öncelikle filmin propaganda yapması konusunda düşüncelerimi belirteyim, her dinin mensubu böyle konusu olan bir film çektiğinde mutlaka kendi inançları doğrultusunda çekecek ve yine aynı doğrultuda inancını yüceltecektir. o yüzden "yalan bunlar, aslında isa allah'ın oğlu değildir" gibi yaklaşımlara gülüp geçmek gerekir. hristiyanlığın yüceltilmesi söz konusu olduğundan din konusunda aklı karışık olan insanlar tabi ki etkilenebilir ama bu da kanımca filmin hatası değildir.
filmin sinema yorumuna geçince beklediğimden biraz farklı bulduğumu söyleyebilirim. bilinmesi gereken ilk nokta
isa ve
hristiyanlık hakkında birşeyler bilerek izlemek daha mantıklıdır. çünkü karakterlerin tanıtılması veya olayın öncesinin hatırlatılması gibi öğeler atlanmış. öte yandan filmin geçtiği zaman süresi gerçekten kısıtlı olduğu için (12 saat) filmde bir gerçek zamanlılık havası sezmek mümkün, bu nedenle olayın izlediğimiz kısmı çok ayrıntılı verilmiş diyebiliriz. ayrıca
mel gibson da bundan yola çıkarak filmin ilk 10 dakikası haricinde farklı bir teknik kullanmış. filmin bir insanın hayatınin finalini anlattığını düşünerekten sürekli bir film finali havasında ve coşkusunda çekmiş. yani film sanki çok daha uzun bir filmin finali gibi diyebiliriz. diğer bir deyişle film boyunca duygusal ve görsel yoğunluğu, benzer tarz filmlerin finalindeki zirve noktasında tutmuş. böyle olunca izleyenlere filmi baştan sona
* coşkuyla takip edebilme fırsatı tanımış. bence olayın içeriğiyle de bütünleşen bu teknik, sonu herkesce bilinen bir olayı anlatan filmin izlenebilirliğini artırmış. çünkü böyle bir film uzun süre duygusal olarak vasatı aşmasaydı çok sıkıcı olabilirdi. ayrıca
mel gibson bu yoğunlukla insanları yormamak için de araya çok güzel geçişlerle dozu kaçırmadan
flashback'ler
* serpiştirmiş.
filmin herhangi bir filmden daha fazla ticari kaygı taşıdığına inanmıyorum, bunun için de şunu kanıt olarak gözterebilirim. film bildiğiniz gibi,
aramice,
latince ve
ibranice olarak çekilmiş, bunun birçok kişi için izlenebilirliği düşürdüğünü söyleyebilirim. amerikalılar ve ingilizler bizim gibi altyazı ile film izlemeye pek alışkın değillerdir. filmin bu yanı onlar için eksi puan olmuştur diyebiliriz. artı, film anadili ingilizce olan veya filmi ingilizce izleyebilecek olan, ancak başka ülkelerde yaşayanlar tarafından izlenememiştir. örneğin benim önümde bilet kuyruğuna girenler filmin ingilizce olmadığını öğrenince, gruplarında bir yabancı olduğu için bilet almadan çıkmışlardır. fikrimce filmin bu özelliği
mel gibson'ın filme gösterdiği özenin de bir kanıtıdır.
film hakkında olumsuz söyleyebileceğim şeylerden biri
monica belluci'nin varlığı, gerçekten öyle bir yüzün çok ama çok gereksiz olduğunu söylemeliyim. çünkü güncel ve bilindik yüzler bu tarz filmlerin duygusal bütünlüğünü bozmaktadır. ayrıca kendisinin oyunculuğu da beni hiç mi hiç tatmin etmemiştir. diğer oyunculuların fena performanslar sergilemediğini de eklemek isterim.
isa rolündeki
james caviezel*in ise görevini fazlasıyla yerine getirdiğini belirtmeliyim. öte yandan diğer bir olumsuz taraf da, bu kadar epik bir filmin müziklerinin vasatı aşamaması oldu. müzikler de bekleneni verseydi yukarıda anlattığım teknikle beraber çok daha etkileyici bir film izleyebilirdik...
sonuç olarak, ne kadar coşkulu olursa olsun filmin hristiyanlara daha çok hitap ettiğini kabul etmek gerek. ben filmde duygulanarak ağlayan dindar hristiyanları hayal edebiliyorum, muhtemelen de öyle olmuştur. ancak yine de sinemaseverler kaçırmamalı diyorum. en azından farklı bir tecrübe olacağının garantisini verebilirim...