başrolunde
tom cruise'un oynadığı
braveheart tarzında seyri ve soundtracki çok güzel film...
özellikle soundrack tı çok güzel olan ve samuray ların onurlu mücadelesini anlatan film
izledikten sonra samuraylara derin saygı beslediğim film.filmdeki karizmatik karakterlerden biride oijo(uzun saçlı erkek kişi) dur.hatta en karizmatiğidir.
film çıkışı bir anı
ben: ya şu filmdeki kel kafalı samurayın adı neydi?
arkadaş1: neydi yaaa kamasuta, komosuta, katsuma
arkadaş2: hah ben hatırladım, kamasutra
hepberaber: puahahaaaa
*(siege, 31.03.2004 19:15)
izledikten sonra bi ara kendimi samurai sanmama neden olan film.
japon imparatorunun reform girişimlerine ülkeye zarar verdiği gerekçesi ile karşı çıkan ve başkaldıran muhafazakar samurayların bertaraf edilişinin hikayesidir. japonya'nın teknik ve ekonomik gücünün altyapısının hazırlanmaya başladığı yıllarda geçmektedir hikaye. samurayların bu gelişmelere karşı çıkmaları, baş kaldırmaları ve savaşmalarına rağmen bugün japonya'da dahi saygıyla anılmaları oldukça enteresandır. zira bizim buralarda öyle yapanlara, hele hele de yenildilerse; isyancı, vatan haini, kalleş gibi sıfatlar yakıştırılır. demek ki aynı zamanda türk-japon kültürleri arasındaki farkları da anlatmaktaymış.
izleyenlerde
katsumoto'ya karşı saygı, imparatora karşı nefret uyandıran film.
filmi en az beş kere seyretmiş biri olarak belirtmeliyim ki, bu film insanın onurlu yaşam mücadelesi hakkında yapılmış en iyi film.filmi seyretmeyen varsa gitsin hemen seyretsin, gerisini okumasın. naçizane karakter yorumlarım:
captain nathan algreen: captain algreen, amerika birleşik devletleri ordusu şeref madalyasına sahip, batı yakası savaşlarında üstün başarılar ile kızılderililere karşı savaşmış bir askerdir. ancak, yaptıklarından o kadar pişman olmuştur ki, ordudan ayrılmış, bir sirkte silah tanıtımı yapmaya başlamıştır. öyle ki general custer isimli bir orospu çocuğu tarafından verilen emirle, 2000 masum kızılderiliyi, genç yaşlı, kadın, çocuk demeden kurşuna dizmişlerdir.
işbu sebepten nathan, kendini rakı şişesinde balık olarak hissetmek için elinden geleni yapar. ve filmin sonunda katsumoto "you have your honor back" dediği anda harakiri yapmadığı için, o kadar samurai içinde tam bir göt oğlanı durumuna düşmüştür, ne gurur kalmıştır ne de başka bir şey. bir amerikalı'dan da ancak bu kadar onur sahibi olması beklenebilirdi zaten.
omura: tam bir orospu çocuğu. kendi çıkarları doğrultusunda devletini, onurunu satabilecek kadar kansız batı özentisi. biz böyle kişilere millet olarak alışığız, üzerine daha fazla laf etmeye çalışmaya dahi gerek yok.
emperor: sürekli olarak omura'nın etkisi altında kalan, katsumoto'ya yürekten bağlı genç devlet başkanı. katsumoto kendisine "people idolize you as a god" derken; "people idolize me as a god when i do what they want" ile olayı bi nebze özetlemiştir. ve filmin sonunda anlaşmayı redettiği andaki konuşmasıyla beni yürekten yaralamıştır: "all i ever wanted was a united and modern japan.look at us. we have western clothes, railroads, cannons, cameras. but we have forgot who we are, we have lost our honor. i am sorry but i decided that this contract is not in perfect interest of my nation"
katsumoto: işte tüm hikayenin en vurucu karakteri. insanların önünde saygı ile eğildiği, savaşta yenilgiyi kabul eden düşmanını seve seve öldürerek onurlandıracak kadar geleneklerine bağlı, çiçek açan ağaçlardan esinlenen sanatçı ruhlu, şair, kaligraf, kendisini öldürmeye kalkan düşmanının yaralarını sarıp onu misafir edecek kadar nazik, misafirperver, bağlı olduğu imparatorun tek sözü ile harakiri yapacak kadar güvenilir, bağlı, yenilgiyi kabul edip, kendini öldürebilecek kadar onurlu, ateşli silah kullanmayı reddecek kadar köroğlu. belki herkesin aradığı onurlu yaşamı bulabilen nadir insanlardan biri. şahıs olarak katsumoto'nun vardığı yere varmaktır hayalim.
kesinlikle izlenilmesi gereken bir filmdir. savaş sahnelerinden çok filmin hissedilmesi gerekir. güzeldir candır canandır.
(telvin, 02.02.2006 02:12 ~ 02:13)
bir amerikalının 3-5 yılda anadan doğma samuray olabileceğini gösteren film. bir de şu diyalog vardır ki, mealen;
bizim tom kruz: olm katsumoto, imparator öldürecek galibam seni?
katsukarizma: eğer imparator ölmemi istiyorsa sadece istemesi yeter.
şu sadakate, bağlılığa bak. işte budur doğu kültürünü üstün kılan şey. o zamanın şartları için gerekli olan buydu çünkü. sonra gerçi sanayi devrimiyle batılılar dengeyi bozdu, o ayrı.
insanın hayata bakış açısını ve felsefesini değiştirebilecek bir film. şöyle ki, filmde katsumoto kendi köyünde misafir ettiği algreen'e bir ağaç gösterir. çok ender bulunan bir ağaç. ve şöyle der
+ eğer ömrünü bu ağacı bulmak için harcar ve bulamazsan; bir şey kaybetmiş sayılmazsın..
insana izlerken tırnaklarını yedirten yapma canım kardeşim etme kendine böyle dedirten filmdir. samuraylar öleceklerini bile bile savaşta kılıç kullanmaktan vazgeçmezler, çünkü ateşli silah kullanmayı onursuzluk olarak görürler. lakin tüfek icat olmuş mertlik bozulmuştur. insan kendini onların yerine koyar, karşınızda topları tüfekleri ve eğitimli askerleriyle japon ordusu, sizin elinizde ise oklar, kılıçlar ve onlarla kıyaslanamayacak kadar az sayıda ama onurlu samuraylarla birlikte göğüs göğüse bir savaşa girişiyorsunuz. onur, gurur, cesaret v.s. çok büyük ve güzel erdemler evet ama nereye kadar? ölüme kadar mı? bu filmde cevabı evettir bu sorunun ve siz kendinize dönüp "ne için yaşıyorum lan ben bu hayatta samuray olacam" diyerek acayip gaza gelirsiniz. etkisi iki gün içinde geçiyor sonra gerçek hayata dönüp onursuz bir savaşa devam ediyorsunuz.
saddamın asılmasına neden şaşırdıki bak filmini çekmişlerdi önceden dedirtecek film. son sahnede bir bakarsın ki iki taraf savaş halinde yanlız iki tarafta aynı milletten bir bakarsın ki bir grup amerikalı yada ingiliz subay adamlara veriyor gazı hadi öldürün o düşmanları bakın size ne güzel silah sattık. onları harcayın size yenilerini satacaz vurun bunları
bu hikaye bana çok tanıdık geliyor çok
müzikleri hans zimmer tarafından yapılmıştır. enfestir.
helen dewitt in bir kitabı, gayet hoş bir kitap. hikaye içinde hikaye barındırmakta,
hayal gücüyle yogurulmuş. en çok sessiz kabileyi bulmaya giden adamın hikayesini sevdim.
iyi filmdir.ken watanabe'nin oyunculuğu harikadır.tom cruise ise ken watanabe'nin yanında alabildiğine cıvık bir oyunculuk sergilemiştir.
tom cruise'un müthiş bir performans sergilediği film. ayrıca, demir demirkan zaferlerim şarkısını bu fimi izledikten sonra yazmış. o da güzeldir.
izlerken bendenizi hayatımda ilk ve tek kez ağlatmış(hem de böğüre böğüre ağladım) başyapıt. sinemadan çıkarken millet yüzümü görmesin diye kapatmaktaydım. ne hikmetse benle beraber birkaç erkek daha oldukça duygulanmıştı. kızlarda ise "oh be bitti de gittik" lik bir yüz ifadesi vardı.
film, akıl almaz başarılı ve her sahneye cuk oturan müzikleri, nathan algren'in sürekli kişilik arayışı içerisidne olması, katsumoto'nun çocuksu ifadeleri ve soruları ile akıllarda yer etmiştir.
spoiler
filmde iki tane can alıcı sahne vardır. ilki katsumoto'nun son onurlu saldırıda düştükten sonra nathan'a sarılıp kendini öldürmesidir. bu sahnede katsumoto kılıcı karnına sokar. gözleri yaşarır. arka planda bembeyaz, yeni tohumlanmış ağaçlar belirir. "beautiful.." kelimesi dudaklardan dökülür.
ikinci kısım ise nathan'ın elinde katsumoto'nun kılıcı ile imparatorun karşısına çıktığı sahnedir. imparator nathan'a "
bana onun nasıl öldüğünü anlat.." der. nathan ise gözü yaşı bakıp " hayır efendim.
size onun nasıl yaşadığını anlatacağım" diyip keser. evine döner. en azından o mutlu olur.
spoiler
müziklerini
hans zimmer bestelemiştir.
a small measure of peace, en akılda kalan şarkı olduğu gibi filmin ana temasını da özetler;
huzur.
sanayi devriminin olası sonuçlarından birini, makinanın insan gücüne olan üstünlüğünü güzelce ortaya koyuveren film. "makinalara karşı ne kadar zeki olursanız olun karşı koymanız pek de mümkün değildir, çünkü onlarda yüzlerce yıllık zeka saklıdır"
tom cruise'un beğendiğin ender filmlerinden birisidir, ama son samurayda bir amerikalı oldu ya, helal olsun sana hollywood.