aslında insanların şarkı sandığı aslında tiyatro/müzikal olan şu sıralar film olarak gösterime giren oyunculuklarını beğenmediğim ama kostümlere ve dekora tam puan verip müzik geçişlerini olağan üstü bulduğum, özellikle ana parçanın ani geçişlerde klise orgu ile mükemmel çalınıp kemanla özdeştirilmesini taktir ettiğim olağan üstü müzikal, film, parça.tarifsiz.
her ne kadar hataları olsa da, christine in hayalete* yamuk yaptığını düşünüyorum. daha duyarlı olmasını beklerdim, gönlüm hayaletten yanaydı, olmadı.
bir de, gereksiz bir bilgi olaraktan, filmi az önce izlemiş bulunuyorum ve sözlükte başlığını görünce, birtakım metafizik ögelerin harekete geçtiğini* düşünmeden edemedim
çok derin bir karşılıksız aşk hikayesini muhteşem müziklerle anlatan film. hani şunu hep aranan anlatılan aşk var ya işte ben bu filmde o aşkı gördüm. ancak christine karakteri phantom karşında çok silik ve basit kalmaktadır. dışardan bakan birisi olarak diyebilirim ki bu aşkı hiç haketmemektedir. sürekli phantom ve raoul de changy arasında gidip gelmesini hiç anlamış değilim. raoul de changy ile yaşadıkları her zaman görülen türden, sıradan hislerdi. ama phantom başkaydı, bambaşka. christine in son sahnede raoul de changy yi kurtarmak için phantomu öpmesi phantomu adeta yıkmıştır. ancak beni en çok etkileyen sahne ise phantomun yıllar sonra christine in mezarına siyah kurdelalı bir gül bırakmasıdır. işte budur diye geçirmiştim içimden.
andrew lloyd webber in muhteşem müzikleri insanın tüylerini diken diken etmektedir. filmde gerard butler çok başarılı bir oyunculuk sergilemiştir. emmy rossum çok vasat bir performans çizse de en favori filmlerimdendir.
gaston lerouxnun le fantome de l'operasından çıkmıştır. her bir karakterin kendi dünyası vardır, iyi kötü yoktur. her izleyişinizde kendinizi bir başkasının yerine koyunuz ve izleyiniz, her seferinde farklı bir sonda bulursunuz kendinizi. soundtrack'i aşmıştır. esere adını veren şarkıyı lacrimosa da nightwish de söylemeye çalışmış, eline yüzüne bulaştırmıştır. graham bickley ve claire moore dinlenir.
müzikal tiyatrosunu yerinde izleme şansı bulduğum, hafızamda yıllarca yer eden, sahne görselliğine ve kulaklarımdan hiç gitmeyecek müziklere sahip gaston leroux hikayesidir. oyunun oynanabilmesi için teknik açıdan her sahnenin yetmeyeceğini düşündüğüm, o yüzden gezici bir müzikal olmasının zor olduğu kanısına vardığım gösteridir. sizi neyin beklediğini kestiremezsiniz oyun içinde. müzikal başlamadan önce tepenizde duran salonu aydınlatan dev avizenin oyunun bir parçası olduğunu nereden bilebilirsiniz ki? ya da avizenin sahneye çakıldığında patlayan flaşın gözlerinizi kamaştırdığı sırada sahne dekorunun yenilendiğini. oyun seyirciyi de kendi içine alarak bir nevi aktör pozisyonuna sokuyor, işte bu yüzden oyunu izlemiyor, aynı zamanda yaşıyorsunuz. müzikteki ani çıkışlar mıdır, yoksa oturulan koltukların arasından hayaletin ani geçişleri midir kişiyi korkutan anlamış değilim. çıkışta da bir kitapçık verirler, tüm o illüzyonun nasıl yapıldığını, teknik açıdan sahnenin yapımını anlatan; aksi halde tırlatması mümkündür seyircinin. kısacası her yerde oynaması zordur bu oyunun, ondandır ki, yıllardır londra ve new york'ta aynı sahnede oynanmaktadır. izlenmeye değer bir oyundur, aynı zamanda okumaya değer bir kitap ve dinlemeye değer bir albümdür. the really useful company'nin çıkardığı albüm bizzat andrew lloyd webber tarafından hazırlanmıştır.
joel schumacher tarafından yönetilmiş, 2004 yapımı müzikal. phantom'u gerard butler oynamıştır. ayrıca görüntü, sanat yönetimi ve müzik dallarında oscar'a aday gösterilmiştir. izlenmesi hararetle tavsiye edilir.
ın sleep he sang to me
ın dreams he came
that voice which calls to me and speaks my name
and do ı dream again for now ı find
the phantom of the opera is there
ınside my mind
phantom
sing once again with me
our strange duet
my power over you grows stronger yet
and though you turn from me to glance behind
the phantom of the opera is there
ınside your mind
chrıstıne
those who have seen your face
draw back in fear
ı am the mask you wear
phantom
ıt's me they hear...
both
your/my spirit and my/your voice in one combined
the phantom of the opera is there
ınside my/your mind
(he’s there, the phantom of the opera!)
chrıstıne
he’s there, the phantom of the opera
phantom
sing, my angel of music
sing, my angel
sing for me
sing, my angel!
sing for me!
ı have brought you
to the seat of sweet music's throne
to this kingdom where all must pay homage to music
music
you have come here,
for one purpose, and one alone
since the moment ı first heard you sing,
ı have needed you with me,
to serve me, to sing,
for my music...
my music...
berbat olmasının başlıca nedeni gerard butler'ın şarkı söyleyememesi. özellikle müzikaldeki michael crawford'dan sonra dinlendiğinde gerard butler kulakları tırmalıyor. ayrıca phantom için fazla yakışıklı.
emmy rossum ise film boyunca alık alık bakmaktan başka bir icraat göstermemiştir bence.
izlemeyi düşünüyorsanız, görüntüyü filmden, sesi de müzikalden alın derim.
gaston leroux'un yazdığı bir eserdir. gotik bir roman kabul edilir. andrew lloyd webber tarafından müzikali yapılmış ve beyazperdeye uyarlanmıştır.operadaki hayalet'in bir opera eseri olduğu sıkça düşülen bir yanılgı olmasına karşın, operadaki hayalet bir müzikaldir, fakat hikaye bir opera binasında geçer
ünlü ingiliz besteci andrew lloyd webber in ünlü müzikalinden uyarlanan operadaki hayalet tutkulu bir aşk üçgenini konu alıyor. yüzü tanınmaz halde olduğu için bir hayalet gibi paris operası'nın altında yaşayan dahi besteci ,operanın korosundaki genç christine'e gizlice müzik dersleri verir ve zamanla güzel öğrencisine büyük bir aşkla bağlanır. sahneye konulacak yeni operanın divası ani bir şekilde operadan ayrılınca, yapımcılar çaresiz kalırlar ve rolü christine'e verirler. performansıyla yıldızlaşan genç kadını operanın genç patronu vicompte raoul'la ilişkiye girer. bu, onun geldiği yerde büyük pay sahibi olan ustasını kıskançlık krizine sürükleyecek ve bu aşk üçgeni paris operası'nı derinden sarsacaktır...
2006 nisanda vizyona girmiş filmini izleyip çok sevmiştim.müzikal olarak bence çok başarılı bir film olmuş. şimdiden geçmişe gidilerek anlatılmış.müzikleri gayet iyiydi,tamamen görsel bir şölendi.ayrıca filmin küçük bi tanıtım cdsini vermişlerdi.şarkıyı (sarah birghtman-phantom of the opera) türkçeye çevirmek hangi akla hizmetti anlamadık,orjinali gibi olmamıştı tabiki de.
http://imdb.com/... linkinde belirtilen filmininin soundtrack leri yeterince dinlenince insanın kafasında yer eder ve kafanızın içinde sürekli çalmaya başlar.
hayatımda çok rezil filmler izledim. milletin yarısında bıraktığı filmleri ısrarla sonuna kadar izledim. izlediğim filmlerin çoğuna imdb'nin "bottom 100" listesinde rastladım, imdb'ye kınama maili attım.
ama ben hayatımda bu kadar rezalet bir film izlemedim. ulan tamam, opera olmasına opera da, niye birbirinizle si minör perdesinden makamlı konuşursunuz?
-edgaaaarrrr. bardağı uzaaaaaatttt... iiiii...
(edgar hoplayı zıplayı bardak getirir)
hayatımın en boş geçen iki saati bu filmi izlerken geçti. bitmedi, bitmek bilmedi. yuh.
(tabi ben sanattan ne anlarım ki... opera böyle bişi. hadi ordan)
operada şarkı söylenmesini sıkıcı bulanların aksine(opera be opera) gayet eğlenceli film. ha gerard butler opera konusunda üstün yetenekli biri olmadığından emmy rossum yanında ezildi kaldı o ayrı. ama joel schumacher'in hakkını vermek lazım. maskeli kahramanlara özel bir ilgisi olduğu açık olan joel schumacher batman'den sonra bir de phantom of the opera'ya el atmış. mesela mükemmel bir açılış sahnesiyle adeta fotoğrafı gerçekliğe dönüştürmüş ki kapanışta da aynı şeyin tersini yapıp gerçekliği fotoğrafa dönüştürmüştür. sahnelerin arasındaki geçişler gerçekten takdire şayandır. kostümler ve sahne dekorları opera havasını yansıtmayı başarmıştır. ama bir moulin rouge kadar iyi bir uyarlama olamamıştır zannımca. ya da bir chicago kadar iyi olamamıştır. ama müzikal anlamda moulin rouge ve chicago'yu 3e katlayıp karesini alabilir. moulin rouge ve chicago'dan eksiği oyunculuktur. gerard butler çok iyi bir oyuncu ama opera söyleme konusunda çok başarılı değildi(o da olmayıversin), emmy rossum ise tam tersine opera konusunda çok başarılı fakat oyunculuk konusunda başarısızdı. joel schumacher filmin hangi yönünü vurgulayacağına tam karar verememiş sanki. gerard butler'la oyunculuğu emmy rossum ile müziği kurtarırım mı demiş ne demiş bilemem ama keşke chicago ve moulin rouge gibi ikisinden birine eğilseymiş. mesela moulin rouge'da şarkılar oldukça güzeldir ve bunu standart bir sese ve çok iyi oyunculuk yeteneğine sahip olan nicole kidman'la birleştirince ortalamanın üstünde bir müzik ve çok iyi bir oyunculuk elde edersiniz. ama gerard butler'ın üstün oyunculuğunu ve emmy rossum'un üstün şarkı söyleme yeteneğini alır, her ikisine de opera söyletip oyun oynatırsanız, emmy rossum gerard butler'ın harika mimikleri yanında aval aval bakan kız rolüne bürünür, gerard butler ise (ortalamanın üstünde bir sese sahip olmasına rağmen) emmy rossum'un yanında boru sesli bir adam oluverir. bu hatalarına rağmen hala müziklerini kafamın içinde hissedebiliyorum. özellikle de christian'ın "the phantom of the opera is here in my mind" sözleri...