|
|
- sondan başlayalım yani lumiere et compagnie'den; yüzyıl önce 55 lik bir film şeridi ve tahtadan bir kamerayla ne yapardınız sorusuna verilen bir yanıt ama sadece 55 saniyede. ne ifade ettiğini tam anlamasam da bir geçiş durumunun (başta bir ceset görünür, sonra kafesteki kızın çırpınışı ve perde yandıktan sonra normale dönüş) varlığına yormak olasıdır.
the cowboy and the frenchman , belki de komik öğeler içeren tek film bunların içinde, tarz olarak straight's story'de ki minimalizm olsa da sağır kovboyla fransızın anlaşabilmek için harcadığı çaba eğlencelidir.
the amputee; tam manasıyla sinir bozucudur, bacakları olmayan bir kadın normal yaşantısı iiçinde sevgilisine mektup yazarken bir taraftan da sakat bacağının pansuman işlemi yapılmaktadır. bir zıtlık sezdim ama sözkonusu lynch olduğundan sezgilerime güvenmemem gerekir sanırım.
the grandmother: lynch'e verilen maddi destek sayesinde abimizin inland empire'a giden ihtişamlı yolda farları yaktığı filmdir bana göre. bir çocuğun ailesinden gördüğü şiddetin sonucunda kaçtığı iç dünyası ve orada yarattığı yeni bir aile, aslında tek bir kişi. topraktan varettiği bu kişinin ölüm ihtimalinin çocuktaki yansıması da pek bir çarpıcıdır. inanılmaz derecede rahatsız edici ıslık ve ses efektleri vardır ayrıca.
the alphabet: 4 dakikalık bir harf ve ses harmonisi, hepsi bu.
six men getting sick (six times); anlaşılmaz geldi bana, derin manaları elbette olabilir.
belgeselin lynch'in anlattığı ara fasıllarına gelecek olursak, ilk başlarda "bu mu lynch" dedirten tipi son iki kısa filmin öncesinde düzeliyor (bilindik lynch:süper saçlar ve keskin surat ifadesi ) , pennysylvania güzel sanatlar akademisindeki öğrenciliğinden , yaşadığı para sıkıntısından (six men getting sick için 200 dolar harcadığını söyler) , sonrasında kendisine verilen burslardan, aldığı orjinal kameradan (adını unuttum ne yazık ki) falan bahseder.
|