1.
patricia highsmithtarafından yazılan roman ve romanın film uyarlaması
2. filmin alt metni incelendiğinde
tom ripleyin dramının aslında
woody allenin
chamaleonunda ve pek çok başka film ve romanda yinelendiği gözlenmektedir (aklıma kimlikler ve değişimleriyle ilgili en son-ve görsel olarak en iyi örnek-olarak
matrix geliyor). yani: çağımızın sıradan adamı kendini gerçek ama sıradan biri olarak hissetmektense,sahte ama gösterişli bir adam olarak hayal eder; bu şekilde değişmek ister. bu amaç için kimileri roman ya da şiir okurken, kimileri de cinayet bile işleyebilir. bu cinayetler ripley'in ki gibi bireysel olabildiği gibi, nazi'lerin küçük adamlarının ki gibi kitlesel de olabilir. bir anlamda başkalarının ölümünün bu insanlar için yeniden doğuş anlamına geldiğini, kendilerini ancak bu şekilde olmak istedikleri gibi yapılandırdıklarını söyleyebiliriz. ripley, olabilecek en sıradan insanlardandır, nitekim eline para ve dolayısıyla fırsat geçtiğinde bile düşlerinin ufku ancak kendisine burjuva zevkiyle döşeyebileceği bir daire tutmak ve tüm dünyayı gezebilecekken,
romada kalmak olmuştur. sıradan insanın hayali de sıradandır. kullanıla kullanıla kağşamış hayaller adeta yeniymiş gibi yaşanır. yüzbin sıradan insan da, ellerine fırsat geçseydi, dairelerini aynı sıradan zevkle döşer, ripley'le aynı şeyleri yaparlardı.
ripley'in dramı ancak öldürdüklerini gerçekten sevebilmesi, onları ancak öldürüp, hayatlarını bir sülük gibi emerek elde edebilmesidir. bu anlamda filmin en dikkat çekici sahnelerinden birinin sandal da
richard greenleafın ölüsüne sarılması olduğu söylenebilir.
yine ripley'in bir diğer yanı alttan alta vurgulanan ancak hiç bir zaman açıkça söylenmeyen eşcinselliğidir. (banyo sahnesi ve kapanış sahnesi bunun en açık örnekleridir.) film boyunca ripley'in hiç bir kadına gerçekten yakın olamadığını bildirmek de boynumuzun borcu tabii.