aslen skeleton crew* adlı kitapta bulunan bir kısa hikaye. stephen king'in başarılı kısa hikayelerinden birisidir. kısa özet geçmek gerekirse gene ortaya çıkan nükleer bir felaket sonucu amerika'nın bir kasabasını korkunç yaratıklar basar ve hikayemiz bir alışveriş merkezinde kapalı kalan bir grup insanı anlatır. klostrofobik ve güzeldir.
sanıyorum filmi de amerika'da vizyona girmiş. imdb puanı fena değil, zaten frank darabont amcanın yaptıklarını düşününce kötü olmasını da beklemiyorum çok. en fazla oyuncu seçimi kötü olabilir.
film bence gayet başarılı, zaten imdb.com sitesinde de 7.7 puan almış. ayrıca film kara kuleye göndermeler ile dolu. sanırım çok da uzak olmayan bir gelecekte silahşörü kara kule yolunda görebileceğiz. the mist bu konuda bize ipuçları veriyor.
filmin konusu ve efektleri maalesef çok etkileyici değil.sıradan dünyayı uzaylıların bastığı ve bunun yine amerikan ordusunun yaptığı deneylerin hatası sonucunda gerçekleştiği bir film.
sadece filmin sonu biraz ilginç ve beklenmedik bir şekilde gerçekleşiyor.tam bir herşey bitti artık derken kahraman(!) amerikan askerleri biraz geç de olsa ortaya çıkarak mahvolmuş şehri yeniden kurtarmaya başlıyor.
korku filmi tanımlamasının üstüne bir beden büyük geldiğini düşündüğüm, zaman zaman insanı geren ( özellikle ikinci bölümde) ,sonu çok acıklı fakat kolay tahmin edilebilir* olan başroldeki aktörün oyunculuğunu beğendiğim, sonu tipik amerikan filmlerini anımsatan ama büyük bir fark olarak mutlu sondan sizi mahrum bırakan, sanırım hala gösterimde olan, stephen king uyarlaması film.
tipik amerikan filmi gerzekliğiyle donatılmış sinir bozucu film. filmin başından sonuna kadar mantıksız, gerzek tiplere sinir olmaktan filmi izleyemez hale gelebilirsiniz.
dikkat!! bu kısımdan sonra yüksek dozda spoiler bulunmaktadır. yani baştan sona filmi anlatmış kadar olacağım.
***spoiler***
filmin başında başrol oyuncumuz clint eastwood'un bir posterini çiziyor. bu esnada fırtına kopmaya başlıyor ve fırtınadan dolayı ağaçlar yerinden çıkıyor. fırtınadan sonra etrafı bir sis kaplamaya başlıyor. başrol oyuncumuz çocuğuyla birlikte zenci komşusu ve çocuğuyla birlikte kasabaya iniyorlar alışveriş yapmak için. süpermarkete giriyorlar ve etrafı sis kaplıyor. sis ile birlikte acayip yaratıklar da musallat olmaya başlıyor.
dışarısının tehlikeli olduğunu bildikleri halde "cesur amerikalılar" dışarı çıkmaya çalışıyorlar. daha çıkamadan yaratık genç cesur elemanı kapıyor. insanı sinir krizlerine sokan sahneler de buradan itibaren başlıyor. markettekiler böyle bir olayın olduğuna inanmıyorlar. özellikle zenci eleman kendisiyle dalga geçildiğini sanıyor ve sorun çıkarmaya başlıyor. ama sonradan gidilip olay yeri inceleniyor ve herkes inanmaya başlıyor olaya.
dışarıda sizi öldürmeye çalışan bir yaratık var. bunu herkes biliyor. ama marketteki gerzekler hala dışarıdan birşeyler almaya çalışıyor. biri gidip arabadan tüfek almaya çalışıyor. adamın belden yukarısını yaratık kapıyor. sonra yine dışarı, eczaneye bir grup ve başrol elemanımız gidiyor. onlardan da yine kayıplar oluyor. filmin başından beri "tanrı kan istiyor, kefaret, falan filan" diye beyin zken uyuz karı peygamberliğini ilan ediyor ve marketteki hemen herkesi kendi tarafına çekiyor.
dışarıda onca garip olay olmasına karşın insanlar hala olanlardan ders almamış, mantıklı düşünemez halde ve her seferinde olanları unutur bir şekilde davranıyor. daha sonradan olayın neden dolayı olduğu ortaya çıkıyor. marketteki üç askerden ikisi kendini asıyor. sonuncusu amerikan ordusunun bir kapı açtığını söylüyor ve peygamber kadının kışkırtmasıyla adamı bıçaklıyorlar. burada şöyle bir salaklık var. bu adam sıradan bir asker. amerikan ordusunun böyle bir kapı açtığını nereden bilsin? halk sıradan bir askeri neden öldürsün? yönetmen mi gerzek yazar mı bilemiyorum...
filmin sonunda iki yaşlı karı koca, başrol abi, çocuğu ve bir kadın arabayla marketten uzaklaşıyorlar sisin içerisinde. uzunca bir süre gittikten sonra benzin bitiyor. mantıklı bir insan bu durumda ne yapar? tabi ki inip yürümeye başlar. ama bizimkiler ellerindeki silahı kullanarak intihar etmeye karar veriyorlar. ne kadar mantıklı değil mi? arabada beş kişi var ve sadece dört mermileri var. hadi bütün film boyunca sıçtınız, bari filmin sonunda bir atraksiyon, bir duygu patlaması yaratın sayın yönetmen. bu sahnede yaşlı adam kendini arabadan dışarı atmalıydı ve diğerlerine izin vermeliydi. tabi ki öyle yapmadı. neden? çünkü filmin sonuna uygun bir hareket değil bu. başrol abimiz arabadaki dört kişiyi (kendi çocuğu dahil) tabancayla vurup öldürdü ve kendisi de arabadan dışarı çıktı.
tam bu sahnede iddqd arkadaşım müthiş bir tahmin yürüttü ve tutturdu. (bu filmdeki doğru sahne bilme ortalaması %87,3'tür.) sis yavaş yavaş çekilmeye başladı ve sisin içinden bir tank adama doğru gelmeye başladı. evet! amerikan ordusu halkı kurtarmış, sağ kalanları arabalarla sevk etmeye başlamış ve yaratıkları öldürmeye başlamıştı. film böyle bitiyor. peki sorarım size yapımcılar, yönetmen, yıl olmuş 2008, otuz yıldır hep aynı senaryolar, aynı sahnelerle film çekmeye utanmıyor musunuz? filmdeki gerzek tipler, mantıksız insanlar ve klişe sahneler olmasaydı gayet güzel bir film olabilirdi. ama siz paranızla filmi rezil ettiniz. tebrikler! ayrıca ömrümden iki saat yediniz.
ek: filmin ortalarında zenci avukatımız dışarı çıkmaya karar veriyor. dışarıda olan onca şeye rağmen hala inanmıyor. filmin eczane sahnesine gelindiğinde zenci arkadaşı örümcek ağlarıyla duvara asılmış olarak görüyoruz ve "üzgünüm, üzgünüm." dediğini "onları içimde hissedebiliyorum" dediğini görüyoruz. sonra bu abi asılı olduğu yerden yere düşüyor. sırtı ve içi tamamen örümcekler tarafından yenmiş halde, olmayan akciğerleriyle boğazına nasıl hava pompaladığını düşünemeden başka bir heyecanlı, dehşet verici sahneyle karşılaşıyoruz. baboli bu süper filmmiş valla!!
***spoiler***
sonuç: filmler hakkında yapılan yorumları dikkate almayan biri olarak şunu söyleyebilirim ki gidin, izleyin ve siz de iki saatinize yanın.
sabah gözünüzü açtığınızdan beri içinizde bir sıkıntıyla dolaştığınız berbat bir günün akşamında kesinlikle izlenmemesi gereken bir film. zira o sıkıntı büyür büyür kocaman olur gelir sizi boğar maazallah.
en çok sonunu beğendiğim stephen king uyarlaması film.
-- spoiler --
filmin sonunda david herkesi ve hatta küçük oğlunu da yaratıklara yem olmaması silahla vurduktan sonra askerlerin gelmesi ve sisin ortadan kalkması ne acımasız bir son olmuş öyle. adamın yerinde olmayı kimse istemez sanırım. vicdan azabıyla delirmek olası.
-- spoiler --
cevapsız sorular ve mantık sınırlarını zorlayan karakter davranışlarıyla beni sinirden koltukta kıvrandırmış bir film. sürpriz bitişinden ve dead can dance grubunun the host of seraphim ilahisinden başka akıllarda fazlaca da bir şey bırakmayan ortanın iyisi bir yapıt.
konu itibariyle klasik amerikan korku filmlerine benzesede sonu itibariyle oldukça başarılı ve yıkıcı olmuş filmdir. piyasada bu kadar kolpadan ve üçüncü sınıf korku filmi varken onlardan sıyrılan ve kesinlikle seyredilmesi gereken icraattir.
sinema afişi tasarlayarak evini geçindiren başroldeki abimizin (thomas jane) filmin başında the dark towerdan roland'ın resmini çiziyor olması aklıma bu seriyi de sinemalarda göreceğimizin bir ipucu gibi geldi bana. paralel evrenden gelen yaratıklar ve sis olgusu da sanki the dark tower öncesi bir deneme hissiyatı da vermedi değil açıkçası.
bir zamanlar aktif olan küçükyalı death metali icra eden gruptur. silence cuts deep adlı bir demoları mevcuttur. en ünlü şarkıları keşkedir. türkçe death metalde çığırdır.
ortalıkta dolaşan yaratıklardan çok bayan carmody'nin gerdiği, "insanın başına bir kötülük gelecekse gene insanın kendinisinden gelir" dedirten stephen king romanı uyarlaması.
cloverfield gibi insanların panik halinde neler yapabileceklerini, neye inanabileceklerini harika gösteren nadide yapıtlardan gösterilebilir. marmara depreminden sonra "içki içiyorlardı deprem oldu." yorumlarını yapanların bayan carmody'den hiçbir farkı yoktur aslında...
kim ne derse desin eğer geçtiğimiz 23 giriyi okumadan normal bir psikoloji ve stephan king'in yaptıklarını tahmin etme hissiyatıyla,holywood'a çamur atmadan bir filmide adam gibi verilen emek için emperyalizm kominizm ayaklarını bırakıp sanat görme amacıyla seyrederseniz sonunda ağlayabilirsiniz fakat o ruh halini yaşayın insanların tarih boyu en mantıksıza inanmasına ne denli bu kadar saçma bakıldığını anlayamadım.
yaratıktır,deneydir bilmem nedir diyerek bize farklı mesajlar vermek isteyen filmdir. insanların korktuğunda,çaresiz kaldığında manevi yönden kendilerini iyi hissetmek için dine sarılmalarını bize çarpıcı bir şekilde gösteriyor.
filmin görsel efektleri gerçekten döneme bakıldığında çok çok geride kalıyor. fakat iyi bir oyuncu da oyunlarda görsel efetklerden çok oynanabirliğe bakar. burda da aynı şey. film beni sürükledi kendisiyle. kimin öleceğini tahmin etmek çok zor olmuyor filmde. doğru öyle evet. ama insanın doğaüstü bir olay karşısında neler hissedebilceğini nasıl davrandığını ve ne kadar cahil olduğunu gösteriyor bize(cloverfield'e selamlar). thomas jane'in bu kadar basit rolden ve senaryodan nasıl güzel bir oyunculuk çıkardığını görüyoruz. özellikle filmin şok eden finalinde. belki basit bir film. ama verdikleri önemli. ya da alabildiklerimiz.
gene amerikan askerleri geliyor kurtarıyor bilmem ne diyenler görüyorum. olay amerikada geçiyo gelip kim kurtarcak? sen yaz böyle roman sen yap filmini gelsin senin askerin kurtarsın.ki zaten ayarı alan bir yerde amerikadır.olayın o boyutuna girip filmin dışına çıkmayalım. takılmayalım bunlara lütfen.
yamulmuyorsam aslında sis thinnynin taaa kendisi. kodumunun şekilsiz yaratıkları da thinny sayesinde diğer boyuttan gelip insanlara musallat oluyorlar.