görseller
the mars voltathe mars volta
the mars voltathe mars volta
belki ilginizi çeker
  1. · octahedron
  2. · cedric bixler zavala
  3. · since we ve been wrong
  4. · loused in the comatorium
  5. · amputechture
  6. · ilyena
  7. · tetragrammaton
  8. · cynic
  9. · porcupine tree
  10. · bütün şarkıları güzel olan gruplar
  11. · madde 98: hiç olmayacak birine dünyanın en inanılmaz konuşmasını yap (reklam)
gündem
  1. · 250 milyarlık cip kullanan türbanlı
  2. · 22 kasım 2009 izmirlilerin pkk tepkisi
  3. · prison brake
  4. · 27 yaşında olduğu halde bir hayat kuramayan insan
  5. · itü yazarlarının evlenmek istedikleri ünlüler
  6. · cebe sevgili ismini kayıt şekilleri
  7. · köpekbalığı görünce yapılması gerekenler
  8. · maud gonne
  9. · 4shared com

the mars volta  

 sayfa  / 2
  1. zamane vaktinde enteresan vokalleriyle dikkat çeken at the drive in grubundan ayrılan iki vatandaşın kurduğu böyle post rock mı desem bildiğin experimental mı desem güzel bişeyler yapmaya çalışmış bir grup.üç tanede albümleri varmış bunların; tremulant(ep), loused in the comatorium ve frances the mute.(frances the mute ı dinleme şansım oldu ve vokaller olmuş diyoruz, hatta oehh diyoruz.)
    (katil sincap, 02.04.2005 12:51 ~ 04.04.2005 22:41)
  2. frances the mute albümleri, özellikle bu albümdeki l'via l'viaquez şarkıları nedense deep purple'dan child in time etkisi yapan, ayrıca the widow ve eat the sun adlı parçalarını da başlangıç olarak tavsiye edebileceğim çok başarılı bir grup..
    (beatrice, 13.09.2005 23:46)
  3. dinlediğimde acaip hoşuma gitmiş olan, canlı performanslarına şahit olduğumda ise oha gibisinden garip sesler çıkararak bir insan evladı kendini bukadar mı verir sarkıya dediğim gruptur.
    ayrıca çok da duyarlıdırlar ki:
    (bkz: at the drive in)
    (abozek, 25.09.2005 01:03)
  4. amputechture albümüyle yılın olayını gerçekleştirmiş abiler.
    (ben bilmem beyim bilir, 04.08.2006 01:45)
  5. cedric bixler-zavala ve omar rodriguez-lopez 'den oluşan, 4 albüme imza atmış deneysel takılan tek kelimeyle "acayip" hatta "garip" gruptur.
    (lefteyenine, 21.12.2006 21:57)
  6. çok değişik bi grup. indie desen değil, klasik rock'n roll desen değil. denenmeyi hak ettiğini düşünüyorum. yalnız deneysellik de bir yere kadardır; zamanını geçirmeden müziklerini bir raya oturtmalılar. yoksa "deneysellik" ten çok "kendi haline eğlensellik" e dönüşüverir mazallah.
    (kane, 08.08.2007 13:48)
  7. amerikalı olmalarına ragmen son derece güzel müzik yapan bir rock grubu.

    özellikle the widow dinlenirken önce "vay be.. ne güzelmiş kadının sesi" denir. "kadın içten söylüyor, resmen ağlıyor tıpğkı beth gibbons gibi" diye içten geçirilir. sonradan erkek olduğu tokat gibi öğrenilir. şarkının sözlerinde ise hasta olan bir kadının hikayesinin anlatıldığı öğrenilince de bünyede yıkım olur.

    progressive rock grubu olarak tanımlansa da yanlış bir tanımdır. nasıl radiohead in yaptığı müzik tanımlanamıyorsa, herhangi bir kalıba sokulamıyorsa the mars volta nın da yaptığı müziğin tanımı yokturç
    (conquistador, 08.08.2007 13:55)
  8. vokalleri cedric bixler-zavala en az robert plant kadar enerji doludur.

    grubun öncelikle vokal; daha sonra da gitar ve davul düzenlemeleri gerçekten mükemmele yakın.

    (bence) bunun nedeni, grubun son iki albümünün** kayıtlarında, her grup üyesinin, şarkılarda kendi enstrümanlarını (ya da vokallerini) diğer grup üyelerinin enstrüman kayıtlarını duymadan, şarkı sanki sadece o enstrümandan çıkacak melodilerden oluşacakmış gibi çalmış olması ve bu kayıtların sonradan birleştirilmiş olmasıdır.

    bu grubu etiketlemek zor;[niye grubu etiketlemek zorunda hissediyorsam?!] ancak "post rock gibi" diyerek işin içinden sıyrılabilirim. (bunu yaparken bile "gibi" dedim ki kıvırma payı olsun.) çünkü grup progressive rock'u caz'la birleştiriyor. bu karışımı latin müziğiyle süslüyor ve son olarak da ambient* öğeler ekleyerek müziği bizlere sıcak olarak servis ediyor.

    bu güzel yemeği yedikten sonra tatlı niyetine ise grubun inanılmaz canlı performanslarını izleyip salyalar saçabilirsiniz.*
    (thecrimson, 16.10.2007 01:48 ~ 20.12.2007 05:25)
  9. hastası olduğum yetenek abidesi grup.
    (weird science, 19.10.2007 21:34)
  10. yeni albümleri 29 ocak'ta çıkması planlanan grup. albüm 12 şarkıdan oluşacak ve adı the bedlam in goliath. omar rodriguez lopez 'in prodüktörlüğünü üstlendiği the bedlam ın goliath'ta red hot chili peppers gitaristi john frusciante de misafir müzisyen olarak yerini almış durumda.

    the bedlam in goliath:

    1.aberinkula
    2.metatron
    3.ilyena
    4.wax simulacra
    5.goliath
    6.tourniquet man
    7.cavalettas
    8.agadez
    9.askepios
    10.ouroboros
    11.soothsayer
    12.conjugal burns
    (deadnote, 24.10.2007 20:20 ~ 20:22)
  11. sound diyemeyeceğim ama parçalarındaki cızırtılar ve vokalin tekniği olsun incubus dinliyormuş havası verdi.diğer yandan bazı parçalarda tool'un biraz gaza basmış haline tanıklık ediyormuşum hissi verdi.incubus ile tool arasında bi yerlerde dolandı kafamda.belki ilerde bişeyler yaparlar diye arasıra bakmaya değer bulmadım değil.pink floyd dinlediklerini ise farketmemek elde deeeeeğil.değilllllll! değil.neyse çok duygulandım gidip biraz yalnız kalmaya ihtiyacım var...
    (normal dead wittgenstein, 29.12.2007 13:23)
  12. her albümü ayrı bir süper olan, ilk 2 albümü arkadaşlarının ölümü temasından esinlenerek yaratılmış, meksika kökenli süper grup.
    (faaip de oiad, 15.07.2008 02:27)
  13. (faaip de oiad, 16.08.2008 16:57)
  14. thomas bridgen in 2007 yılında davulcu olarak katıldığı ve harikalar yarattığı, canlı performansı çok enerjik ve etkileyici olan grup.
    (faaip de oiad, 16.08.2008 16:58)
  15. yaptıkları müziği bir kalıba sokmanın anlamı yok. değişik adamlar onlar. tam anlamıyla experimental dşiyebileceğimiz türdeler. cedric bixler zavala ve omar rodriguez lopez denen adamların yeteneklerini dışa vurumlaı o kadar başarılı ki pink floyd hakkında bu gün konuşulanların 20 sene sonra the mars volta için konuşulacağı iddiasının ortaya atılması bile bi onurdur. pink floyd ile anılmanın onurunu hakenden bir gruplardır kanımca. enstrümanların keskin hareketleri kendilerini farklılaştıran önemli özelliklerindendir. tabii ki john frusciante ve flea gibi adamların desteğini aldıkalrı için de şanslılardır. konserlerinde açıldığında öptükleri bir pankart vardı;

    ''fiat lux the mars volta''
    (ruhanileştirilmiş, 08.11.2008 22:31 ~ 22:32)
  16. şu an ki kadrosu aşağıdaki gibi olan muhteşem grup.


    omar rodriguez-lopez: gitarlar ve aynı zamanda prodüktör
    cedric bixler zavala : vokaller
    juan alderete
    ısaiah ıkey owens
    marcel rodriguez-lopez
    adrian terrazas
    pablo hinojos-gonzalez
    thomas pridgen : davullar
    (faaip de oiad, 11.01.2009 19:45)
  17. kadrolarında juan alderete gibi müthiş bir basçı bulunduran gruptur.
    (albiceleste, 15.01.2009 19:51)
  18. 8 şubat'ta wax simulacra ile en iyi hard rock performansı dalında grammy ödülü aldılar.
    (jizis krayst, 24.03.2009 00:52)
  19. vokalinin sesini bayan sesinden ayırmak güçtür dünyadaki sayılı vokallardendir kanımca..r.h.c.p nin ön grubu olması da zamanında ayrı güzellik katmıştır gruba.dinlenilesidir.
    (andershope, 05.04.2009 20:08)
  20. bugün niyeyse anormal bir şekilde kafayı taktığım ilginç neo-psychedelia grubu. the widow fazla "piyasa" denilebilecek bir parçaları olduğu için, albümlerini bulayım dinleyeyim bakayım neymiş lan bunlar dedim sırayla tek tek indirmeye başladım, an itibariyle frances the mute sanırım 5. defa falan çalıyor. ardından da the bedlam in goliath ı açacağımdır sanırım, kısmet artık kafayı yemem inşallah.

    alışması gerçekten zor bir grup, çünkü hakkaten manyak tiplerin bir araya gelmesi yaratmış bu oluşumu. vokalist cedric bixler-zavala nın inanılmaz vokalleri ve gitarist omar rodriguez-lopez in bir sürü farklı tarzı birbirine yedirmiş gitar riffleriyle aniden karşılaşınca bünyede şok etkisi yapıyor hafiften. etkileşimleri sayı olarak çok fazla ve bu etkileşimler kendini çok spesifik yerlerde belli ediyor. yani bir şarkıları başladığında deep purple riffleri ile girip, ardından led zeppelin e kayıp(ki "modern age zeppelin" diyolar arkadaşlara belirteyim, aynı kafadalar yani bunlar da kırık baya) oradan pink floyd arkaplanına deftonesvari vokaller ekleyebiliyorlar falan böyle resmen karman çorman bir müzikleri var, ama bir kere tutuldunuz mu bırakamıyorsunuz.

    grup olarak bayağı kalabalık bir kadroya sahipler bu arada, 9 kişi falanlar yamulmuyorsam. klasik vokal-gitar-bas-davul kadrosuna üflemeliler(saksofon, flüt, klarnet vs.), perküsyon, synthesizer, ses manipülasyonu, piyano, klavye gibi enstrümanları da ekleyerek bir şeyler yapmaya uğraşıyorlar, o yüzden müzikleri de kalabalık.

    bir başka sevilesi tarafları da uzun süredir red hot chili peppers kadrosuyla süregelen arkadaşlıkları sayesinde yine kırık adamlardan biri olan john frusciante nin grubun bir elemanı olması. frusciante 2002 den beri grupla beraber ve stüdyo kayıtlarında gitarları çalıyor. hatta flea nın bile bir dönem(de-loused in comatorium albüm kayıtlarında) bas çalmışlığı var grupta.


    başlangıçta dinlenesi şarkılar: the widow, since we've been wrong, with twilight as my guide

    manyak tarzlarına daha da alışabilmek için: komple frances the mute albümü(lan 32 dakikalık şarkı mı olur?)
    (evilmaddox, 17.06.2009 18:41)
  21. şimdi. başlığının altında benim de bir girim olsun diye çok uğraştığım gruptur. ama ne yazacağımı pek bilmiyorum açıkcası. çünkü grup o kadar karışık o kadar garip ki. uzun süredir dinliyorum abileri ama şarkı sözlerinden hiç bir sikim anlamıyorum. (ki şarkılarda en çok önem verdiğim konudur lirikler. ingilizcem de iyidir hani, işim olacak ne de olsa.) haz etmediğim bir vokal tarzına sahip. (favori vokallerim akerfeldt, latimer, duda filandır. karı sesli erkekleri sevmem). cedric olsun omar olsun hepsi manyak, uyuşturucu bağımlısı. öyle herkes dinleyemez yaptıkları müziği, herkes sevemez.

    ama gel gör ki bu adamlar bana kalırsa dünyanın en yetenekli müzisyenleri. her albümleri farklı, hepsinde değişik etkileşimler var. king crimson'dan tutun led zeppelin'e, deep purple'a, pink floyd'a kadar (e herkes bahsetmiş, bahsetmesek olmaz). bu manyaklar tetragrammaton gibi sapıkça bir şarkı yaptıktan sonra gidip with twilight as my guide gibi ne bileyim the widow gibi duygu yüklü şarkılar yapabilir. bunu da herkes yapamaz haliyle.

    yaptıkları müziğe progressive diyen var, experimental diyen var, alternative diyen bile var. emo diyen bile olmuş zamanında. var oğlu var yani. bu adamları kalıba koymak saçma. sadece mükemmel müzik icra ediyorlar diyip geçin.

    yakın zamanda da octahedron diye bir şey yaptılar. mükemmel.

    bir de ne diyeceğim. bu adamlar çok sürmez uyuşturucudan filan ölür. sonra da efsane olurlar. demedi demeyin.
    (sharred, 19.07.2009 08:57)
  22. çok güzel davul ve basslara sahip şarkılar yaratan grup.. the widow, roulette dares, inertiatic esp. dinlenmesi gereken şarkılar.. sağlam abiler..
    (kowalski, 03.08.2009 21:25 ~ 21:26)
  23. bir adet omar rodriguez-lopez: müziğe salsa piyanisti olmak için bulaşmış, her gün tam olarak aynı şeyleri -siyah tişört, siyah takım elbise ve siyah ayakkabılar- giyecek kadar takıntılı, muzip ve süper saçlı bir control freak ve bir adet cedric bixler-zavala: sahnedeyken züccaciyeye girmiş bir fil, sahneden indikten sonra ise kendine güvenini kaybeden, hatta arada bir "sesimi sevmiyorum pek, bazen kayıtları dinlemek utanç verici oluyor," diye ağlayan (tamam, ağlama kısmını ben uydurdum), ne... tembel yaratık (kendisi diyor bunu).

    omar ve cedric'in, babalarının işleri dolayısıyla taşındıkları el paso'da tanışmalarının ardından, ikiliye jeremy michael ward adlı, daha sonra özel olarak inceleyeceğimiz bir diğer kaçığın da katılmasıyla the mars volta'nın temeli atılmış oluyor işte. ama öyle hemen değil, fark ettiyseniz daha 80'lerdeyiz. önce bu üçlü, lsd, acid, crack demeden her türlü şeye bulaşacaklar. sonra at the drive-in'de çalmaya başlayacak, de facto adında yan bir proje başlatacak ve basçı eva gardner'la tanışmalarının akabinde the mars volta'yı kuracaklar. tabii bu arada, atd-i'den ayrıldıkları için çok eski arkadaşları bile bunlara bir küsecek, "süper gidiyodunuz lan, niye ayrıldınız?!" diye bir çemkirecekler. hah, bak, çemkirdiler bile. öyleyse the mars volta artık kurulabilir: yıl 2001, el paso.

    grubun müzikal temeli önemli ölçüde, omar'ın bir araya geldiğinde bir şeyler çalmadan duramayan salsacı ailesi ile şekillenir; hatta amputechture'daki muhteşem şarkı asilos magdalena, aslen omar'ın babası gitarıyla kendi kendine takılırken ortaya çıkar; ya da frances the mute'un l'via l'viaquez'i, aileyle müzik yapılan günlere açık bir selam niteliğindedir. omar dümdüz giden şeylerden hoşlanmaz; ses mühendislerinin "oha bu çok güzel oldu işte!" dediği aşağı yukarı her şarkıya mutlaka tuhaf efektler ekler, bir şeyler karıştırır koyar, sonra da "çocuk gibiyim bu konuda, eheh oko!" der. yılda 200'e yakın şarkı yazıp bunları bilingual cedric'e dinletir, ardından cedric, "aha ben bunlara söz yazarım işte!" diye seçim yapar; omar'la tanıştıklarından beri peşlerini bırakmayan aile üyeleri ve arkadaşların ölümlerinden bahsederek ya da omar'ın kütüphanesini talan ederek o şarkılara söz yazar -çoğu zaman ne demek istediğini kendisi de bilmez, çünkü ilk yazdığı anda sözler mantıklı gelmiştir de sonradan sapıttığını anlamıştır. ("davulcusu arkadaşım modu"nu açık unutmuşum; şu paragraftaki tüm cümlelerin sonuna miş'li geçmiş zaman eklemenizi rica edebilir miyim, üşendim bir an.)

    böyle anlatılınca güzel oluyor da, o kadar da rahat değiller aslında: "arkadaşların ölümü" demiştik, değil mi? intihar eden arkadaşları julio venegas'ın hikayesinden yola çıkarak yazdıkları de-loused in the comatorium'un piyasaya sürülmesine bir ay kala, hiç ön planda olmayan, hatta insanların roadie'lerden biri sandığı jeremy ward aşırı dozdan ölür, muhteşem üçlü dağılır:

    -- jeremy ward ya da frances the mute'un hikayesi --

    evet, jeremy michael ward, frances the mute'un çıkışından 2 yıl önce ölmüş olmasına rağmen albümün asıl yaratıcısı. repo man denilen insanlardan biriymiş jeremy: parasının tamamı ödenmemiş arabaları yeniden satmak üzere çalarmış. bu arabalarda unutulmuş pasaportların, kimlik kartlarının ve günlüklerin de dahil olduğu, geniş bir skaladaki kişisel eşyaların koleksiyonunu yapmaya başlamış ve bir gün, bu şekilde bir günlük bulmuş: günlüğün sahibi, evlat edinildiğini öğrenip biyolojik ailesini bulmak üzere yola çıkmış, bu süreçte yaşadıklarını günlüğüne aktaran bir erkekmiş. kendisi de evlatlık olan jeremy oldukça etkilenmiş ve sonu belirsiz olan bu hikayeyi kendisi tamamlamış. işte, sonunu ward'un getirdiği bu hikaye, çok yıllar sonra frances the mute'un temelini oluşturur; günlüğünü unutan evlatlık kahramanımızın adı ise vismund cygnus konur.

    -- jeremy ward ya da frances the mute'un hikayesi --

    de-loused in the comatorium'dan frances the mute'a kadar olan dönem, yani iki yıl, ikili için oldukça karanlık geçmiş. en sonunda silkelendiklerinde ward'un ölümüne sebep olan eroinden tamamen kurtulup frances'i, bir sonraki yıl da amputechture'ı kaydetmişler.

    ama bunlar bahtsız bedevi, bildiğin. şu hikaye de peşlerine takılan 28423'üncü kutup ayısıyla olan münasebetlerinin özeti:

    -- the bedlam in goliath'ın hikayesi --

    brooklyn'deki stüdyosunda deli dana gibi dönen omar'a bir bakın. uyandığından beri kafası karışık; nereden geldiğini bilmediği bir şey onu israil'e gitmesi için dürtüyor, o dürtüye dayanamadığı için birkaç gün sonra kendini kudüs'te buluveriyor. bu şehirde dokuz gün amaçsızca dolaşıyor, onuncu ve son gün ise bit pazarına düşüyor yolu; bir tezgahta, böyle acayip antika bir ouija tahtası görünce "aha, cedric bunu kesin sever!" diyerek iki bavul eşyayla beraber onu da yanında amerika'ya getiriyor. nereden çıktığı belli olmayan ve görünürde hiçbir işe de yaramamış olan bu israil yolculuğunun üzerinde düşünmeye fazla vakti yok çünkü rhcp ile turneye çıkmaları gerekiyor.

    turnede, arada sıkıldıklarında turne otobüsüne binip, otlarla iştigal ederek eğleniyorlar. o ara, sırf jeremy ve julio ile yeniden "bağlantı kurabilmek" için, soothsayer adını verdikleri oujia tahtasını çıkarıyorlar. "ilk başta sadece güldük, ortaya çıkan sözler hiçbir şey ifade etmiyordu çünkü," diyor cedric. lakin tahtadan "tourniquet man"le başlayan "anlamlı" sözler çıkmaya başlayınca, altını üstünü kurcalayıp eski bir dilde yazılmış şiirler buluyor, bunları iki ayrı insana verip çevirmelerini istiyorlar. şiirlerde anlatılanın bir namus cinayeti olduğu anlaşılınca feci gaza gelen cedric, bu şiirlerden parçaları ve tahtadan okuduklarını serpiştirdiği şarkılar yazmaya başlıyor: "eski dildeki kelimeleri modern müzikle birleştirme fikrini sevmiştim," diyor, "tahtadan, hiçbir zaman aklıma gelmeyecek güzellikte kelimeler çıkıyordu."

    e be evladım.

    şarkılar son sürat yazılırken, jon theodore'un yerine daha yeni geçmiş davulcu, turun ortasında gruptan ayrılıyor; basçı "polycythemia vera" denen, alyuvar üretiminin coşması şeklinde ortaya çıkan nadir ve tuhaf bir hastalığa yakalanıyor ve tüm bunların (bir anlamda) müsebbibi cedric ise "açıklanamaz" bir şekilde birkaç kez bir taraflarını yaralıyor.

    belalı turne bittikten sonra stüdyoya geri dönen her boka maydanoz kahramanlarımız, başlarına daha fazla bela açılmasını istedikleri için yeni albümü kaydetmeye başlıyorlar ama o da ne: kaydettikleri birkaç şey ortadan kayboluyor, sonra da ekipmanları bozuluyor, hatta stüdyoyu su basıyor. dahası, birkaç yıldır onlarla beraber çalışan ses mühendisi -bildiğin- deliriyor, kayıtları alıp kaçıyor, kayıtların o kargaşada zarar görmemiş kısmı, adamın evine yapılan baskınla zor kurtarılıyor. rahatsız insan omar ise "bu albüm bitmezse sittin sene kurtulamayız bu saçmalıklardan." diyerek eski ses mühendislerini çağırıp albümü toplamaya karar veriyor. bir gece, mix'lerle uğraşırken kayıt bir anda durup, gitar solonun bulunduğu birkaç saniyeyi sürekli çalmaya başlıyor; "amman yarabbi!" diyerek kayda abanıp düzeltmeye çalışan arkadaşlar, kaydı başa sardıklarında her şeyin silinmiş olduklarını görüyorlar.

    en sonunda "eaah yeter lan!" demeyi akıl edebilen omar, gideceği yeri söylemeden, yanında ouija tahtasıyla bir uçağa biniyor; tahtayı gömüp geri dönüyor.

    (yalnız feci şekilde fox mulder'a bağlamışım, onu fark ettim. çok heyecanlı lan!)

    -- the bedlam in goliath'ın hikayesi --

    bunlar dışında tmv cephesinden bildirilmiş yeni bir olay, bela ve paranormal aktivite yok (daha ne olacağıdı zaten). genel olarak müzik endüstrisine baş kaldırmakla meşguller, özellikle de abuk (ama süper eğlenceli) videolarıyla: "plak şirketlerinin sahipleri istedikleri haltı yerken bize, videolarda kan, sigara (aslında cigara) falan görmek istemediklerini söylüyorlar. aberinkula'daki ameliyat senaryosunu da bu yüzden yazdım işte, tamamında kan görülüyor, daha ne olsun?!" diyen, sigortası atmış omar'ı sakinleşmesi için bir kenarda bırakıp, cedric'e dönüyoruz: "büyük plak şirketlerinin tiksinç bi özelliği daha var, bize albümü ne zaman çıkarmamız gerektiğini söylüyorlar. bütün yıl boyunca yaymış gibi görünüyoruz böyle olunca, ama aslında hayvan gibi çalışıyoruz lan!" tamam, sakin. universal'la "yılda bir albüm" şeklinde anlaşma yapmak zorunda kaldıkları için, albüm çıkarmaları gerektiğinde (paraları bitiyormuş çünkü, ahah) o albümü tmv olarak değil de, omar rodriguez-lopez işi olarak çıkarıyorlarmış (çakallar).

    şu kadar yazarak bütün enerjimi tükettiğim halde, birkaç şey daha söylemezsem rahat etmem: octahedron'un desperate graves'i, şu kadar yıl tmv'ya saçma sapan nedenlerle yüz çevirdiğimi fark etmeme neden olan tokat ise, teflon'u da, tokadın arkasından gelen yumruktur, uçan kafa hatta tekmedir. 4 gündür neredeyse aralıksız bir şekilde bu adamları dinliyorum ve sanırım pişmanlıktan delirdim.

    "let me keep you as a favour."
    (alternatif maliyet, 01.09.2009 03:14)
  24. çok uzun zaman önce bi tanıdığım dinletmişti bi kaç parçasını, unutmuştum o zamanlar bu grubu. bu aralar tekrar sardım.
    hala değişik, hala ilginç.
    daha bi anlam yükleyemedim parçalarının verdiği duyguya. dinlerken anlamakta da zorlanmıyorum zaten sözlerini. ama bağımlılık yapabilcek bir grup.
    (rocknrolla, 02.09.2009 02:21 ~ 22.09.2009 02:42)
  25. cedric olsun omar olsun uyuşturucu bağımlısı birer manyak olduklarını bi' yana koyarsak, bana kalırsa dünyanın en yetenekli müzisyenlerinden biridir the mars volta. her albümünde birbirinden farklı gayet leziz etkileşimler mevcut; led zeppelin'den tutun pink floyd'a.

    öylesine başarılılar ki pink floyd hakkında bu gün konuşulanların, sonraki zamanlarda kendileri için konuşulacağı iddiası bile onlar için büyük bi' onur olsa gerek. zaten bu onuru da sonuna kadar hakkeden bir grup the mars volta. enstrümanlarındaki 70'leri anımsatan havası ve müzikal zenginlikleriyle pink floyd varisi olabilme niteliğine fazlasıyla sahipler.

    ayrıyetten tetragrammaton adlı bi' şaheserleri vardır ki, dillere destan. yaptıkları müziğe progressive diyen veyahut experimental diyen var. lakin the mars volta gibi oldukça üstün bir müzikalitedeki grubun yaptıkları müziği bir kalıba sokmanın anlamı yok. aslında tam anlamıyla experimental diyebileceğimiz türdeler kendileri.
    (black tape for a sacreneous, 10.09.2009 17:08 ~ 13.09.2009 15:36)
 sayfa  / 2

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil