görseller
the human equation 
  
belki ilginizi çeker
  1. · day sixteen loser
  2. · loser
  3. · en güzel metal albümleri
  4. · fear
  5. · day one vigil
  6. · my house on mars
  7. · day twenty confrontation
  8. · playground
  9. · ayreon
  10. · mikael akerfeldt
gündem
  1. · günün tek şarkılık özeti
  2. · behlül sözlük yazarı olsa kullanacağı nick
  3. · aklidengegorecelibikavramdir
  4. · yatmadan önce dinlenen son şarkı
  5. · tahrik edici erkek kokuları
  6. · allahın belası piç şerefsiz altıncı nesil yazarlar
  7. · colin kazım richards
  8. · sana gül bahçesi vaad etmedim
  9. · ne derler bilirsin

the human equation  

  1. arjen lucassen'in hurşid yenigün ayarında bir prodüksiyonla karşımıza çıktığı ayreon albümü. başrolünde labrie oynamakla birlikte mikael akerfeldt yine harikalar yaratmış. 100 dakika* adamın komadan çıkmasını bekledikten sonra noluyo lan dedirterek biten albüm insanı düşüncelere boğuyor.
    (bkz: isyanım var)
    (togisama, 12.12.2004 18:10)
  2. vokalistler ve rolleri aynen aşağıdaki gibidir.

    mikael akerfeldt (opeth) as fear
    mike baker (shadow gallery) as father
    marcela bovio (elfonia) as wife
    eric clayton (saviour machine) as reason
    magnus ekwall (the quill) as pride
    heather findlay (mostly autumn) as love
    devon graves (dead soul tribe) as agony
    ırene jansen (karma) as passion
    james labrie (dream theater) as me
    devin townsend (strapping young lad, the devin townsend band) as rage
    arjen lucassen as best friend
    (soulforged, 11.12.2005 21:39)
  3. albüm için sanatçılarla görüşülürken devin townsend çeşitli götlükler yapmış fakat arjen kendisine albümün tek tavizini vererek isteğini yerine getirmiştir.son yıllarda çıkan en iyi albümlerdendir.
    (floydzede, 13.12.2005 02:43)
  4. part 1
    01 - day one: vigil
    02 - day two: isolation
    03 - day three: pain
    04 - day four: mystery
    05 - day five: voices
    06 - day six: childhood
    07 - day seven: hope
    08 - day eight: school
    09 - day nine: playground
    10 - day ten: memories
    11 - day eleven: love

    part 2
    12 - day twelve: trauma
    13 - day thirteen: sign
    14 - day fourteen: pride
    15 - day fifteen: betrayal
    16 - day sixteen: loser
    17 - day seventeen: accident
    18 - day eighteen: realization
    19 - day nineteen: disclosure
    20 - day twenty: confrontation

    şeklinde 20 günden/bölümden oluşan konsept albüm. katılımcıların isimlerini okudukça insanın iştahı kabarıyor, bir yandan mikael akerfeldt bir yandan james labrie oradan başka biri derken bir sürü güzel kaliteli sesi birarada duydukça insanın albümü komple loop'a alası geliyor. yapanların emeği geçenlerin ellerinden gözlerinden öpüyoruz, ve bakınızı veriyoruz: (bkz: arjen lucassen)

    ayrıca bu kadar ünlü sesin arasında dikkatlerimizden kaçmayan bağyan için ise: (bkz: heather findlay)
    (guenever, 11.05.2006 17:03)
  5. trailerını izlemek için,
    (bkz: http://www.youtube.com/...)

    ayrıca şarkıların klipleri de youtubeda mevcuttur. var olasın youtube
    (lord andurien, 31.12.2006 16:03)
  6. irene jansen'e özellikle dikkat edilmesi gereken aşmış albüm.
    mikael akerfeldt gölgede kalmış sanki biraz, yine de varlığını bilmek insanın hoşuna gidiyor.
    devin townsend'in de kendini aştığı albüm olmuş bu.
    ayrıca james labrie'nin şarkıları muhteşem yorumlaması da takdire şayan.
    kısacası, dinlenmesi farz bir albüm.
    bunu dinleyen bunu da beğendi:
    (bkz: scenes from a memory)
    (apollonia, 07.01.2007 04:35)
  7. arjen lucassen isimli amcanın yarattığı birçok projeden bir tanesi, süperstar toplaması şeklindeki kadrosuyla kalbimizi çalmıştır... the human equation albümündeki kadro şöyledir:

    vocalists
    arjen lucassen
    devin townsend
    devon graves
    eric clayton
    heather findlay
    james labrie
    ırene jansen
    magnus ekwall
    marcela bovio
    mikael Åkerfeldt
    mike baker

    ınstrumentalists
    arjen lucassen
    ed warby
    john mcmanus
    jeroen goossens
    joost van den broek
    ken hensley
    martin orford
    oliver wakeman
    robert baba

    artwork
    jef bertels (sleeve)
    mattias norén

    böyle kadroya(özellikle vokalistlere) can kurbandır, keşke hepiciini toplasalar da ülkemize konsere gelselerdir, james labrie nin en beğendiğim performansı bu albümdedir, mikael akerfeldt canımı yesindir, devin townsend gelsin kırmızı halı serelimdir... evet öyledir. evet.
    (evilmaddox, 16.01.2007 20:32)
  8. trafik kazası geçirip komaya giren bir adamın* hayata bakışı anlatılıyor. harika bir konsept albüm. özellike day eleven: love tapılasıdır. taptaptap
    (azureel, 05.06.2007 05:02)
  9. mikeal akerfeldt ismini duyar duymaz dinlediğim konsept albüm. day twelve: trauma ve day sixteen: loser en iddialı parçalardır. özellikle day sixteen loser da devin townsend in seslendirdiği rage karakteriyle müthiş bir brutal duymuşuzdur.
    komaya giren me karakterinin hikayesini dinlerken dinleyenleri de komaya sokuyor arada. bağımlılık yaratan albümlerden biri kesinlikle.
    (morado, 11.06.2007 13:42)
  10. gün #1: nöbet
    hastanede solunum cihazı sesi ve kalp ölçüm cihazından gelen seslerle ilk gün başlıyor. me, hastanede komada.
    best friend ile wife başında, ama erkek rahatsız, birlikte görünmekten çekiniyor sanki, karısı ise sitemkar "umrunda mı?"
    son saniyelerde kalp atışları hızlanıyor gittikçe ve araba sesi, bir kaza.

    gün #2: tecrit
    me kendi kendine düşünüyor, zihni uyandı ama bedeni tepki veremiyor.
    fear ise herkesin onu terkettiğini, deli gibi geçirdiği yıllar boyu önemsemediği insanlar adına yaptıklarının bedelini ödemesi gerektiğini ona hatırlatıyor. yalnızlığını yüzüne vuruyor me'nin.
    gerçek mi, hayal mi nerede olduğunu çözmeye çalışan me ile reason'ın karşılaşmasında reason ona yol göstereceğini söylüyor.
    passion devreye giriyor, kendinden kaçmaması gerektiğini me'ye anlatıyor. ardından pride konuşmaya başlıyor; vazgeçmemesi gerektiğini ve herkese bunu ödetmesi için fırsatı ve kontrolü ele geçirmesi gerektiğini söylüyor.
    me ise bunların delüzyon olduğunu düşünmekte, reason ise buna farklı açıdan yaklaşıp, rüya olsalar bile hepsinin me'yi oluşturduğunu söylyor. pride, me'ye gücün ve kontrolün kendinde olması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor.
    love geliyor o anda, yalnız olmadığını ona hatırlatmak için; düştüğünde onu tutacak tek gücün olduğunu söylüyor.

    gün #3: acı
    agony geliyor, acının kaynağı olduğunu ve acının kendisi kadar gerçek olduğunu söylüyor. teslimiyet me'nin tek kurtuluşu. me ise buna isyan ediyor, bir yolu olması gerektiğini düşünse de agony gücünün yetmeyeceği konusunda me'ye bastırıyor. kapanmayan bir yara gibi, asla başedemeceyeceği, şartsız teslim olması gereken hissin bu ıstırap olduğunu söylüyor, yalnızlık kaderi me'nin.
    rage buna karşı çıksa da agony baskın, umudun bittiği yerde bekliyor.
    love da olmasa, bu pislikten çıkartacak, tutunacak bir dalı yok me'nin. love ona umut veriyor, bunların sonunda mutluluk bulacağını söylüyor. rage ise sadece kurtuluşun vaadedildiğini ama hiç bulamadığını haykırıyor.

    gün #4: gizem
    siren sesleri, ambulans mı?
    best friend konuşmaya başlıyor ama ne olduğunu bilemiyor o da. düz ve boş yolda, etrafta kimsecikler yokken bunun olmasını kabul edemiyor. wife ise şüpheli bir şekilde sorguluyor kendini ve best friend'i: sence görmüş müydü, biliyor muydu, orada mıydı?
    "bilmiyordu, bilemez" diye karşılasa da best friend, o da emin değil hiç bir şeyden, gerçeklerden.
    - bir anlık dalgınlıktı belki de bu kaza?
    sorgulama sırası best friend'de "görmüş müdür? sence orada mıydı?"; yanıtlayan da wife, "sanmıyorum, değildir."
    wife ile best friend'in ortak sorusu ise "olanları öğrenebilecek miyiz? yoksa ölecek mi?"
    bu sırada passion ise içerde me'yi sorguluyor "gördün mü, biliyor musun, orada mıydın?", me ise emin değil "gördüğümü sanmıyorum, bildiğimi düşünmüyorum, olduğumu sanmıyorum.".
    - peki ölecek misin, me?
    - bilmiyorum, passion.

    gün #5: sesler
    pride sesler duyuyor, me'yi onun hakkında konuştuklarına dair uyarıyor ve konuşulanların anlamını çözmeye çalışıyor. me'ye güçlü olduğunu hatırlatıyor gururu.
    reason geliyor ardından, me'ye yardımcı olacak kişi yani. birlikte bu gizi çözebileceklerini söylüyor benliğine.
    love ise arkadaşlarının ve sevdiklerinin, onu yalnız bırakmamak için, ona destek olmak için geldiklerini söylüyor; "onları kalbine kabul etmelisin me?" ama sesi zayıf.
    fear bastırıyor love'ın sesini. suçlarının göründüğünü söylüyor ve anlaşılır olduğunu söyleyip me'yi suçluyor, kendini kandırdığını yüzüne vuruyor acımadan.
    reason ise tüm bunların gerekli olduğunda ısrarcı. tüm bu hisler bir arada bu hayatın gizemini çözecek.
    love, kalbinin sesini dinlemesini söylüyor me'ye; fear da aynı zamanda yalan bir hayatın peşinde olduğunu hatırlatıp umudunu bitiriyor me'nin. pride ise son için bile savaşmak gerektiğini ve korkulanla yüzleşmek gerektiğini söylüyor me'ye, acele etmeliler.

    gün #6: çocukluk
    agony tekrar konuşmaya başlıyor, odanda yalnızsın ve dünyadan saklanıyorsun. me ne kadar annesinin onun birazdan geleceğini söylese de gelmeyeceğini biliyordu ve me annesinin hislerini çok iyi görebiliyor.
    fear, me'nin asla babası kadar olamayacağını ve ona hep yenileceğini hatırlatıyor. me yemin etmiş olsa da, bir gün babasını geçeceğine, onu yeneceğine; bilmiyor olacak mı.
    agony, babasının onda bıraktığı izlerini saklanarak ve saklayarak geçirdiği günleri hatırlatıyor. babası annesine, düşüp başını yaraladığını söylüyor ve me, babasının yalanına katılıyor kaybetmenin ve sonun başlangıcı bu mağlubiyet işte. odasında yalnız başına olduğunu ve kimsenin onunla ilgilenmediğini, ona ilgi göstermediğini, me'nin de görmediği şevkati kimseye gösteremeyeceğini söylüyor.
    me ise annesinin sözlerini düşünmekte, "baban birazdan gelir". ama me biliyor gelmeyecek, gelmese de olur.

    gün #7: umut
    dünyaya dönüyoruz tekrar, best friend, eski güzel günlerini anlatıyor komadaki arkadaşı me'ye. yaşayacağı daha çok şeyin olduğunu, bir arkadaşının varlığında anlıyor tekrar, me canlanıyor tekrar, savaşmak zorunda olduğunun bilincine varıyor. me denese de, arkadaşına seslenmeyi, içindeki karanlık tekrar bastırıyor tüm dış sesleri ve me karanlığa gömülüyor tekrar.

    gün #8: okul
    fear, kendini hapsettiği kafesinden çıkıp büyük korkularıyla yüzleşmesi için me'yi zorluyor. 10 yıl geriye gidip savaşmalı o günlerle. me, içindeki korkunun hangi zamandan bahsettiğini biliyor. tüm çocukların ona bakıp güldüğü, onunla alay ettiği zamanı; ayağı takılıp düşmüştü oysa ki sadece.
    agony ona geçmişini hatırlatıyor, "büyük çocuklar seni dövmüştü, kaçıp saklanabileceğin bir yerin de yoktu. yanında yer alacak arkadaşın veya baban da yoktu...". me bunun üzerine tekrar sinirleniyor, ve hepsinden öç alacağı bir günün geleceğini haykırıyor. çocukken bunların öcünü alamazdı, ama yapılanları karşılıksız bıraktığı tahdirde rahat da etmeyecekti. [bu şarkı, me'nin çocukluğuna dair çok önemli kısımları anlattığı için, ileride sorunlu hale gelmiş yetişkin me'nin anlaşılmasında oldukça faidelidir. dikkatle dinlenmesi gerekmekte.] yetişkin halinde iken, me hala çocuk(muş) gibi davranarak tüm insanlardan öcünü aldığını, ve hepsine gününü gösterdiğini söylüyor. gururu, nefretle hareket ederek böyle davranmasını öğütlemişti lakin bu savaş daha sonra me'yi ele geçirdi, ve bu davranışından, insanlara karşı düşman olmayı artık bırakamıyor hale geldi.

    gün #9: oyun bahçesi
    me'nin çocukluğuna dair hatırladığı güzel şeyler olması lazım. ama güzel değil, hep bir burukluğu var, arkadaşı olmadığı için olabilir.

    gün #10: anılar
    coşkun sabah başlığı ile anılan bu şarkıda lafa en iyi arkadaş kişisi* başlıyor. 10 gündür komada olan me'nin fiziksel olarak bir sorunu olmadığını hatta doktorların da bu duruma şaşırdığını söylüyor. me'nin eşi* de ardından sorunun me'nin kafasında olabileceğini, onunla konuşarak tekrar hayata döndürebileceklerini söylüyor ve geçmişle ilgili güzel anılarını anlatmaya başlıyorlar. gururla* ve aşkla* anılan güzel günlerin üzerine *tutkusu ona eşini hatırlatıyor ve me'yi dünyaya bağlayan tek şey olan karısının onu beklediğini söylüyor. reason ise tüm bunların bastırılmaması gereken, eşsiz hatıralar olduğunu söylüyor ve dirilmeye çağırıyor me'yi.

    gün #11: aşk
    me'nin eşi ile olan ilk özel dansta karşılaşması anlatılıyor. eşine aşık olduğu, ona vurulduğu geceyi canlandırıyor kafasında. o anda ise kafasından geçenler tekrar karşısına çıkıyor. agony konuşmaya başlıyor; sadece öfke ve şiddet barındıran babasını ve ona ne kadar benzediğini, karısının da tıpkı yalnız ve üzgün annesi gibi kötü sona sahip olacağını söylüyor. fear ise reddedilme (hatta terkedilme) korkusunu ona anımsatıyor, daha önce kimsenin me'yi sevmediğini ve kimsenin de sevmeyeceğini bu yüzden denemenin manasızlığını savunuyor. tutku*, bunun kaçırılmaması gereken bir fırsat olduğunu, gururu* ise bu işi başarması gerektiğini söyleyerek ona destek oluyor. ve sonunda me, sevdiği kadınla birleşiyor.

    gün #12: travma
    mantığı* me'ye kafasındaki bu karmaşık hisleri dinlememesi, aklının ötesindeki gerçek dünyaya odaklanması gerektiğini söylüyor. gurur* ve tutku ise onu yaşama döndürmeye çalışırken, korku* ve acı* yakasını bırakmıyor kahramanımızın, içi içini yiyor tabiri caizse. albümün 10 dakikalık bu bölümünde iç atışmalarını ve mantığının baskın gelmeye çalışmasını gözlemliyoruz.
    en kritik kısım ise yine kendini eleştirdiği ve çocukluğundaki aile faciasını hatırladığı zamanlar. fear (mikael akerfeldt) brutal vokal ile bu bölümde rolünün hakkını harika veriyor ve annesinin 'sana ihtiyacım olduğunda neredeydin oğlum' diye üzüldüğünü düşündürüyor me'ye. üzerine babasının da (fear'ın ağzından) 'onun ölmesine izin verdin salak' dediğini duyarak suçlanıyor gariban. son kısımda reason ile fear'ın baskın gelmeye çalışması, me'ye söz dinletme çabaları ise harika bir diyalog oluşturuyor. alıntı yapmadan olmaz;
    reason: now she's at rest, she found her peace
    fear: you hear her voice, from the grave
    reason: you must let go or the pain won't cease
    fear: "ıs this your thanks for all ı gave" (annesi)
    reason: a part of you died as well
    fear: "you worthless fool, you let her die" (babası)
    reason: ıt's time to crawl out of your shell
    fear: your ways cannot be justified

    gün #13: işaret
    aşkı* me'ye karısını ne kadar görmezden geldiğini, onu ne kadar kırdığını hatırlatır. bu arada yatağının başında eşi de sesini duyurmaya çalışmaktadır me'ye. bu ikisinin üzerine hatasını ve ahmaklığını anlayan me yaptıklarından utanır ve geri dönmek ister, her şeyi düzeltmek ister. tüm bu düşünceler kafasından geçerken gözünden de bir damla yaş gelir. dışarıda bunu gören eşi ve en iyi arkadaşı me'nin yaşadığından ve bilinçli olduğundan emin olurlar, çünkü bu bir işarettir. ama neye işaret ediyor bilinmemekte, acaba aklından ne geçiyor?

    gün #14: gurur
    başarılı olmak için ruhunu bile satacak kadar gururlu me, iş dünyasında herkesi ezerek, üstünlüğünü göstermeye çalışarak kibri ile nefret edilen bir adam haline gelmişti. eşine karşı da her zaman iyi olduğunu düşünen me'ye, gururu* gerçekleri söylemiş ve yaptığı hataları tek tek açıklamıştır. kabul etmek istemediği, kendi bakış açısından doğru bulduğu değerlerinin yanlışlığını anlayan me, mantığının* da yardımı ile tüm olumsuzlukları aşmak üzere işe koyuluyor.

    gün #15: ihanet
    kendisinden her daim daha iyi bir insan olan ve ihtiyaçlara uygun çalışan olan en iyi arkadaşı ile şirketin müdür olmak için yarışan me, öne geçmek için arkadaşını satıyor ve bu anısı aklına geldikçe canı yanıyor. sonda da karar veriyor ve yaptığı hatayı itiraf edip, arkadaşından özür dileyeceğini, gerçeği ortaya çıkaracağını söylüyor.

    gün #16: kaybeden
    me'nin babası söze başlıyor. küstah ve saldırgan, kısacası pis bir herif olan babası oğlunu yerin dibine sokup, gururunu ayaklar altına alıyor. uzun süre oğlunu ezen babaya ise en son rage karşı çıkıyor ve "asla!" diye haykırıyor.

    gün #17: kaza?
    mantığı* söze başlıyor ve her şeyin gelişimini açıklıyor birer birer. bir öğleden sonra, evine olmsaı gereken zamandan erken giden me, karısı ve bir adamı birlikte görüyor. eşini, bir başka adamın kollarında, o adama gülümserken görüyor, kendisine değil. tek istediğinin biraz sıcaklık olduğunu söyleyen kadın kendini savunmaya çalışsa da, aşkını kaybetmenin verdiği acı ile me hiçbir şey düşünemiyor. o sinirle kendini yola vuran me, gaza basıyor ve bir an yolun kenarında babasını gördüğünü sanıyor, ardından direksiyonu üzerine kırmak için hamle yapıyor ve ... hastaneye gelme sebebi ortaya çıkıyor böylece. bu paralize halinin sebebi ise içindeki kuşkular, kafasını toparlayamadığı için me halen dirilemedi. [bu şarkı, albümün çözüm bölümünün ilk kısmı]

    gün #18: idrak
    çözüm bölümünün ikinci kısmı ise burada. kafasındaki tüm hisler dile geliyor ve me bunların hepsini dinleyip kendini ve hayatını çözmeye çalışıyor. alıntı yapmak gerekli;
    reason: now you know the truth, what will you do?
    me: i still can't believe it's true.

    passion: you better believe it, and make them pay!
    me: there has to be another way.

    pride: you cannot take this lying down!
    me: i cannot stand up, can you show me how?

    love: you must forgive them and open your heart
    me: it's all my fault, it tears me apart!

    agony: ıt would have been better if you would have just died!
    me: no, i've got to win this fight!

    fear: can you face them after all you did?
    me: i gotta reveal the feelings i hid

    best friend: see him fight, he's all on his own...
    me: i need your help, can't do it alone!

    wife: listen to me, can you hear me shout?
    me: let me out!

    gün #19: ifşa
    sadece me değil, diğer insanlarda da hata var aslında. bu kısımda herkes kendi hatalarını söylüyor ediyor me'ye. en iyi arkadaşı vicdanını rahatlatmak için "işsiz ve aşksızdım, acıları azaltmak için zor zamanlarımda eşin hep yanımdaydı." şeklinde itirafta bulunuyor. ardından me'nin eşi sözü devralıyor ve o da "kalbim sana ait ama yalnızdım ve bu yüzden tutkuya olan açlığım arttı. sen ise hiç yanımda yoktun, var olduğunda ise beni dinlemiyordun bile." şeklinse sitem ediyor.
    ikisinin ise ortak olarak söylediği şey, karısının me'yi hep sevdiği, ve ikisinin arasındaki ilişkinin aşk denemeyecek kadar arkadaşça ama aldatma kalıbına da sığdırılamayacak ölçüde seviyeli bir yakınlık olduğu.
    bu sözlerin ardından, aşkının bittiğini ve üzerine aldatıldığını düşünen me'nin kini azalıyor ve intikam isteyen içindeki tutkuları* yumuşayıp, aşkla* sevdiği eşine dönmesi gerektiğini anlıyor. bu gelişme ile koma halinin sonuna geliniyor ve me, sırf eşi için, onun rahatı için dünyaya dönmeye karar veriyor.

    gün #20: yüzleşme
    me gözlerini açıyor ve dünyaya dönüyor. hasta yatağında yanı başında bulunan en iyi arkadaşına gerçekleri söylüyor. işini kaybettirenin o olduğunu itiraf ediyor ve rahatlıyor. arkadaşı da "sen döndün ya, gerisi önemli değil. aslında bir şekilde ödeşmiş de olduk." diye ekliyor me'nin bu itirafının üzerine.
    uyanmasının ardından içindeki aşk* ve tutku* dile gelip, eşi ile birlikte hayatını daha iyi bir insan olarak sürdürmek için ona güç verecek sözler söylüyor, gururu* da artık ölüme karşı zaferi kazandığını dirilmesinin gerekliliğini anlatıyor.
    albümün epilogunda ise yine herkes onu yeni hayatına uğurluyor;
    best friend: there is so much to see, there is so much to live for
    wife: come with me, my love
    reason: you feel her warmth, glowing on your skin
    love: you're never alone, i knew we could make it
    fear: aaaaaaaaarrrrgh!
    passion: can't you feel that fire, can't you feel it burn?
    agony: be ready for the pain, ready for the pain!
    pride: well rise up, your battle has been won, your new life has begun
    me: i'm alive, i won't look back, aaaaah!

    tam çözümünü okuduğunuz bu denklem ile ilgili kişisel fikirlerim ise değişken. tek tek karakterleri ele almak lazım. işte "me'nin" hayatındaki karakterler;

    · me'nin küçüklüğü: albümde ayrı bir sanatçı tarafından seslendirilmeyen ama ayrı bir kişilikmiş gibi incelenmesi gereken bir karakter. "zor ve kötü çocukluk" denilen, parçalanmış aile dramının kurbanı yine çocuklar, me işte bu garibanlardan birisi. me'nin karakterini oluşturan "kötü geçen çocukluk, ileride kişiyi sorunlu yapar" mantığına ise katılmıyorum. insan güçlü olmalı, birey her zaman esastır ve tektir. kişi güçlü ise, çocukluğundaki o travmalar kesinlikle onun olgunlaşmasına olumsuz etki etmez. etmemeli. hatta çok yakınımda olan birkaç örnek insan var aklımda, kesinlikle bu teoremi yanlışlıyorlar.
    aklımda 3 aile var aslında ve bunlardan birisinde boşanmış ve alkolik olmuş anne babadan muzdarip iki kız çocuğu söz konusu. bir başka hikayede ise ailede bir ölüm ve bir boşanma, yalnız başına kalmış iki kız çocuğu var. tüm bu insanlarda gördüğüm ise hepsinin güçlü bireyler olduğu, çökmedikleri, yok olmadıklarıdır. belki de doğal seleksiyon neticesinde bu insanlar benim karşıma çıkabilmiş, bu tip olaylar başına gelen tüm insanlar yok olmuşlardır çöplüklerde? ama önemli olan yok olanlar değil, bu insanlar, yani başarıp, tüm bu olumsuzlukları aşıp da gelenler, hayata tutunanlar ve en nihayetinde sorumluluk sahibi, sevecen, çalışkan, akıllı ve hepsinden önemlisi iyi birer insan olmuşlardır. boşanmış anne baba psikolojisi ise bizzat kendimden bildiğim bir şey. lakin öyle trajik bir öyküm yok, demagoji veya duygu sömürüsü yapmayacağım merak etmeyin. sadece boşanmanın ne anlama geldiğini bildiğimi söylemek istiyorum, öyle yıkıcı, parçalayıcı, insanın güvenini kıran, hayata bakışını köklüce değiştiren bir şok etkisi yaratmıyor gibi. bilmiyorum, fikrim aynı; sorunlarla dolu olarak gideceğine, ayrılsınlar büyükler çocuklar daha iyi yaşar.
    evet me'nin küçüklüğü, kötü geçmiş. onun adına üzülüyorum. onun nezdinde zorluklarla yaşayan tüm çocuklara hatta üzülüyorum, ama bu aşılamayacak bir şey değil, insan isterse her şeyi yapabilir.

    · me: dream theater'dan james labrie'nin seslendirdiği me kişisinin olgunluğunda, bu kötü ve çaresiz yaşantısını aşıp, çalıştığını ve iş hayatında yükseldiğini görüyoruz. ortalamanın üzerinde güzellikte giden hayatında bir de evliliği var. sevdiği karısına iyi davranması lazımken, kendini işe kaptırmış olması onun suçu mu bilemiyorum. günümüzdeki ekonomik sistem, insanların bu şekilde çalışmasını ve yamyam güdülerle birbirini yiyerek ilerlemesini istiyor gibi. işyerindeki insanı, iş arkadaşı değil de rakibi olarak görerek ancak insanlar bir şeyler elde edebiliyor artık. bu tempoda arkadaşını satmış olması, öyle katlanılamayacak büyük bir acı yaratmamalı bence, profesyonelce davranmış en nihayetinde; kimseye iftira etmemiş. ha ben gammazlardan tiksinirim, o ayrı. ama böyle bir şikayet vesilesiyle arkadaşının işi almasına engel olup, kendisini öne çıkarmışsa da suçlayamam. çünkü sistem böyle adamları istiyor.
    büyüdüğü halde çocukluğundaki o ezilmişliğin acısını çıkarmaya çalışan me kişisi, esasen büyüyememiş bunu anlıyoruz. kurguda ise biz asla me'nin büyüklüğüne kızmamalıymışız gibi kabul ettiriliyor. çünkü bu sevgi fukarası, hırslı, kibirli herif, çocukluğundaki kötü baba motifinden ötürü böyle oldu diye. hayır efendim, herif eşşek, hatta eşşoğlu eşşek, o konuda anlaşalım. suçu çocukluğuna hatta babasına atsa da me masum falan değil. akıllanması ise işte bu trafik kazası vesilesiyle oluyor.
    bu vurucu olay çok güzel işlenmiş. 'hikayede' beni en çok etkileyen ise me'nin trafik kazası ile düzelmesi oldu ('albümde' demeye dilim varmıyor, sanki albüm deyince küçümsüyormuşum gibi, neyse). hatalarını anlayıp, dünyaya farklı gözle bakması için bir insana böyle şok etkisi yaratan, travmatik bir olay olması gerçek dünyada da görmek istediğim bir şeydir. göz göre göre yanlış yapan birisinin yakasından tutup silkeleyen ve beynindeki hastalıklı düşüncelerden bireyi kurtarabilecek bir gücün olmasını çok isterdim. bu hikayede azrail o rolü üstleniyor, başarılı olmuş bence.

    · wife (karısı): elfonia'dan marcela bovio'nun seslendirdiği bu hatun benim gözümde bir desperate housewive*. "orospu" mu desem yoksa "yazık ya" mı bilemiyorum. oyum her iki uçta ortası yok. bu kadın için beslediğim hislerimi 10 üzerinden puanlamamı isteseler, ya en eksi uçtaki : "mutlak suçlu, tam bir sürtük" damgasını yapıştırırım ya da en artı uçtaki "kesinlikle suçsuz, sadece çaresizdi" savunmasını yaparım. çözemedim. albümde bu sorunun yanıtı tam verilmiyor. objektif olarak pros ve cons ortaya koyulmuş, karar ise bize bırakılmış. kararı kesin olarak vermemizde ise şunu göz önüne almak lazım: kadın, günahıyla sevabıyla adamı sonsuza kadar seviyor. o göt herifi sevdiği için sanırım hatun kendini aklıyor ve iyi birisi olduğu için, "kocasının en iyi arkadaşı" ile kırıştırmasını affedebiliriz.

    · best friend (en iyi arkadaşı): arjen lucassen'in bizzat seslendirdiği, işyerinde arkadaşı tarafından gammazlandığı için kariyeri biten bu herif, bunun acısını da içten içe suçlu gördüğü arkadaşının karısı ile sürtünerek çıkaracaktı sanırsam. bu herif hikayedeki mutlak suçlu. hadi kadın çaresizlikle, kötü hayatı ve yalnızlığı yüzünden adamla yakınlaştı. kötü şeyler düşünmeseler bile, böyle bir yakınlığa izin vermesi, müsade etmesi, hele hele suçluluğunu düşündüğü iş arkadaşı olan me'yi düşünürken böyle şeyler yapması akıl alır gibi değil. sanırım bu hikayedeki mal bu. allah belasını versin pls.

    · father (babası): shadow gallery'den mike baker'ın seslendirdiği baba, me'nin küçüklüğünde de belirtildiği gibi, kötü bir adamdı ama onun da kendine göre kötü olmak için, daha doğrusu bu hayata karşı kızgın olmak için sebepleri vardır eminim. tabi bu hali ona kızmama, şerefsizlik yaptığı için küfretmeme engel değil.

    · agony (acı): dead soul tribe'dan devon graves'in seslendirdiği acı, gerçekleri söyleyip eski defter adamlığı yapıyor ve me'nin küçüklüğünü eşeliyor sürekli. agony the negative impact.

    · fear (korku): opeth'ten mikael akerfeldt mükkemmel bir iş çıkarmış. arada sırada brutal vererek ağırlığını hissettirmiş. korku, me'nin kazaya kadar olanki hayatındaki en baskın hislerden birisi. baba korkusuydu bu zamanında, sonradan başarısız olma korkusu eklendi buna ve me, tüm hayatını korkularına göre şekillendirdi.

    · love (aşk): mostly autumn'dan heather findlay'nin seslendirdiği love, me'nin hayatındaki en awwneşirinsin his. eşi ile olan ilişkilerini hikayedeki kilit nokta ise, ona hayata dönme gazını veren en önemli güç olması. evet subliminal olarak aşk her şeyden daha güçlüdür diyebiliriz. aww ne şirinsin sen aşk, özlemcemsin (buraya öpücük sımaylisi koyardım ama sözlük müsade etmez. neys', koymuş kadar oldum sanırım*).

    · passion (tutku): karma'dan irene jansen'in seslendirdiği passion aslında şehvet olarak da çevrilebilir sanırım ama tutku demeyi uygun buldum. aşkla birlikte, me'nin eşine olan bağlılığını anlatıyor bu his.

    · pride (gurur): the quill'den magnus ekwall seslendirmiş kendisini. yer yer kibir olarak da kendini gösteren pride, me'nin hırslarını ve kendini ispatlama çabasını, babasının ezdiği egosunu yükseltmek için insanlara zulmedişini açıklıyor.

    · rage (öfke): strapping young lad'in devin townsend'i seslendirmiş. fear ile birlikte babasına olan hislerini temsil ediyor ve insanlardan öç alması için me'ye sürekli gaz vermesi ile kahramanı dark side'a saptırıyor.

    · reason (mantık): saviour machine'dan eric clayton'ın seslendirdiği mantık, koma dönemi boyunca me'yi doğru yola koyması için sürekli onunla konuşuyor. bu arınma ve iyi insan olma yolunda me'ye daha önce hiç olmadığı kadar yardımcı olan reason karakterini, sağ duyu olarak da tanımlayabiliriz aslında.

    yeri geldi mi ağlatan, yeri geldi mi sinirlendiren ve her dinlediğimde kendimden bir şeyler bulduğum bu hikayeyi umarım siz de seversiniz. işte insan denklemi böyle bir şey.
    (azureel, 16.01.2008 00:07)
  11. 2004 yılında çıkmış olan en iyi albüm, hatta gelmiş geçmiş en iyi albümler arasında yer bile alabilecek türden eşsiz bir albümdür.

    klavyeler:
    ken hensley (uriah heep)
    martin orford (iq)
    joost van den broek (sun caged)
    oliver wakeman

    davul, perküsyon:
    ed warby (gorefest)

    akustik enstrumanlar:
    robert baba (keman)
    jeroen goossens (flüt)
    marieke van der heyden (çello)
    john mcmanus (flüt)

    insanın bilinçli olarak dinlediğinde yaşananları açık açık hayal edebileceği albümlerden biridir. bu kadar çok karakteri insanın normalde aklında tutmasının mümkünatı yokmuş gibi görünür önceden, ancak insanın günlük duyguları işin içine girdiğinde böyle bir albümün insan aklından çıkması imkansızlaşır. müzikal tadında bir animasyonu çekilesi.
    edit: ben yapıyorum animasyonu, seslendirenler de belli. rahatım.
    (orchidaceae, 13.02.2008 23:18 ~ 14.02.2008 17:22)
  12. star trek the next generation serisinde (uzay yolu yeni nesil) sık sık bahsedilen, insanlığın iyi ve kötü yönleriyle beraber anlaşılması güç tarafına atıf yapan bir kavram. data bu denklemle çok yakından ilgilenir, çözmek için çok uğraşır.
    (recai pengül, 20.02.2008 16:48 ~ 16:49)
  13. böyle konseptten film olur ulan, daşşana kurban arjen dedirten; 2004 yılında çıkan, dinlerken mest olunası ayreon albümüdür.
    (otopsiyaparkenoluyukaybettim, 20.01.2009 00:14)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil