tom hanks'in başrolünde oynadığı ve hava alanında mahsur kalan bir adamı canlandırdığı ayrıca catherina zeta jones'u bu adama aşık olan bir kadın rolünde görebileceğimiz film.
çoğu izleyicinin hakkında peri masalından ibaret dediği, tom hanks'in önce new york taki jfk havaalanında mahsur kaldığı, sonra da işlerin gayet güzel sırayla yoluna girdiği film.
bu gece seyrettiğim ve olağan üstü denilecek film tom hanks şov yapmış oscar'ı bana verin demiş araya catherina zeta jones'u koymuşlar tat versin diye vermiş zaten he birde yönetmen var aslında yönetmen denmez bu adam yönetmen falan değil sadece dünyaya sinema olarak gelmiş ve sinema olarak ölmesi gereken adam başlı başına bir yapıt bu adam steven spielberg tabiki ama doymuyoruz biz bu insanlara bu şovlardan biraz daha verin bize gözümüz gönlümüz açılsın sinemacı olamanın tadına varalım biraz daha.
"based on a true story" olsa da,sinemada anlatılan hikaye bana ütopik gelmiştir; birkaç yerde filmin akışını sağlamak için saçmalıklara rastlanılmasına karşın oldukça eğlendirici bir film,izlemeye değer..
çok güzel ve mutlu eden olayları içinde barındıran güzel bir film.ama catherina zeta jones un filmdeki manasızlığını anlamış değilim veya oynadığı karaktere sinir olduğum için böyle düşünüyorum.ama filmdeki saflık,sevgi ve yardımseverlik gerçekten dikkat çekici.
filmin bende bıraktığı iki etkiden birincisi sırtımın ve bacaklarımın 2 saat boyunca ağrımış olması, diğeri de tom hanksin bütün ödülleri bana verin diye bağırmış olmasıdır. helal olsun adama ya
bu arada tom hanksin canlandırdığı karakter yani asıl adam hala havaalanında yaşamaktadır, film yapımcıları ona bisürü para vermiştir ama ne işine yaricaktır o kadar para acaba
en çarpıcı sahnesi şudur:
iş bilir havalimanı müdürü tom hanks'i iltica için mahkemeye başvuru yapsın diye kandırmaya çalışır.krekozia'ya dönmemek için bir korkun olduğunu ispat et der.tom hanks "orası benim evim insan evine gitmekten korkar mı?" deyip lafı yapıştırır.
kendini özgür sanan fakat bir ömür boyu tutsak olanların filmidir the terminal...
- "terfi edeceğim" diye tüm insani duygularından arınmış, kendi dünyasını havaalanından ibaret hale getirmiş havaalanı müdürü frank dixon*...
- 7 yıldır biri(leri)ni, birşey(ler)i bekleyeceğim diye kendini bavullara, uçuşlara, çağrı cihazına, kimi kimi erkeklere esir etmiş hostes amelie warren*...
- kendi ülkesi hindistan'da kendini haraca kesen bir polisi yaraladığı için 7 yıl hapis yatmaktan korkup abd'ye kaçan ve 23 yıldır karısı ve 2 çocuğundan uzakta yaşayan temizlikçi gupta rajan*...
bu filmin asıl tutsaklarıdır...
bu filmde ki tek özgür insan ise; hiçbir şekilde ülkesinden vazgeçmeyen, abd'de kalabilmek için ülkesini satmayan, bunu yapacağına ucu belirsiz bir zaman içinde havaalanında yaşamayı göze alan ve nihayetinde herhalukarda özgürlüğüne kavuşan viktor navorski*'dir...
frank dixon: krakozhia'dan korkuyorsunuz... viktor navorski: krakozhia?... hayır, krakozhia'dan korkmuyorum... bu odadan biraz korkuyorum... frank dixon: bombalardan bahsediyorum, insan haysiyetinden bahsediyorum ve insan haklarından bahsediyorum... viktor, lütfen bana krakozhia'dan korktuğunu söylemeye çekinme... viktor navorski: ev... evimdem korkmam...
bir sürü mantık hatası var filmde
amma hiç biri zerre kadar umrumda değil çok hoş bir film olmuş gerçekten çok hoş
çocukluğumda cuma geceleri ertesi günün tatil olması huzuruyla seyrettiğim filmlerden aldığım tadı verdi, vallahi nefisti
film new york'taki jfk havalimanında sıkışıp kalan viktor navorskinin öyküsünü anlatıyor.amerikanın çok milletliliği ve içerde yaşayan veya dışardan gelen yabancılara bakış üzerine de birkac gönderme yapmaya çalışıyor.film için inşa edilen devasa setin yapaylığı ve amerikanın bir simülasyonu olma görevini üstlendiği hemen filmin başında vurgulanıyor.havalanı beyaz yakalı tarafından yönetilirken,çalışanların çogunlugu zenci,latin amerikalı,asyalı ve uzakdoğulu.yönetici havalanı güvenliği ve kendi terfisi için katı kurallar koymaktan çekinmemesi hatta viktor'un sırf kendi sorunu olmaktan cıkması için kaçmasına göz yummasına ise izolasyonist amerikan dış politikası diyebiliriz.buna karşın havalanında çalışan azınlıklar beyaz yakalı yöneticiye karşın birbirlerine destek vererek direnmeye çalışıyorlar.viktor amerikada yeni bir hayat kurma derdinde değil.amerika rüyasının peşinde koşuyor da değil.hatta işinde birçok amerikalının ona özeneceği kadar da başarılı.kendi vatanına da aşık.viktor film boyunca başta havalanı müdürü olmak üzere birçok amerikalıya dürüstlükten,merhamete,yardımseverlikten,iş ahlakına birçok konuda ders veriyor.filmin çizdiği amerika tablosu da pek içacıcı değil.viktor'un aşık olduğu hostes amelia filmdeki bircok beyaz amerikalı gibi sorunlu.endişeleri,yalnızlık korkusu,en sıradanından ve vahiminden bir modern kentli kadın portresi çizmekte hırslı kariyer düşkünü erkek yöneticinin yanında yer alarak amerikan aile resmini tamamlamakta.viktor ile amelia arasındaki imkansız aşk öyküsü hikaye kurgusuna bir katkı yapmasa da duygusal seyirciyi ekrana bağlamakta.
politika,dram ve komedi yi bir arada bulabileceğiniz bazen karnınızın ağrıyacağı kadar güldüren bazende gözlerinizin dolmasınına neden olan tom hanks in süper bir filmi.