık uzak durulması gereken bir hadise.
- ekstradan bir de mikrofonu dahil etmişlerdir bu filme,çoğu sahnede ille de görün diye uzun uzuun yukardan sarkmıştır bu mikrofon denen şey **konu olarak da fena değil işte bir kaç kere sıçradım korkmuşum demek ki.
- korku filmi değik drama olarak bakılırsa güzel olarak adlandırılabilecek olsa da, gerilim filmi olarak lanse edildiğinden beğenilmeyen, zaman kaybı olarak adlandırılabilecek bir film. the sixth sense'te yarattığı muhteşem sonu, bir daha yakalayamayan night shyamalan gene filmin sonunda sıçmış. zaten filmin can alıcı düğümü filmin ortalarında çözülüyor bu sefer. sadece bir kaç efekt sayesinde birkaç sahnede insanları geriyor.
fakat filmi korku filmi olarak algılamazsanız, içinde verdiği mesajları alabilirsiniz. bu kadar boş bir filmde iki karakter dikkat çekiyor, the pianist'teki rolüyle osacar alan adrien brody bu sefer doğru düzfün konuşamayan bir deliyi canlandırıyor ve oscara aday olursa hiç de şaşırtmayacak bir performans sergiliyor. diğer dikkat çeken karakter ise filmin aslında tek başrol oyuncusu olan bryce dallas howard. kendisi de karakterini çok iyi canlandırmış, aşkı için her tür zorluğu göz önüne alan kör bir genç kızı oynuyor.
spoilere çok gebe bu film, bir de bizim ihtiyar heyeti kavramına tekrar bakmamıza neden oluyor. toplantının ortasında örgü ören yaşlı teyzeler ihtiyar heyetine cuk oturmuş.
bir de bana the villageya yaşayanlar amishleri hatırlattı. köyde elektrik yok, araba yok, para yok. her şey son derece sıradan ve basit.
ivy walker: sometimes we don't do what we want to do, because we're afraid that other people will know that be want to do them.
- izlediğimde evet hoş vakit geçirdim dedirten film.
yine m night shyamalan kendisine özgü bir üslup oluşturmuş. konu gayet bilindik ama seçilen değerler ince...
lakin bir yerde shyamalan'a çok kızdık...
filmde adlarını söyleyemedikleri yaratıklar olayı harry potter alıntısı olarak sırıttı açıkçası...
(bkz: kim olduğunu bilirsin sen)
bu da film bana göre koptu... oysa ki gerçekten sağlam bir konu idi bu...bu tip malzeme ucuzlattı filmi..
bunun gibi bir çok sıkıntılı durum var filmde ki bu m night shyamalan'ın fazla çalışmadığını düşündürttü.
yine de film sonunda tatminkar bir şekilde ayrılmanızı sağlıyor.
filmin konusuna tek bir yorum getirilebilir.
(bkz: utopia)
- kopya vcd'sinde filmin türkçesi için villadaki cesetler yazan hoş bir film
- m.night shymalanın yapmış olduğu diger filmlerden farklı olan, sadece filmin sonunda insanları ters yüz eden bir olaydan çok daha ileri olan bir filmdir. kurulu düzen içinde cesaret , ormana arkanı dönüp , korkmadan ne kadar durabileceğin sorusuna dönüşür, ormanı aşmaya değil.kurulu düzen içinde aşk, evlenmek isteyen kız ile tek derdi gömleğinin buruşmaması olan adamın evliliğine dönüşür, ormanı aşmaya değil.(film hakkında yapılan bir eleştiriden).
- vermeye çalıştığı disütopik mesajın izleyen çoğu kişi tarafından algılanamadığını düşündüğüm harikulade bir drama baş yapıtıdır.
- çoğu kişinin filmi korku filmi izlemeye şartlandığı için anlamadığını düşündüğüm,olay örgüsünün çok iyi kurulduğu,bitiminde "vay be" dediğim,bir m.night shalamayan filmi.
- inanılmaz etkili bir fragmana sahipti bu film. senaryosu, oyuncuları, yönetmeni, hakkında yapılan olumsuz yorumlar, çevremdeki birçok insanın "gitme vcd'den izlersin" baskıları hiç umrumda değildi zira muhteşem bir atmosfer vardı fragmanda ve çok çekiciydi. evet filmin en dikkat çekici yönlerinden biri atmosferi ve renk seçimi. ilk olarak sinemada, sonra divx, vcd (dublajda en güzel diyalogu yanlış çevirip piç etmişler, yaklaşmayın) ve dvd gibi çeşitli formatlarda bol bol izledim ve hala beni bundan daha çok vuracak bir film yapılamayacağı kanısındayım.
evet sinemaya iq testi olarak bakan cingözlerin pek de seveceği bir film değil. (bkz: sinemayı senaryodan ibaret sanmak)
----spoiler----
ilk izleyişimde sadece psikolojik unsurlarla ilgilendiğimi farkettim. sonraki izleyişlerimde filmin yapay da olsa leziz bir dönem filmi olduğunu, izlediğim en sağlam aşk filmlerinden biri olduğunu, film boyunca muhteşem bir oyunculuk döndüğünü, senaryo ve kurguda zekice ayrıntılar bulunduğunu farkettim. “belliydi o yaratıkların sahte olduğu, ben anlamıştım, ne biçim gerilim filmi bu” diyenlerin ağzına ağzına vurma arzusu gittikçe arttı içimde. dikkatinizi çekerim bu insanlar yazının başındaki "gitme vcd'den izlersin" insanları.
ilk seyredişimde filmin benim için en dikkat çekici ve önemli özelliği şu oldu: yaratıkların olayını öğrendikten sonra bile ivy'nin orman yolculuğu boyunca hala o korku içimdeydi (çünkü yönetmen istiyordu bunu), birden kırmızı bitkilerin ortaya çıkması yüksek dozda bir gerilim yarattı, yaratıkların gerçek olup olmadığını tekrar sorgulamaya başladım (o sırada ivy'nin babasının "kitaplarda böyle bir efsaneden bahsediliyordu" sözleri tekrarlandı, yani ihtiyar heyeti olayı tamamen götünden uydurmamıştı, böyle bir efsane vardı). yaratık ortaya çıkınca ise "tamam" dedim "işte gerçekmiş". çok saçma ama bu tamamen bir oyun ve shyamalan çok güzel oynamış bu oyunu. şunu anladım ki gerçeği öğrensek bile eski korkularımızdan kopmamız kolay olmuyor, onlara dönme eğilimi gösteriyoruz.
yine orman sahnelerinde açılarla ilgili göze çarpan güzel bir oyun da klasik gerilim filmi açılarının kör bir insanla nasıl tamamen farklılaşabileceğini gösterdi. ivy'nin önünü gösteren açıda biz önü görüyorduk ama arka tarafta ne olduğunu bilmiyorduk ve gerilim oluşuyordu. bu normaldi. fakat ivy'nin arkasını gösteren açılarda normal şartlarda güvende hissetmemiz lazımdı çünkü biz arkayı, ivy ön tarafı görüyor olacaktık. ancak ivy kör olduğu için ön taraf belirsizliğini koruyordu, yani yine gerilim vardı. bu yüzden orman sahnelerinde sürekli bir gerilim hissettim, yukarıda bahsettiğim psikolojik oyunu da düşününce bu sekansın üzerinde çokça düşünülmüş olduğu belli.
yasak rengin kırmızı olması, ihtiyar heyetindeki köyü ve sistemi kuran kişilerin hepsinin yakınlarının kanlı cinayetlere kurban gitmesi ile ilişkili elbette. kırmızıyı bu kadar korkunç bir renk yaparak oluşturdukları ideal köyde kan dökülmesini engellemiş oluyorlar (bıçaklama sonrası terasta oturan noah'nın elindeki kana bakarak "yasak renk" demesi bunu vurguluyor). ayrıca kırmızı, kaçtıkları dünyanın tehlikesini, hırsını, açgözlülüğünü de temsil edebilir. renk psikolojisinde kırmızı tehlikedir, uyarıdır, açlıktır, adrenalindir. uzakdoğu kültüründe kırmızının kötü ruhları temsil ettiğini ve sarının onlardan korunmak için kullanıldığını öğrendiğimde de şaşırmadım. ha derseniz ki "ne saçmalıyosun komünizm kırmızısı o!", ben de "saygı duyarım" derim bir gelinim olur musun yarışmacısı edasıyla.
filmde oyunculuk harikulade. adrien brody muhteşem, özellikle biraz önce bahsettiğim “yasak renk” sahnesinde saniye saniye incelenmesi gerekiyor. william hurt izledikçe hayranlığımın geometrik biçimde arttığı bir iş çıkarmış. sesini, esleri, vurguları kullanışındaki ustalık ve doğallık özellikle ivy’nin yolculuğu öncesi ikna konuşmalarında insanı esir alıyor. joaquin phoenix iki ilan-ı aşk sahnesinde iki ayrı uçta harikalar yaratıyor: ivy'nin ablasının ilan-ı aşkına umut sarıkaya adamlarını akla getiren tırtlıktaki tepkisizliği ve izlediğim en etkileyici ve en agresif ilan-ı aşk sahnesindeki oyunu ile akılda kalacak bir karakter yaratmış yine (lucius hunt rolü kendisi için özel olarak yazılmış zaten). bryce dallas howard ise sanırım kariyeri boyunca birlikte anılacağı bir karakter çıkarmış ortaya, körlüğü abartmadan ve hakkını vererek oynarken bir yandan onca farklı duyguyu verebilmek kolay olmasa gerek. dvd’de bulunan günlüğünde şunları söylemiş zaten rolü aldığı gün: “ivy walker... onu kendimi tanıdığımdan daha iyi tanıyacağım”. böyle artiz artiz laflar.
sesler tabi ki shyamalan’ın tek özel efektleri, soundtrack ise başlı başına muhteşem. james newton howard’ın harika bestelerini bryce dallas howard’la aynı yaşta dünyaca ünlü bir bayan violonist seslendirmiş.
bir bıçaklama olayının böyle sade, orijinal, etkileyici ve zekice verilebileceği de aklıma gelmezdi, sinema adına zihin açıcı. ilk izlediğimde aşk hikayesine pek kaptıramadığım içindir ki tek eksik yanının sonu olduğu kanaatindeydim, sonra bu fikirden de vazgeçtim, “i’m back lucius” son derece etkili bir son olmuş.
kanımca shyamalan seyredildikçe ve okundukça farklı yönleri ortaya çıkan leziz bir atmosfere sahip tekrar tekrar (tekrar tekrar tekrar) seyredilebilecek leziz bir yapıt çıkarmış ortaya. the village kesinlikle unutulmayacak, çok özel bir film. ya da bana öyle geliyor. sinemadan anlamam, canavarlı hollywood filmlerine bayılırım, polonyalı cıvırlar polonya sinemasından daha yakındır bana. rahat insanlar, aşmışlar bazı şeyleri.
bu da filmi sevenlere armağanım olsun:
ivy: when we are married, will you dance with me? i find dancing very agreeable... why can you not say what is in your head?
lucius: why can you not stop saying what is in yours? why must you lead, when i want to lead? if i want to dance, i will ask you to dance. if i want to speak, i will open my mouth and speak. everyone is forever plaguing me to speak further. why? what... good is it to tell you you are in my every thought from the time i wake? what good can come from my saying i-- i sometimes cannot think clearly, or- or do my work properly? what gain can rise from my telling you... the only time i feel fear as others do, is when i think of you in harm? that is why i am on this porch, ivy walker. i fear for your safety above all others. and yes... i will dance with you on our wedding night...
- yarısı korku yarısı dram olan film. her iki yarısı da kendi türlerinde başarılılar. gayet iyi bir film.
- night shyamalan imzalı 2004 yapımı başarılı filmin adıdır. jaquin phoenix ve sigourney weaver'ı başrollerde görmüştük. korku mu gerilim mi anlayamamıştık ama yine de sevmiştik.
- gerilim izlemek isteyen için güzel bir seçimdir. gecenin bi yarısı toplanan arkadaşlarla izlemiştik sarmıştı. tipik shyamalan filmi. signs tarzında bir film.
- shyamalanın tüm filmleri gibi izlenmese de olacak bir film. adamın filmlerine niyeyse bir türlü ısınamadım hep saçma sapan konular, sonunda bi bok çıkmayan hikayeler. bu da onlardan biri. diğeri için; (bkz: lady in the water)
- (bkz: dostum hard demişsin soft çıktı)
- küçük bir köye hapsolmuş insanlar, belirsizliğin paranoyası, hurafeler, inanç sömürüsü, kötüleğe verilen bir cevap olarak kıstırılmış hayatlar, cesaret ve afallatan bir son. yapılan şeyin doğruluğu üzerine insanı ikilemde bırakan bir shyamalan filmi. kokuşmuşluğun bulaşıcılığından kurtulmak için kurulan sahte bir dünya.
eli ağzı kanlı canavarların olmadığı her gerilim filmi yadırganır oldu nedense. hayır bu film kurgu harikalarından biri. sevmeme rağmen ikinci kez izlemeye teşebbüs etmediğim bir film ama. bunun nedeninin filmin kötü olmasından değil de kurgunun çarpıcılığından gelmesi garip bir tezat olsa gerek.
|