çok sarsıcı sahnelerin bulunduğu ve yine kim ki duk klasiği olan sessizliğin ön planda olduğu sanat eseri. ayrıca bir olta ile nasıl intahar edilebileceğini gözler önüne sermiştir.
kafesteki bir kuş nasıl boyut değiştiririn ilginç bir cevabını içinde barındıran,güney kore sinemasının ve kim ki dukun freuda selamı niteliğinde film ötesi opus magnum provası!
bir diğeri için (bkz: spring,summer,fall,winter,and spring)
kim ki duk'un zannımca spring, summer, fall, winter and spring ve bin-jip filmleri için antreman yaptığı film. cinsel öğeler fazlaca -hatta rahatsız edici derecede- kullanılmış. deneyselci yönüyle takdire şayan bir film. 1000'e yakın film izleyen biri olarak ilk defa bu filmde bir oyuncuyu sıçarken bokuyla birlikte gördüm. helal olsun.
kim-ki duk'un rahatsız edici filmi deyip geçeriz seom'a;ama rahatsızlığın asıl sebebinin insan olduğunu unutursak.balık yerken boğazımıza takılan kılçığın verdiği acı,balığın boğazına takılan olta iğnesiyle benzer bir acı yaratmaz hatta böyle bir kıyaslamayı yapmaya gerek bile duymayız.kim-ki duk ızdırabı dingin göllerin ortasında bile yaratır,ses etmesek te konuşmasak ta çile bu insanın alnına yazılmıştır bir kere.geçmişte yapılan herhangi bir kötülük,aşkın gururuyla aynı kaderi paylaşabilir.sivri iğneleri en mahrem yerlerimizden kurtaran eller kızlığı onlarca kez bozulmuş bu dünyanın en namuslu tarafı olur kim ki duk’un ellerinde.ormanların,göllerin adı yeniden yazılır.
orijinal adı seom olan 2000 tarihli kim ki duk filmi.
aslına bakılırsa bir kanca, çengel, olta iğnesi ya da adı her neyse o metal cisimcik çoğumuzun hayatında ne kadar yer tutar? balığa işkence yapmanın sadece kendi dünyamızda bizden küçük canlılara yaptığımız masum bir sevgi gösterisi olduğu yalanı. bir aşk, hiç konuşmadan yaşanan aşk ve uğruna yapılan onca şey. yarısını afiyetle yerken yarısı can çekişen balıklar... kim ki duk bir filmi yaparken hem sanat yönetmenidir, hem oyuncudur, hem müziklerini yapar o filmin, hemde yönetmen koltuğunda oturur bana göre. ismi cast dan sonra çıkmasa bile akan yazılarda kim ki duk'a yalnızca bir yönetmen demek, ona yapılan en büyük haksızlık olur bence. kim ki duk bir ressamdır ve filmini elindeki fırçası ile kendi şekillendirir....
seom, ya da the isle. adı her ne olursa olsun insanın ne kadar tehlikeli bir varlık olduğunu, ne kadar adi bir varlık olduğunu teker teker ve defalarca gözümüzün önüne sokuyor. evet rahatsız edici bir film gerçekten. ancak dünya artık böyle bir yer. küçük olan ezilir, büyük olan öldürür; ya da insan sevgisinden ölür, öldürür; kimi iyidir, kimi ise kötü. ama en nihayetinde hayat bir denizdir, insanlar ise içlerindeki yüzen evler. ya kendin yön verirsin hayatına, ya da akışına bırakırsın.....
kim ki duk'un adasıdır.
dilsiz hee-jin, normalde kullanılmayan bölgede, kayığı üzerinde, balık yemi, yiyecek ve kimi zamanda sarhoşlara bedenini satarak yaşamını sürdürmektedir. bölgeye gelen genç delikanlı, zaten karmaşık olan zihnini hepten karıştıracak ve işler sarpa saracaktır. aşk ve cinselliğin bir dile ihtiyaç duymadığını anlatan, en sağlam filmlerdendir.
her kim ki duk filmi gibi, çok az dialog barındırır. hee-jin kim ki duk filmlerinin bir izdüşümü olarak filmde parlamaktadır.
kim ki duk'un tanrılaştığı filmdir. aşka ve onun barındırdıklarına dair (tutku, şiddet, şehvet) her şey simgelerle konuşur. çok yoğun bir aşk sorgulaması vardır. klasik kim ki duk simgeleri burada da kendini gösterir. tutku, şehvet, fedakarlık sorgulanır aşk özelinde. örneğin adamın boğazından kızın oltaları çıkardıktan sonra adamın ağzını bir tahta çubukla açık tutması ve nefes alış verişi derinleşsin diye adamın üstüne çıkıp, onunla birlikte olması.
filmdeki intihar girişimleri hep son noktadaki çaresizliktir, aşkla ilgisi yoktur. intihardan sonraki "kurtarma" sürecinde aşkı görürüz. kız adamı oltayla sudan çeker, adam kızın vajinasından oltaları ayıklayıp kalp şeklinde dizer yere... nihayet filmin sonunda sorgulamalar klasik tanımlara ulaşır gibidir. karakterler kulubenin kenarında oturup birbirlerini yellerler, sessizce suya bakarlar. ne kadar sıradışı şeyler yaşanırsa yaşansın aşk aşktır, insan da insandır der kim ki duk ya da ben öyle anladım, bilmiyorum.