bu adamların, bu allahın belası, şahane müziğini dinlemeyi bünyem kaldırmıyor çoğu zaman. tatlı hüzün, neşeli karamsarlık vs. tarzı doğru yorumları da, her ne kadar yerinde olsalar da, hazmedemiyorum. bence çok fena adamlar bunlar. canım çekiyor, dinlemek istiyorum. bazen şarkılara bir tık uzakta bir süre beklemek zorunda kalıyorum. açamıyorum şarkılarını bazen. müzik ve morrissey'in o bambaşka sesi ve rengi girdiği zaman vücut azalarım teker teker dökülecek, patlayacak, sararıp solacak gibi geliyor. önce sağ elimin yüzük parmağı düşecek komple. ardından sol işaret parmağımın tırnağı eriyecek bir anda. derken, elim, kolum, kalbim, bacağım.. hepsi dağılacak. buna rağmen iki kulağım, bu duyguyu yaşayan hislerim, hangi fırtınalara savuştuğunu bilmediğim beynim hala ve hala birlik içinde bu karanlık gökkuşağının civarında dolanıyor olacak sanki.
o kadar taşak geçiyor ki.. "
i am human and i need to be loved" diyor mesela. e biliyorum. çok normal. makul. mantıklı.
malumu ilam. ama içim kapkara, bir yandan serçeler uçuşuyor içimde, mutluyum. biliyorum, taşak geçiliyorum. ama kaçamıyorum. değerlendirme yapamıyorum işte. oysa çok da seviyorum bik bik etmeyi. söz konusu müzik olunca hislerimle birlikte o kültür üzerine yapılan çıkarımları, toplumsal yansımalarını ya da akımlarını.. bunun gibi konular üzerinde geze toza, insanlık yararına olup olmayacağını hiç umursamadığım yorumlar getirip, zevkli anlar yaşamayı. yapamıyorum. daha o raddeye gelmemişim demek ki. o kadar istiyorum ki
genişleyecek giri olmasını bu girinin.
umutluyum, kızmıyorum kendime. bu grubu değerlendirebileceğim bir gün. ukala ukala anlatacağım,
şu şöyledir bu böyledir, diye.
there is a light that never goes out.