biraz sin city biraz 300 hatta biraz
robocop bu film...
her karesinde frank miller ın yapıtlarına bi gönderme var hem teknik hemde senaryo açısından. bu tarz karanlık kahraman hikayelerine oldum olası heyecan duymuşumdur.
darkman mesela. vasat bi filmdir. ama sempati duyarım. sayarım. belki de
liam neeson oynadı diyedir. neyse konu dağılmasın.
bi kere atmosfer güzel. zaten çizgi romanların bu tarzda sinemaya uyarlanması dahiyane bi fikir. ama bu fikir sağlam bir senaryo ile desteklendiği zaman dahiyane bir iş çıkıyor ortaya. hangimiz "
dali mi yaptı lan bu filmi" demedi ki
sin city nin her olağanüstü karesini izlerken?
fakat bu spirit lavuğu o kadar antipatik bi kahraman ki ona her baktığınızda karşınızda
robin'i görüyorsunuz. zaten
gabriel macht o maskeyi takınca tam anlamıyla
chris o'donnell ın ikizi oluyor. tüylerim diken diken oldu sinirden. yahu tamam robin'e kişisel nefretimi bi kenara bırakayım, filmde o kadar sıkıcı bi senaryo var ki insan bir sonraki kareyi merak dahi etmiyor. siklemiyorsunuz belli bi dakikadan sonra filmi. spirit niye bu kadar güçlü acaba diye sormadım bile. sonlara doğru anlattılar dinlemedim sıkıntıdan. taaa ki
scarlett in göğüslerini görene kadar...
eva mendes in kusursuz kalçası, scralett in biçimli göğüsleri. bunları frank miller fırçasından görmek istiyorsanız adam size tablo gibi çekmiş işte. sanki onları çekeyim de gerisini siktir et hacı demiş miller.
neyse olmamış diyor ve 10 üzerinden 3 veriyoruz. ama frank miller bu tarzını bozmasın.
sin city 2 ve
sin city 3 ile yeniden ağzımızın suyunu akıtacak eminim. bu bir iş kazası.