|
|
- vakti zamanında baywatch da yönetmiş olan amerikalı yönetmen charles winkler'ın çekeceği; demet akbağ, şebnem dönmez, güven kıraç gibi türk oyuncuların da yer alacağı film olacakmış. kuvvetle muhtemel güzel olan bi amerikalı'nın istanbul'a bodoslama dalış yapan hayatını anlatıcakmış kendisi. ayrıca filmde neil hopkins adında bir insan oynuyor ki eğer rolü istanbul'da çekiliyosa şehire işte o zaman nur yağmış olacak.
(bınar, 21.08.2005 23:45 ~ 23:48)
- isminden anlaşılacağı gibi the net in devam filmi. fakat bu sefer başrolde sakar güzel sandra bullock yok.
- filmi ilk gördüğümde "aha turkish bourne identity yapmışlar" dedim, izledim ve meğersem alakası yokmuş ne bourne ile ne de identity ile. filmin konusuna hadi bir miktar iyi puan vereyim, fakat çekimleri ve gereksiz uzatmaları çok kötü olmuş. istanbul belgeseli mi yapacaktınız? yoksa macera filmi mi? buna karar veremeden "action" demiş yönetmen abimiz. filmi izleyince meğer istanbul polisi ne kadar ustaymış takip konusunda, istanbul sarayları meğersem üstün teknoloji ile donatılmış özel laboratuvarlardan ibaretmiş. ayrıca şunu gördüm: beko bir dünya markasıymış
- nikki deloach ile şebnem dönmez, güven kıraç, demet akbağ gibi turk oyuncularin da yer aldığı, mekan olarak istanbul'un kullanıldığı, holywood yapımı bir aksiyon filmi.
filmde adı aslında hope cassidy olan amerikalı kızın, bütün adı, kimliği falan çalınıyor. kely ross olduğu iddia ediliyor. kız, aslında hope cassidy olduğunu iddia ediyor ama bunu bir türlü ispatlayamıyor.
bu katakullinin sebebi, hope'un bir bilgisayar dahisi olması, bilgisayarda güvenlik sistemleri falan filan -hiç anlamam bu konuları, falan filan diye geçiştiriyorum- çok biliyor olması.
film, daha ilk dakikadan itibaren koşturmacayla başlıyor. hep bir aksiyon, bir hareket.
zannediyorum filmdeki mantık hatalarını sümen altı etmek için bu kadar hareketlilik var.
---spoiler---
mesela hope, çok güvenlikli bir finans şirketine giriyor. şirketin süper bilgisayarının güvenliğini güçlendirecek, görevi o. ama kimliğindeki sorunlar nedeniyle''vay,sen kimsin, burada ne işin var?''diye yakapaça yakalıyorlar onu. sonra kim olduğu belirsiz bir şoför, kızın deli olduğunu söyleyip, onca güvenlikten çekip kurtarıyor.
sonra bir cafe var. içinde hep erkek, erkeklerin hepsi nargile içiyor.var mı öyle bir cafe istanbul'da?
hope, kötü adamdan arabayla kaçıyor, kaçtığı yol beyazıt'tı galiba, oranın ara sokakları. dar yollardan jet hızıyla geçiyor. önüne ne bir insan, ne birşey çıkıyor.
ayrıca bu kaçışta ard arda 3 tane karaçarşaflı kadın görüyoruz.
---spoiler---
filmdeki istanbul görüntüleri ise harika. filmi t.c kültür bakanlığı desteklemiş mi bilmiyorum, ama desteklememişse vallahi ayıp etmiş. galata olsun, süleymaniye camii olsun, ayasofya, sultanahmet olsun, sur içi olsun tüm büyüsüyle karşımızdaydı.
hollywood filmleri ile kıyaslanacak olursa kötü olan görüntü kalitesi, istanbul'dan şehir manzaraları için fena sayılmazdı. hatta bu aksiyonda, semazenler bile vardı ya, işte bu kadar olur dedim.
demet akbağ'ın filmdeki rolü, doktor kılığına girmiş hırsız.
şebnem dönmez interpolcü. ama çaktırmıyor ilkin.
---spoiler---
bir de filmde kullanılan ingilizce, seviyesi intermediate olan bendeniz için alt yazıyı gereksiz kılıyor. o kadar yalın.
|