görseller
the talented mr ripley 
  
belki ilginizi çeker
  1. · yetenekli bay ripley
  2. · patricia highsmith
  3. · anthony minghella
  4. · jude law
  5. · lullaby for cain
  6. · philip seymour hoffman
  7. · jack davenport
gündem
  1. · domuz gribi
  2. · öğretmenler günü
  3. · yaran diyaloglar
  4. · the twilight saga new moon
  5. · nurcuların hoşuna giden şeyler
  6. · beşiktaş ile fenerbahçe taraftarı arasındaki fark
  7. · zongul ducks
  8. · olmak ya da olmamak
  9. · iki kişiden birinin akp ye oy vermesi

the talented mr ripley  

  1. patricia highsmith hanımefendinin yaratımı seri katil.

    plansız programsız, durup dururken adam öldürür bu becerikli tom ripley, her seferinde de şansıyla paçayı sıyırır. yetenekli değil, şanslıdır. öldürürken her nedense oralardan kimse geçmez, kimseler başına üşüşmez, delillerden katile ulaşılmaz vs. vs. filmi de çevrilmiştir, matt damon, gwynet paltrow filan oynamıştır.

    devamı için şuraya bakınız: ripley's game.
    (muzevir, 08.08.2006 15:53)
  2. gwyneth paltrow hanımefendinin shakespeare in love ile oscar'ı almasından bir sene sonra vizyona giren filmdir, kendisine ikinci oscar adaylığını getirmiştir. çekimler sürerken paltrow babasını kaybetmiş, italya-amerika arasında gidip gelmek zorunda kalmış, bu üzüntüsüne rağmen işini gayet de başarılı bir şekilde tamamlayabilmiştir; tekrar takdir ediyoruz kendisini. ayrıca jude law ile olan sevişme sahnelerinde, o anki sevgilisi joseph fiennes de sette bulunup olup biteni kontrol ediyormuş, jude law bu durum için şöyle demiş sonrasında: "sanırım en gerilimli çekimlerimden biriydi. hiç başımdan ayrılmadı, üstelik çok da iri bir adamdı.."

    film çok mu şahaneydi, hayır. ama gwyneth paltrow güzel bir kadındır.
    (guenever, 08.08.2006 16:27)
  3. 1. patricia highsmithtarafından yazılan roman ve romanın film uyarlaması
    2. filmin alt metni incelendiğinde tom ripleyin dramının aslında woody allenin chamaleonunda ve pek çok başka film ve romanda yinelendiği gözlenmektedir (aklıma kimlikler ve değişimleriyle ilgili en son-ve görsel olarak en iyi örnek-olarak matrix geliyor). yani: çağımızın sıradan adamı kendini gerçek ama sıradan biri olarak hissetmektense,sahte ama gösterişli bir adam olarak hayal eder; bu şekilde değişmek ister. bu amaç için kimileri roman ya da şiir okurken, kimileri de cinayet bile işleyebilir. bu cinayetler ripley'in ki gibi bireysel olabildiği gibi, nazi'lerin küçük adamlarının ki gibi kitlesel de olabilir. bir anlamda başkalarının ölümünün bu insanlar için yeniden doğuş anlamına geldiğini, kendilerini ancak bu şekilde olmak istedikleri gibi yapılandırdıklarını söyleyebiliriz. ripley, olabilecek en sıradan insanlardandır, nitekim eline para ve dolayısıyla fırsat geçtiğinde bile düşlerinin ufku ancak kendisine burjuva zevkiyle döşeyebileceği bir daire tutmak ve tüm dünyayı gezebilecekken, romada kalmak olmuştur. sıradan insanın hayali de sıradandır. kullanıla kullanıla kağşamış hayaller adeta yeniymiş gibi yaşanır. yüzbin sıradan insan da, ellerine fırsat geçseydi, dairelerini aynı sıradan zevkle döşer, ripley'le aynı şeyleri yaparlardı.
    ripley'in dramı ancak öldürdüklerini gerçekten sevebilmesi, onları ancak öldürüp, hayatlarını bir sülük gibi emerek elde edebilmesidir. bu anlamda filmin en dikkat çekici sahnelerinden birinin sandal da richard greenleafın ölüsüne sarılması olduğu söylenebilir.
    yine ripley'in bir diğer yanı alttan alta vurgulanan ancak hiç bir zaman açıkça söylenmeyen eşcinselliğidir. (banyo sahnesi ve kapanış sahnesi bunun en açık örnekleridir.) film boyunca ripley'in hiç bir kadına gerçekten yakın olamadığını bildirmek de boynumuzun borcu tabii.
    (dadaist yapıbozumcu, 23.05.2009 01:06 ~ 01:08)
  4. filminde deli bir kadro vardır. 1999 yılında çekilmiştir. jude law, matt damon, cate blanchett, gwyneth paltrow gibidir.

    jude law 'ın ününün parlamasına sebep olan film dedikoduları kulaktan kulağadır. ne kadar kendisi filmin ilk 20 dakikasında görünse de bir görünmüş pir görünmüştür. zira yönetmen minghella'nın favorisi olmuş, bundan sonraki filmlerinin çoğunda başrolü de kapmıştr.

    matt damon'ın filmi sırtlayıp götürdüğü film olarak hatırlayabiliriz. bıyıkları yeni terlemiş, yeni yetme bir genç oğlan görünümünü çizdiği bu filmde , yüzündeki o masumluk, çocukluk hatta baby face stili kendisinin şizofrenik seri katil
    karakteriyle biraz ters köşe yaptırmıştır. tabi 2010'lu yıllarda bu filmi izlediğimizde matt damon'un kafamızda oturması bu filmi izlerken ki bir handikap. ziraz kendisine bu karaktere yakıştıramamak hissine kapılmamak elde değil.

    bayan oyunculardan cate blanchett'ı çok daha başarılı buldum. nedense gwyneth'i oyuncu olarak beğenmiyorum. ancak bu dönem için çok da iğreti durmamış. rolündeki zavallık imajı da pek üstüne yakışmamış.

    müzikleri gabrieal yared yapmıştır ki kendisini english patient filminin müzikleriyle oscar alan kişi olarak tanıyoruz. kendisi yine yönetmen minghella'nın favorilerinden.

    anthony minghella, ingiliz yönetmen ve senarist ,bu film ile en iyi uyarlama senaryo akademi ödülünü de kopartmıştır. 2004'de cold mountain, 2009 'daki the reader filmi ile de ödülleri topladığını unutmamak gerek.

    filme gelince her zamanki gibi senaryoyu eleştirmek biraz zor. zira gelişen olaylar kitap sahibinin sorumluluğunda . bu da özellikle cinayetlerin işlenmesinden sonraki muammanın gerçek dışı ve inandırıcılğını kaybetmesi sorununu doğuruyor. buna rağmen uyarlanmış senaryo olarak her zamanki gibi kitap uyarlamalarının özellikle kitaba göre daha az akıcı ve yarım yamalak kalması yine göze çarpyor. ancak film karelerindeki küçük ipuçları ile kitaba bağlılık da gözden kaçmıyor.

    kadroya bakarak film seçmek için çok kötü bir tercih olmaz.
    (komiknickbulamadim, 09.10.2009 09:55 ~ 09:56)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil