the god delusion 

 sayfa  / 2
adana çık aradan

  1. richard dawkins'in tanrı kavramını sorguladığı, bana bir tür ateist pride (bkz: gay pride) gibi gelen kitaptır.

    neler anlattığı hakkında fikir vermesi için konu başlıklarını yazmak gerekirse:

    1 a deeply religious non-believer - einstein'cı inanışı tanımladığı bölüm
    2 the god hypothesis - tanrı kavramını tanımladığı bölüm
    3 arguments for god's existence - tanrının şimdiye kadar bahsedilmiş ispatlarını özetlediği bölüm
    4 why there almost certainly is no god - büyük ihtimalle tanrı olmadığını bilimsel olarak ortaya koyduğu bölüm
    5 the roots of religion - dinlerin tarihini incelediği bölüm
    6 the roots of morality: why are we good? - "iyi" olmak için dine ihtiyaç olup olmadığını sorguladığı bölüm
    7 the 'good' book and the changing moral zeitgeist - dinle ahlâkın aynı şey olmadığını açıklamaya devam ettiği bölüm
    8 what's wrong with religion? why be so hostile? - dinin zararlarından bahsettiği bölüm
    9 childhood, abuse and the escape from religion - çocuklara dinin dayatılmasından yakındığı bölüm
    10 a much needed gap? - boşlukları dinle değil bilimle ve felsefeyle doldurmanın gerektiğini söylediği bölüm
    11 appendix - ekler
    (ali kamber, 18.04.2007 10:45 ~ 10:48)
  2. henüz okuyamadım ancak bende bir veda hutbesi hissi uyandırdı. "şimdiye kadar adam gibi bilimi, canlıları anlatmaya çalıştık, tanrı fikriyle dolaylı yollardan hesaplaştık, inanan insanların da ilgisini çektik, çeşitli tartışmalara itildik. yaş oldu 66, fazla vaktimiz kalmadı, giderayak bu konudaki fikirlerimi de doğrudan belirteyim, belki insanlığın kafamdaki dünyaya yaklaşması adına bir işe yarar" diyor sanki bu kitapla. bir kitabın inanan-inanmayan oranında büyük bir değişim yaratmayacağını bildiğini; kitabı, "öylesine" inanan insanların, bu sıralar yapacak daha iyi bir şeyi olmadığı için inanan insanların okumasını istediğini belirtiyor konuşmalarında.

    edit: kitapta yazılanları okudum ve richard, sen haksızsın.
    (ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi, 18.05.2007 01:33 ~ 11.01.2008 01:32)
  3. douglas adams'a adanmış ve tüm dünyada en çok satanlar arasında yer alan kitap.

    11 eylül sonrasında yaşanan dinsel bağnazlaşmadan çıkan yazar sorar "eğer kendinizi yetiştirdiğiniz dinin içinde kapana kısılmış hissediyorsanız, bunun nasıl meydana geldiğini kendinize sormanıza değerdir. yanıt, genelde çocuklukta uğranılan bir çeşit beyin yıkanmasıdır. eğer az da olsa dindarsanız, büyük bir ihtimalle dininiz ailenizin dinidir. eğer arkansas'ta doğup, hıristiyanlığın doğru islamiyet'in yanlış bir din olduğunu düşünüyorsanız, (afganistan'da doğmuş olsaydınız tamamen tam tersini düşüneceğinizi bilerek) çocuklukta beyninizin yıkanmasının kurbanısınız."

    "etrafta şu ya da bu dinin öğretileriyle yetiştirilmiş olan, içinde mutsuz olan, bunlara inanmayan veya din adına yapılan bir sürü kötülükten endişe eden, ailelerinin dinini bırakmak için belirsiz arzular duyan ve bunu yapabilmeyi dileyen ama terketmenin gerçek bir seçenek olduğunu farkedemeyen birçok kişi olduğundan şüpheleniyorum....

    (....) eğer bu kitap amaçladığım şekilde çalışırsa, kitabı eline alıp kapağını açan dindar okuyucular, okuyup ellerinden bıraktıklarında birer ateist olacaklar. ne cüretkar bir iyimserlik! elbette ki tutucu dindar zihinler kanıtlara karşı bağışıktırlar, dayanma güçleri olgunlaşması asırlar sürmüş olan (gerek evrimle, gerek planlı olan) çocukluk çağı beyin yıkama yöntemleri üzerine kuruludur. en etkişi bağışıklık kazanma yolları arasındai bunun gibi kesinlikle şeytan işi olan kitaplaron kapağını bile açmaktan kaçınmanın dehşetli uyarısı vardır." richard dawkins, tanrı yanılgısı

    ne denmiş:

    "umarım inançlarını sorgulayabilecek kadar güvenli ve akıllı kişiler bu kitabı okuyabilecek kadar büyük ve sağlam olurlar. kahramanca ve hayatı değiştirecek bir yapıt"-derren brown

    yazar, bölüm 4'e thomas jefferson'dan alıntı yaparak girmiş: "farklı dinsel cemaatlerin din adamları, tıpkı cadıların gün ışığından korktukları gibi bilimin ilerlemesinden korkar ve benimsedikleri aldatmacaların yok oluşunu müjdeleyen kaçınılmaz sona nefretle kaş çatarlar."

    nedeni soruda gizli sanki..
    (bambirella, 25.11.2007 03:33 ~ 14.01.2008 00:39)
  4. daha kitabın hemen başında dünyada insanlar arasında kategorik ayrımlara bağlı olarak ortaya çıkan tüm çatışmaları, çelişkileri dine bağlamasından ötürü insanı ve dolayısıyla toplumsal yaşamı anlamaktan ne kadar uzaklarda olduğunu, götünden uydurduğu varsayımlardan yola çıktığını ve bir deve kuşu gibi onlara umarsızca bel bağladığını ortaya koyan, nedense birilerince din dışı bir akımın uzantısı olmasına karşın dini benzeri halelerle (havari misali) halelenen yazarın kitabı. zira dinler olmasa idi insanların çatışmalarını, çelişkilerini, savaşkan ruhlarını herhangi bir ideolojiye bağlayabilecekleri gerçeğini göz ardı etmektedir. nitekim soğuk savaş'ta her ne kadar blokların ele başıları doğrudan bir çatışma ortamına sürüklenecek bariz bir tırmanışa geçmemişlerse bile bloklara müdahil irili ufaklı devletler savaşın içine sürüklenmekten kurtulamamışlardır. bu tarz savaşların iki seküler dünya görüşünden, deyim yerindeyse tanrısız ideolojilerden kaynaklandığını böylelikle göz ardı etmiş olmaktadır dawkins. nitekim iki dünya savaşına da herhalde dinler yol açmamıştır. insanın doymak bilmez hırsının en asli saik olarak neden olduğu bu iki dünya savaşında milyonlarca insanın öldüğünü herkes biliyor zaten. yazar beyefendinin insanların en tehlikesiz, en masum, savaşkan bakış açısından ari dinlerin dahi bir savaş, çatışma enstrumanı olarak kullanılacağını bilerek veya bilmeyerek göz ardı etmesi enteresan. sosyoloji bilmiyor, tarih bilmiyor, psikolojidense iyiden iyiye bihaber böyle bir elemanın bu kitabı taşak geçmek, kafa yapmak için birebir. tavsiye ederim. okuyun gülün, yere göğe sığdırılmayan bir bilim adamının içler acısı halini görmek için. ne var ki kitabın başı bile yazarın olmayan çapını yeterince ele verdiği için daha fazla okumanın yersizliğini çabucak farkettim. zamanınız varsa siz bitirebilirsiniz belki. ümitliyim.
    (lord of the words, 26.12.2007 22:55)
  5. türkçe baskısı da bu yakınlarda çıkmış olan din felsefesi kitabı. kitabı okumadım, ama yazarın dinlerin sebep olduğu kargaşadan bahsederken kullandığı (burada aktarılan) argümanlar bana grup bencilliği olgusunu hatırlatıyor. grup bencilliği dinlerle ortaya çıkmaz, grup bencilliği dinler olsa da olmasa da ortaya çıkar, çünkü yapanlara fayda sağlar, dışarıdakilere zarar verir. kendi grubunuzun içindeki bütün bireyler olarak birbirinizi tuttuğunuzu düşünün, dışarıdakiler aleyhine. bu sizin yararınıza olmaz mıydı? mülkiyeliler, galatasaray liseliler niye tutuyor birbirini, dindar oldukları için değil, aralarında dinden kalıntı bir bağ olduğu için de değil, dinden ilham alınmış bir bağ olduğu için de değil, sadece kendilerine faydalı olduğu için ve o faydayı hemen görebildiklerinden. aynı şey milliyetçilik konusunda da geçerli oldu dünya tarihinde. dinler savaşların ve gruplaşmaların sebebi değil, onlar bir kez oluştuktan sonra sebebi soylulaştırmak üzere kullanılan kamuflajlardır çoğu zaman. safi dini saiklerle yapılmış savaşların sayısı herhalde çok azdır, ama laik ülkeler arasında pekala dinsel hiç bir sebebi olmayan, sadece ve sadece toprak kazanmaya dayalı savaşlar olabilir ve olmaktadır. bunların da hiç birinin temelinde din yoktur, o grupların kendilerini ayrı hissetmelerinin temelinde de din yoktur, zaten çoğu zaman da savaşanlar aynı dindendir. almanya fransayı ve avrupanın yarısını işgal ettiğinde onlardan farklı bir dinde değildi, müttefiki italya ile farklı mezheptendi, diğer müttefiki japonya ile tamamen farklı dindendi. onun üzerine bomba yağdırıp savaşı bitiren amerika ileyse dindaş, hatta mezhepdaşdı. şimdi ne alaka diyor insan bu durumda.
    öte yandan madem tanrı diye bir şey yok ve dinleri insan uydurdu, o halde neden savaş dinlerin suçu oluyor da insanların suçu olmuyor. dini insan yaratıyorsa bunu bir aidiyet oluşturmak için ve seküler, ideolojik amaçlarla yaratıyordur, o zaman sonra sanki din otonom, insanları gruplara ayırıp savaştıran bir dünya üstü ruhmuş gibi yorumlamak da mümkün olmamalı. ben tam anlamadım bu işi, ya da anlatanlar aktarmıyorlar tam, ya da biz sözlükçüler masumuz, dawkins hatalı düşünüyor. tabi okumak lazım, ama nerde vakit.
    (earendill, 27.12.2007 02:02 ~ 02:03)
  6. başlığa yazılanlarda da değinildiği gibi kitap içten inanan insanların düşüncelerini değiştirmeye yönelik değildir ki zaten önsözde dawkins "etrafta şu ya da bu dinin öğretileriyle yetiştirilmiş olan, içinde mutsuz olan, bunlara inanmayan veya din adıyla yapılan birsürü kötülükten endişe eden, ailelerinin dinini bırakmak için belirsiz arzular duyan ve bunu yapabilmeyi dileyen ama terketmenin gerçek bir seçenek olduğunu farkedemeyen birçok kişi olduğundan şüpheleniyorum (aslında olduğundan eminim). eğer siz de onlardan biriyseniz, bu kitap sizin için. bilinci artırmayı amaçlar, bir ateist olmanın gerçekçi, cesur ve görkemli bir istek olduğu konusunda bilinci artırmayı." yazmıştır.

    kitabı okumadan kitap hakkında yorumda bulunmak ve bunu yaparken "götünden uydurduğu varsayımlardan yola çıktığını ve bir deve kuşu gibi onlara umarsızca bel bağladığını ortaya koyan" gibi bir cümle kurmak gerçekten ilginç. kitaptan alıntı yapmak yine faydalı olacak bu noktada;

    " independent (londra) gazetesinin 6 ağustos 2005 sayısının ilk sayfa manşeti şöyleydi, "mekkenin yıkımı":

    ""islam ın beşiği tarihi şehir mekke dindar fanatiklerce sürdürülen eşi benzeri görülmemiş bir saldırıyla tarihe gömülmek üzere. kutsal şehrin tüm zengin ve çok katmanlı tarihi yitirildi. islam ı katı bir tutumla yorumlayan ve buna göre kendi miraslarını ortadan silmeye mecbur kalan suudi din otoritelerinin sorumsuzluğu yüzünden şu anda peygamber muhammed in doğum yeri üzerinde buldozerler faliyet gösteriyor. yıkımın arkasındaki neden, vahabilerin fanatik korkusu, tarihi yerlerde ve dinsel ilgi alanlarında, çoktanrıcılığa ya da putperestliğe ve birçok potansiyel olarak eşit tanrıya tapınmaya başlanmasıdır. suudi arabistan da putperestlik uygulamasına karşı boyun vurma cezası prensipte sürmektedir.""

    dünya üzerinde mekkeyi yıkmak isteyecek bir ateist olduğuna inanmıyorum..." diyerek devam ediyor. bu noktada yine önsöze dönüp başlık altında yapılmış olan çarpıtmaları düzeltmeye çalışmak iyi olacak.

    "2006 yılının ocak ayında bir ingiliz televizyon kanalında (kanal dört) bütün kötülüklerin kaynağı mı? adında iki bölümlük bir belgesel sundum. başlangıçta belgeselin adından pek hoşlanmamıştım. hiçbir şey tek başına bütün her şeyin kaynağı olamayacağı için din tüm kötülüklerin kaynağı değildir. fakat kanal dört ün ulusal gazetelerin sayfalarına verdiği reklamdan çok hoşlandım. reklamda manhattan ın silüeti üzerinde "dinin olmadığı bir dünya hayal edin" başlığı atılmıştı. peki bağlantı neydi? dünya ticaret merkezinin ikiz kuleleri çarpıcı bir biçimde yerli yerinde duruyordu.

    john lennon ile birlikte dinin olmadığı bir dünya hayal edin. intihar bombacılarının, 9/11 in, 7/7 nin*, haçlı seferlerinin, cadı avlarının, barut komplosunun**, hintliler ile pakistanlıların ayrılmalarının, israil filistin savaşlarının, sırp hırvat müslüman katliamlarının, isa katilleri yakıştırmasıyla yahudilere yapılan eziyetin, kuzey irlanda sorunlarının, namus cinayetlerinin, saf insanların paralarını ellerinden alarak onları soyup soğana çeviren parlak takım elbiseli, kabarık saçlı, televanjelistlerin*** olmadığı hayal edin........ antik heykelleri yıkıp yok eden taliba nın olmadığı,kafirlerin halk içinde kafalarının kesilmediği, kadınların vücutlarının birkaç santimetresini gösterdikleri için kırbaçlanmadığı bir dünya hayal edin"

    tanıdık gelmiş olabilir çoğunu daha önceki yazılarımda aynı mantıkla hareket ederek yazmıştım. dawkins tüm kötülüklerin tek kaynağı olarak dini göstermiyor. tek yaptığı dinin kötülük yapmak için çok elverişli bir araç olduğunu anlatmaya çalışmak.

    peki tanrı yoksa neden iyi olmak zorundayız? duyduğum en aptalca sorulardan biridir. doğanın içinde iyi kötü gibi kavramlar bulunmadığını, bu kavramları kendi normlarımız içinde oluşturduğumuz söyler dururuz. bende aynı yanılgıya düşmüştüm daha önce. ama şimdi anlıyorum ki doğada iyi ve kötü insanoğlu sayesinde var. sokakta gördüğünüz düşmüş bir insana duyduğunuz acıma duygusu en az varoluşumuz kadar gerçek. ve sadece bunu bilmenin sorumluluğu bile kendimizi iyi olmaya zorlamak için kesinlikle yeterli. iyi bir insan olabilmek için ne saçma sapan inançlara ihtiyacım var ne de beni 24 saat boyunca dikizleyen bir tanrıya. son bir alıntıyla bitirmeyi uygun görüyorum; "insanlar dinsel inanç yoluyla yaptıkları kötülükleri başka bir yolla asla bu kadar eksiksiz ve neşeyle yapmazlar."

    *2005 yılında yapılan londra metro saldırısı.
    **katoliklerin ingiliz kralına karşı düzenledikleri başarısızlığa uğrayan suikast.
    ***televizyon aracılığıyla propaganda yapan misyonerler.
    (ahmak ı hayal, 06.01.2008 15:46 ~ 09.01.2008 19:28)
  7. "the god delusion" bir kampanya, sadece bir kitap değil. dawkins'in root of all evil adlı bir belgesel çekerek, konferanslara ve televizyon programlarına katılarak, röportajlar vererek, tişörtler bastırarak yürüttüğü dev bir farkındalık kampanyasının parçası o kitap.

    ilginçtir, buraya uzun uzun fikirlerini yazan (ve sonra silen) çoğu kişinin aksine ben kitabı okudum. belgeseli seyrettim, konferansları dinledim, röportajlara baktım ve şu sonuca vardım: tüm "tanrı yanılgısı" projesinin nihayetinde başarmak istediği iki şey var.

    ilki, çocukların din ile damgalanmasını önlemek. altı yaşında bir çocuğun komünist, freudyen veya darwinci olarak tanımlanması ne kadar garipse katolik veya müslüman olarak tanımlanması da o kadar gariptir; bir çocuk bunlarla ilgilenmez, ilgilenemez, ilgilenmemelidir de. dawkins'in yaratmak istediği farkındalıkların en önemlisi bu, kitapta birden samimileşerek bizzat okura "sizden ricam, 'hıristiyan çocuk', 'müslüman çocuk' gibi sözler duyunca irkilin ve bunun ne kadar yanlış olduğunu anlatın" demesi de bunun iyice anlaşılmasına verdiği öneme işaret ediyor.

    sanıyorum ki dawkins'in aklında şu da var: kendi başına bile son derece akla yatkın olsa da bu farkındalığın yaratılması ve uygulamaya geçilmesi, "insanlık dinden kurtulmalıdır" fikrinin uygulanması için de tek yolu teşkil ediyor çünkü yetişkin zihinler için çoğu masal seviyesinde kalan din memlerinin etkili olmasının tek yolu çocuk beyinlerine yerleşip o beyinleri şekillendirme önceliğine sahip olmak. bence dawkins, çocuklarla ilgili bütün hümanist tavrının yanında, "çocukları dindar yapmazsak, zamanla dindar sayısı azalacaktır" diye de düşünüyor ve uzun vadeli bir süreci başlatmaya çalışıyor. pek ümitli değilim ama diyelim ki bu farkındalık oluştu, yasalarla da desteklendi, dini okullar kapatıldı falan; insanların evde çocuklarına ne öğrettiğinin denetlenebileceğini sanmıyorum.

    kampanyanın ikinci büyük hedefi de sadece ve sadece dinlerin sahip olduğu dokunulmazlık zırhı. bu zırh sayesindedir ki günümüzde her türlü ciddi fikir eleştirilirken dini masallar hala saygı görebiliyor. sebep? günah. kutsal. inanç. mencken'in de dediği gibi; birinin kendi dininin doğru olduğu düşüncesine duyduğumuz saygının, o kişinin kendi karısının dünyanın en güzel kadını olduğu düşüncesine duyduğumuz saygıdan farklı olması için herhangi bir sebep göremiyorum. dawkins diyor ki bir şeyi eleştiremiyor, sorgulayamıyorsanız o şey her türlü amaç için kullanılabilir ve sesinizi çıkaramazsınız. bir binaya uçak sokarak kendini ve birsürü masum insanı öldürmek gibi akıldışı eylemler ancak din gibi akıldışı yapılarla desteklenebilir. burada "akıldışı" derken insan aklının özgür değerlendirmesine ve eleştirisine kapalı olmasından bahsediyorum. "sus, günah" dendikçe, "bizim aklımız ona ermez" dendikçe, "şöyle şöyle yaparsan ölünce herşey süper olacak" dendikçe, "bu dünya ne ki, sen öbür dünyayı gör asıl" dendikçe "bu dünya"da akıldışı eylemler görmeye de alışık olmalıyız diyor dawkins.

    ben şahsen ne kampanyanın hedefleri konusunda ne de insanlığın genel durumu hakkında iyimser değilim, dünyanın daha iyi bir yer olması için çalışmakla da ilgilenmiyorum. yine de yazdıklarımın özeti olarak, kitabı okumadan asıp kesmeye devam edecekler için faydalı anahtar bilgileri veriyorum, dawkins'e ait olduğu iddia edilen "bütün savaşlar din yüzünden olmuştur" fikrinin ne kadarının dawkins'e ait olduğunu görebilesiniz diye:

    1- altı yaşında bir çocuğun komünist, freudyen veya darwinci olarak tanımlanması ne kadar garipse katolik veya müslüman olarak tanımlanması da o kadar gariptir, bunu yapmayalım. [savaşacak toplulukların etiketlenmesi]
    2- dini inançlar da diğer inançlar, felsefi sistemler, bilimsel tavırlar, siyasi fikirler, sanatsal zevkler kadar tartışmaya, eleştiriye, sorgulamaya (ve bence mizaha) açık olmalıdır. [savaşacak, intihar eylemi yapacak kişilerin motive edilmesi]

    (bkz: http://www.yoism.org/...)
    (ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi, 09.01.2008 18:52 ~ 06.03.2008 18:22)
  8. nasıl ki dünya üzerinde insanlar dinlerini ve inandıkları tanrı imgesini tebliğ etme misyonu üstlenmiş iseler, birilerinin de insanlığı dinsizleştirip, kendi algısı doğrultusunda daha çekilir bir dünya yaratma istekleri saklıdır. ister bu kişiler tanrıya inanmasın, isterse de tanrıya inanıp dayattığı kuralların dünyayı kaosa sürüklediği kanısında olsun, bu konuda söz söyleme hakkına en az inananlar kadar sahipler. söz konusu kitabın/kampanyanın da bu düşüncenin bir tezahürü olduğu kanısındayım.

    ancak bu düşüncelerin dillendirilmesinden daha ziyade benim için sıkıntı doğuran sebep, ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi 'nin yukarıda zikrederek vurgulamaya çalıştığı ve yazara ait olan düşünceler. anladığım kadarıyla gerek dawkins gerekse ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi din olgusuna demogojiye müdahil bir bakış açısıyla yaklaşarak birşeyler anlatma gayreti içerisinde bulunuyor. çarpıcı yorumlara yer vermesi de bunu açıkça gözler önüne sermekte.

    ''bir binaya uçak sokarak kendini ve birsürü masum insanı öldürmek gibi akıldışı eylemler ancak din gibi akıldışı yapılarla desteklenebilir.''

    yukarıdaki eylemi yapan adamla, islamdan hazetmeyen birçoklarının bile ruhani heveslerden dolayı saygıda kusur etmediği mevlana kağıt üzerinde aynı dine mensup gözüküyor. sonuçta herkesin dinden/tanrı kavramından çıkardığı anlamlar aynı değil. mevlana tabi ki sadece bir örnek. eminim ki dünya üzerinde tanrıya ve dine inanıp da arıza çıkarmayan birçok insan daha vardır. sonuçta dünyayı yaşanır kılanların hepsinin ateist olduğunu iddia etmek pek de akılcı bir tavır olarak gözükmüyor.


    "insanlık dinden kurtulmalıdır" fikrinin uygulanması için de tek yolu teşkil ediyor çünkü yetişkin zihinler için çoğu masal seviyesinde kalan din memlerinin etkili olmasının tek yolu çocuk beyinlerine yerleşip o beyinleri şekillendirme önceliğine sahip olmak.''

    bu mevzu dallanıp budaklanmaya bir hayli müsait. daha insanlığın dinden kurtarılması veya insanlığın ancak mutlak bir dindarlıkla kurtulacağı düşüncesinin nihai bir sonuca varamaması, varabileceğinin dahi mümkün görünmemesi, yukaridaki söylemin ancak ve ancak kişisel bakış düzleminde kalmasına sebebiyet verecektir. ki konu daha uçlara tanrı'nın varlığı/yokluğu arasındaki çekişmelere kadar uzanacak bir hikayeye zemin hazırlamakta. şöyle ki; insanlığı dinsizleştirmek ancak tanrı'nın yokluğunda bir anlam ihtiva edecektir ki doğal olarak tanrının olmadığı bir kainatta o'na ithaf edilmiş herhangi bir kanunun belirleyici olması ne denli mantıkla bağdaşır. ancak tanrının olması durumunda insanın ne kadar doğru tespitte bulunacağı sorusu akla gelir ki, bence o anda bu sorunun kafaları kurcalaması pek yadırganmamalı. sonuçta ortada kesin bir kanıt ve genel-geçer bir yargı bulunmadığından kimsenin kendi hikayesiyle hayatını idame ettirme çabası yadırganmamalı. ebeveynlerin de çocuklarını mutlak doğru olarak düşündükleri inançlarla büyütmelerini de pek fazla yadırgayamıyorum. sonuçta çocukluktan çıkıp da belirli bir idrak düzeyine geldiklerinde kendi düşüncelerini/inançlarını yaşama yolunu seçebilirler.

    ''bence dawkins, çocuklarla ilgili bütün hümanist tavrının yanında, "çocukları dindar yapmazsak, zamanla dindar sayısı azalacaktır" diye düşünüyor ve uzun vadeli bir süreci başlatmaya çalışıyor.''


    evet, birileri çocuklarının bilimle uğraşmasına engel olsaydı emin olun ki hiroşima'ya atom bombası atılamayacaktı. o çocuklar koca koca bacalara sahip fabrikalar kurup ekolojinin de canına okuyamacaklardı. msn olmayacak, millet sevgilisini aldatamayacaktı belki. ne yaşanır bir dünya olurdu o zaman. öteki yandan şu anda istanbul'da oturan benim ''amsterdam diye bir diyar varmış bir gidip göreyim'' demem için hayatımın büyük bölümünü bu yolculuğa (yürüyerek ya da atla, deveyle) armağan etmem gerekecekti. veremden hala insanların ölmesini de pek yadırgayamacaktık o zaman.


    din de böyle bir durum işte. ''ekmek bıçağı'' gibi düşünürüm ben. ki bilimde böyledir. ister adam doğrarsınız, ister ekmek... sonuçta bu bıçağın mahareti ya da suçu değildir. insanın olduğu yerde her zaman iki seçenek vardır. iyi ya da kötü. insandan kötüyü uzaklaştırmadıkça, istediğiniz kadar tanrının dinlerini eleştirip, insanları dinsiz yapmaya çalışın onlar tanrı adına olmasa da adam doğramak için başka sebepler bulacaklardır. kadın, para, petrol, vs. sebep mi yok insanı insanlıktan çıkaracak.


    şahsi kanaatimce asıl amaç; insanlığı dinsizleştirmeye çalışmaktansa insanlığı tekrardan(belki de ilk defa) insanlık yörüngesine çekmeye çalışmak olmalı. herhangi bir ateist, darwinist inanmadığı değerler sebebiyle(yardımıyla) dünyaya ve insanlara koskocaman bir tebessümle bakabiliyorsa, bunu gerçek bir müslüman, hristiyan, brahmanist ya da şintoistten beklemek de pek mantıksız durmuyor açıkçası. ha asgari insanlık düzeyinin asla ve asla dindarlık ile olamayacağını savunanlara da çok birşey diyemeyeceğim. onlara tanrısız galaksilerinde mutluluk dilemekten başka çarem yok. umarım herhangi bir dindarın zulmüne denk gelmeden bu hayat hikayelerine nokta koyarlar. azot olurlar, atmosfere karışırlar.
    (ede, 10.01.2008 01:11 ~ 02:21)
  9. "ahlaki açıdan şahane bir insan olabilmemiz için dinlere gereksinim var mıdır?" sorusu da irdelenmişti bu kitapta. sizin baskıda çıkmadı herhalde o sayfalar. neyse.

    bilimsel ilerlemelerin yarattığı bir takım problemler beni de hüzne sevketmiyor değil. yatmadan evvel sessizce ağlıyorum bazı bazı. ama yapılabilecek bir şey yok. birikimsel ilerleyen bir meret bu. hangi araştırmanın gelecekte "hayırlı bir iş için" kullanılabileceğini, hangi teorinin kitle imha silahı yapımı için temel oluşturabileceğini bilemiyoruz. bu nedenle bilimsel keşifler yüzünden doğacak olası sorunları engellemenin tek bir yolu var; o da bilimi hepten tedavülden kaldırmak. çoğumuzun hayalini kurduğu "sıfır teknoloji içeren köylerde yaşamaca" iyidir, hoştur fakat umarım bilimsel çalışmaların tamamiyle yürürlükten kaldırılmasının mantıklı bir seçenek olmadığında hemfikirizdir. hemfikiriz di mi? ok, ağlamanın yeri yok o halde.

    şimdi "din de böyledir işte hacım" iddiasına gelelim. bu iddianın arkasında, "ahlaki değerlerin tamamiyle dinlerden kaynaklandığına" dair anlamsız bir düşünce balonu yatıyor aslında. cinayet işlemek, yalan söylemek, hırsızlık yapmak gibi davranışların "yanlış" olduğuna hükmetmemiz için; en yenisi 1400 yıl evvel kaleme alınmış fantastik kitaplara mı danışmamız gerekiyor? dinlerde yer alan "ahlaki değerleri", dinler olmadan hayata geçiremez miyiz? bence olur gibime geliyor.

    şöyle anlatayım, uzun olmasın. bilimin de dinin de artı ve eksi kutupları mevcut hakkaten. ancak bilimin artılarını elde etmek istiyorsan bilimsel araştırma yapacaksın arkadaş. başka yolu yok bunun. dinlerdeki "çiçekler böcekler, barışçıl bir dünya" kısmı için ise dinlere ihtiyacın yok. dolayısıyla dinlerin ortaya çıkardığı sorunlara katlanmamız için bir sebep de mevcut değil. grafik üzerinde mi anlatsaydım acaba lan, karışık oldu böyle.
    (ver ordan tek kart, 10.01.2008 03:33 ~ 03:36)
  10. inatla yanlış yorumlanan, söylemediği şeyler söyletilen kitaptır. çok basit iki temel derdi var kitabın ve o dertlerin şu seviyeye çekilmesi "demagoji"nin tanımını veriyor bana:

    - inananlar kötü şeyler yapıyor.
    - ama inananlar iyi şeyler de yapıyor. mevlana falan.

    - din kötü şeylere neden oluyor.
    - ama bilim de kötü şeylere neden oluyor. atom bombası falan.

    ne dawkins'in fikirleri bu kadar basit, ne de karşılıkları bu kadar basit olmalı. hatırlayalım:

    dert 1- altı yaşında bir çocuğun komünist, freudyen veya darwinci olarak tanımlanması ne kadar garipse katolik veya müslüman olarak tanımlanması da o kadar gariptir, bunu yapmayalım.

    şimdi bunu "o zaman çocuklara bilim de öğretmeyelim atom bombası yapıyorlar" diye cevaplamak, "çocukların bilimle uğraşmasından" bahsetmek işin özünü kavramaktan ne kadar uzak olunduğunun göstergesidir. çocuklar bilimle veya dinle uğraşmazlar; çocuklar birbirleriyle, böceklerle, sümükleriyle uğraşırlar, böyle bir kitleden bahsediyoruz, ergenlerden değil. kitapta dile getirilen, küçük çocukların beyinlerinin, akıllarının ermediği, seviyelerinin üzerinde konularla doldurulması ve çocukların kendileri için karar verecek yaşa gelmeden sıfatlandırılması sorunudur. bu düşünce ışığında dawkins, altı yaşında bir çocuğa görelilik kuramı öğretilmesine veya darwinci olarak sıfatlandırılmasına da karşı çıkacaktır. kimsenin böyle bir şey yaptığını da sanmıyorum. atom bombasının icadının altı yaşında parçacık fiziği öğrenen biri tarafından yapıldığını da sanmıyorum. çocuklar, yeterli seviyeye geldiklerinde dini de bilimi de öğrenmeye ve bilinçli tercihler yapmaya başlayabilirler (bu konuda belli bir yaş zikredilmemiş, ama şu an düşündüm de 16 civarı iyi geldi, öyle esti, bilimsel bir dayanağım yok). kaldı ki din öğrenmek ve bilim öğrenmek birbirlerinin almaşığı olabilecek şeyler değildir. bilim bir bilgilenme yöntemidir; din ise bütün bir varlık, bilgi ve ahlak felsefesini içerir. din çocuğa ne yapması gerektiğini söyler, yasaklar koyar. bilimin böyle bir özelliği yoktur. bir çocuğa cehennem'den bahsederseniz o çocuğun bütün dünyası alt üst olur ve ömrü boyunca bu korkuyla yaşar. çocuğa din öğretmek ve bilim öğretmek arasındaki fark, bu şekilde anlaşılabilir. zaten dawkins'in asıl derdi çocukların sıfatlandırılması: altı yaşında bir çocuğa "darwinci" gibi bilimle ilgili herhangi bir sıfat verildiğini hiç sanmıyorum, oysa bu çocuklara "müslüman", "hıristiyan" denmesi bize normal geliyor. dawkins "gelmemeli" diyor.

    dert 2- dini inançlar da diğer inançlar, felsefi sistemler, bilimsel tavırlar, siyasi fikirler, sanatsal zevkler kadar tartışmaya, eleştiriye, sorgulamaya açık olmalıdır. bir binaya uçak sokarak kendini ve birsürü masum insanı öldürmek gibi akıldışı eylemler ancak din gibi akıldışı yapılarla desteklenebilir.

    bu da "ateisler de kötü şeyler yapıyorlar ki. iyi şeyler yapan inananlar da var." diye cevaplanmış, insanın içindeki iyi ve kötünün her yerde ortaya çıkacağından dem vurulmuş, yine mesele bulandırılmış, asıl fikir buharlaşmış. orada salakça bir "inananlar kötü şeyler yapar" iddiasından fazlası var. dinlerin dogmatik yapısının, özgür düşünmeye bir yere kadar izin vermesinin akıldışı eylemler için iyi bir kaynak olabildiği söyleniyor orada. elbette dinler terörün asıl kaynağı değildir. terör eylemleri dinler "yüzünden" olmaz, ama birçoğu dinler "sayesinde" olur. bir insanı bir uçakla bir gökdelene dalmanın iyi bir şey olduğuna ikna etmenin en kolay yolu, o insanı şehit olacağına ve cennet'le ödüllendirileceğine inandırmaktır. kadın, para, petrol veya bilim gibi şeylerle bunu sağlayamazsınız. düşünmemiz bu dünyadan kopup öbür dünyaya yöneldikçe, bu dünyada akıldışı şeyler yapma olasılığımız artar. bir şeylere akıldan ve sorgudan muaf olma ayrıcalığı verirseniz doğuracağı akıldışı sonuçlara da hazır olmalısınız. basit bir "iyi veya kötü şeylere sebep olabilen şey" durumundan başka bir şey bahsettiğimiz. bilimadamları veya ateistler kötü şeyler yapabilirler, ama "bilim adına" veya "ateizm adına" yapılmış kanlı bir eylem olduğunu sanmıyorum, altında başka sebepler olsa da "din adına" yapılan eylemlerin sıklığı bize dinde garip bir şeyler olduğunu, en azından bu tür eylemler için çok verimli bir araç olduğunu göstermeli.

    buraya kadar benim de katıldığım fikirlerden (tekrar) bahsettim. dünyanın din olmadan daha iyi bir yer olacağı fikri ise bana değil dawkins'e aittir. ben herhangi bir şekilde dünyanın daha iyi bir yer olabileceğine inanmıyorum, böyle bir şey mümkünse bile bunun dinden kurtularak olacağına inanmıyorum, bu uğurda bir şeyler yapmak gibi bir niyetim de yok. böyle bir niyeti olanlara ise ede'nin "şahsi kanaatimce asıl amaç; insanlığı dinsizleştirmeye çalışmaktansa insanlığı tekrardan (belki de ilk defa) insanlık yörüngesine çekmeye çalışmak olmalı." sözlerini hatırlatıyorum.

    edit: anlaşılmamış olduklarını gördüğüm noktaların anlaşılması için bazı eklemeler yaptım.
    (ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi, 10.01.2008 11:48 ~ 06.03.2008 18:44)
  11. anlaşıldı ki birbirini anlamamakta ısrarcı olan yazarların nokta koymaktan imtina edip, olayı farklı mecralara taşıma gayretine tanıklık edecek bir polemikle haşır neşiriz. kimse birbirini anlama gayreti göstermeyecekse bile ben sınırlı sayıda beyin kıvrımımın canhıraş bir çabayla mevzuya açıklık getirmesi için tanrıya niyazda bulunacağım.


    ''kitapta dile getirilen, küçük çocuklarının beyinlerinin, akıllarının ermediği, seviyelerinin üzerinde konularla doldurulması sorunudur. bu düşünce ışığında dawkins, altı yaşında bir çocuğa görelilik kuramı öğretilmesine de karşı çıkacaktır''

    ''atom bombasının icadının altı yaşında parçacık fiziği öğrenen biri tarafından yapıldığını da sanmıyorum. çocuklar, yeterli seviyeye geldiklerinde dini de bilimi de öğrenmeye başlayabilirler.''


    yukarıdaki yorumların sahibi olanördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi'nin demogojik tavrının sürmesi açıkçası beklemediğim bir durumdu. hazırlıksız yakalandığımı belirtmek isterim. kimsenin 6 yaşında parçacık fiziğiyle ilgilenmesini bekleyemeyeceğimiz gibi, kimseden 6 yaşında el-ezher üniversitesi fıkıh alimi olmasını da beklemiyoruz zaten. 6 yaşındaki bir kınalı yapıncağa nasıl ki en azından yer çekimini basit bir biçimde(herhangi bir nesneyi yukarıdan serbest bırakarak) anlatma şansımız var ise, inandığımız dinlerdeki tanrı imgesini de ''evlat annen-baban olarak seni ve bizleri yaratan bir kudretin olduğu kanısındayız'' söylemi ile anlatabiliriz. gidip de bakara suresinin 186. ayetinin tefsirini ezberlemesini dayatırsak şayet ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi'nin bu konuyla ilgili yorumuna katılmak mümkün olacaktır. aksi takdirde aşikar olan bir gerçek var ki; söylemlerim bir hayli çarpıtılmıştır.



    ''- inananlar kötü şeyler yapıyor.
    - ama inananlar iyi şeyler de yapıyor. mevlana falan.

    - din kötü şeylere neden oluyor.
    - ama bilim de kötü şeylere neden oluyor. atom bombası falan.

    ne dawkins'in fikirleri bu kadar basit, ne de karşılıkları bu kadar basit olmalı.''


    kimse kusura bakmasın ama kıçına bomba bağlayıp da bunu masum insanların içinde patlatan herifin islamiyet ile ne denli bir bütünlük arzettiği/edemediği bile kavranamadan/kavranma çalışılmadan, bu herifin yaptığı yanlış islamiyetin öngörüsü olarak nitelendiriliyorsa emin olunsun ki dawkins'in fikirleri bu kadar basit! kimse kusura bakmasın ama kimse herşeyin doğrusunu ne düşünüyor ne de yazıyor. onun bir yazar, veya birileri tarafından aydın addedilmesi bu gerçeği göz ardı etmemizi gerektirmiyor. belli ki ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi bu konularda birşeyler karalayanlara derin bir muhabbet duyarak, yazılanları harfiyen hayatının merkezine koyup onları yaşamayı uygun bulmakta. herkes kendi hayatı tabi ki. burada bir beis yok.


    bilimden kaynaklanan atom bombası örneği ile insanın ''iyi ve kötü'' arasındaki seçim yetisi birlikte ve bununla beraber insanın din için adam kesmek ve ''iyi ve kötü'' arasındaki seçim yetisi birlikte ele alınacak olursa eminim ki birçok arkadaş bu örnekleme ile ne anlatmaya çalıştığımın farkıdalığını yaşayacaktır. bu sözlerimden bilim kakadır, öcüdür anlamı çıkaranlara da selam ediyorum. ayrıca belirtmekte fayda var ki; ateislik ne kadar dogma'dan uzaklaşabilmiş ki, dinin/inancın dogma olması eleştiriliyor. bu ayrı bir tartışma konusu ancak şayet ortada bir hayalperestlik var ise bu iki görüş içinde geçerlilik arzetmektedir.


    ve son olarak tekrarlamakta fayda görüyorum ki; birileri din adına kimi öldürüyorsa öldürsün, işlenebilecek maksimum düzeyde cürümü işlerse işlesin bu, dine müdahil olan bir durumun aksine tamamen o'nun yasakladığı bir durumdur. peki gerçek din öğretisi ile alakası olmadığı aşikar olan bir durumun gerizekalı uygulayıcıları tarafından alet olduğu eylemler neden bu öğretinin bir gereğiymiş gibi lanse edilmeye çalışılıyor. o zaman insan ister istemez eleştiride bir art niyet arıyor. şimdi çıkıp iki tane ayet ile bunu örneklendirmeye çalışsam derdimi kimseye anlatamayacağımı bildiğimden, dünya kelamı ile birşeyler karalamayı uygun buldum.


    edit: son olarak kimin dünyanın gidişatı hakkında ne düşündüğüyle ne de akıbeti hakkında birşeyler yapma çabası içinde bulunup bulunmamasıyla ilgilenmiyorum. tek ilgilendiğim şey ise; o çok eleştirilen dinimin insanlık ve gidişat için iyi birşeyler yapmayı öngörmesidir. bu yüzden elimden geldiğince çabaladığımı düşünüyorum. ve söz veriyorum ki; bundan yıllar sonra dahi herhangi bir gazetenin ''götünde bomba patlatan intihar komandosu'' manşetinde benim ismime ve sol üst köşede vesikalık fotorağrafıma rastlamayacaksınız. kim içinde ve dışında ne patlatırsa kendine olsun.
    (ede, 10.01.2008 14:47 ~ 15:09)
  12. hilmi yavuz'un kitap hakkındaki dolaylı yorumu için;

    http://www.zaman.com.tr/...
    (malpolitikası, 10.01.2008 15:25)
  13. kitabı okumadan kitap hakkında yorum yapanlar kervanına - yakında oldukça kalabalık bir kervan olacak sanırım - bay hilmi yavuz da katılmış, gazamız mübarek olsun!


    "prof. dawkins'in kitabını henüz okumadım. dolayısıyla, burada, onun 'hürriyet eki'nde yayımlanan bu söyleşisini konu edineceğim.

    ezgi başaran soruyor: 'neye göre bir tanrı yoktur, diyorsunuz? olmadığını nereden biliyorsunuz?' ateistimiz prof. dawkins'in cevabı şöyle: var olduğunu kanıtlayamadığınız bir şey yoktur, değil mi? tanrı'nın varlığıyla ilgili hiçbir kanıtımız yok...' ama ateist hoca, bir başka soruyu cevaplarken de kitabında 'tanrı'nın yokluğuyla ilgili çok ilginç argümanlar sun[duğunu]' söylüyor...

    bay dawkins'e sormak gerekiyor: mademki, tanrı'nın yokluğu, o'nun varlığını kanıtlayamamaktan çıkarsanabiliyor, öyleyse niçin yokluğuna ilişkin 'çok ilginç' argümanlar sunma gereğini duydunuz? öyle ya, 'varsa vardır, yoksa yoktur' diye basit bir mantıktan yola çıkarak, tanrı'nın varlığını inkâr etmek mümkünken, niçin yokluğuna ilişkin yeni kanıtlar aramak zahmetine katlandınız? "

    oysa ki eline alıp içindekileri incelese şu bölümleri hemen farkedecekti anlı şanlı zaman gazetesinin anlı şanlı köşekadısı hilmi yavuz,

    "2 the god hypothesis - tanrı kavramını tanımladığı bölüm
    3 arguments for god's existence - tanrının şimdiye kadar bahsedilmiş ispatlarını özetlediği bölüm
    4 why there almost certainly is no god - büyük ihtimalle tanrı olmadığını bilimsel olarak ortaya koyduğu bölüm

    dawkins in tanrının olmadığına dair ilginç argümanlarının sebebi, tanrının şimdiye kadar bahsedilmiş ispatlarıdır oysa ki. ispat derken kelimelerden bahsediyoruz. biliyorsunuz tanrı nın varlığı yalnızca ve yalnızca kelimelerle ispatlanabiliyor(!).

    ama hilmi yavuz a da hoşgörüyle yaklaşmak gerekiyor aslında. yıllardır ateistlerin uğradığı bazı saldırılara - ki şiddet içermekteler - şimdi kendisi maruz kalıyor ama bir kitap yoluyla. kızmakta sonuna kadar haklı. saçmalamakta da sonuna kadar hakli ki yukarıdaki yazıda da bunu yapmış zaten kendisi.
    (ahmak ı hayal, 10.01.2008 19:46 ~ 19:47)
  14. din hakkındaki en komik ayrıntılardan birisi her toplumun kendi dinini en iyi şekilde yorumluyor olduğunu iddia etmesidir. örneğin bugün iran'daki âlimler size ayetlerden çeşit çeşit örnekler sunarak zina eden bir kadını kırbaçlamanın islâm dinindeki yerini anlatır. hâlbuki bir türk âlimi tam aksine ayetlerin kadınların kırbaçlanmaması gerektiği yönünde olduğunu söyler. bir el kaide militanı ise intihar bombacısının cennetteki yeri konusunda şüphe taşımıyordur muhtemelen.

    kimin olduğunu hatırlamadığım bir söz vardı, paylaşayım: "tanrılar ahlâk dışı konuşamazlar." ya da böyle bir şey... tam olarak demek istediği şu: herkesin kendine göre bir ahlâkı vardır. din sadece bunu tekrar eder. ciddi etkisi olmuş hiçbir din bebekleri kesin yiyin demez meselâ. deseydi yapar mıydık? bu ihtimali düşünmek bile saçma, diyemez. bebek kesip yemek hiçbir toplumun ahlâkına sığmıyor çünkü bu devirlerde. sonuçta, dinin ahlâk alanındaki görevi ortaya ilâhî bir ahlâk koymak değildir. yok çünkü böyle bir ahlâk. (varsa kimin ahlâkı sorarım? bizimki mi? iran'dakilerinki mi? el kaide militanlarınınki mi? katoliklerinki mi? "tabii ki bizimki" dediğinizi duyar gibiyim, "diğerleri sadece 'gerizekalı uygulayıcıları'." ama demeye çalıştığım şeyi görmeyi reddetmediğinizi varsayıyorum.) onun yerine her toplumun kendine ait bir ahlâkı ve buna ek olarak bu ahlâkı desteklemekte kullandığı bir dini vardır.

    ahlâkla ilgili komik olan şey de nesnel olmaması. insanlara yardım etmeli mi? ne kadar etmeli? kimlere etmeli? fakirler olabilir mi bir toplumda? idam insanlığa sığar mı? bu konularda fikir birliğine varılması umudumuz, uzaylılarla el sıkışıma umudumuzdan az; en azından benim için böyle. dahası; bu konularda orta yol bulunmasını istemek bile bazıları için kabul edilemez olabilir; adamın ahlâkı taviz verme diyor, ne yapacaksın? ve onları ikna etmek için, ahlâkınıza sığıyorsa darağaçları dışında, tek bir yolumuz bile yok. ben insan öldürmekte direten bir insanı bu işten cayması gerektiğine ikna etmenin kibarca bir yolunu bilmiyorum. ama bir gün bir ahlâkın savunucuları çıkıp da "bizi dinlerseniz sonsuza dek yaşarsınız" derse işler değişebilir...

    ahlâkınızı kendi ağzınızdan değil bir tanrı ağzından söyletirseniz, etki gücü artar. din, insanlara ahlâkı dayatma gücü verir. bu sizin için çocuğunuzu vatana millete hayırlı bir genç yapma gücü de olabilir, bir el kaide militanı için intihar bombacısını motive etme gücü de olabilir. iki durumda da gücü veren dindir. "bu benim dinim değil, bunu yapanlar dinimi temsil etmiyor" çıkışı boşa bir çıkış bu noktada. sorunumuz o dinle ya da bu dinle değil çünkü. sorunumuz din kavramının ahlâk dayatma konusunda insanlara verdiği güçle. siz çocuğunuza iyi bir ahlâk da dayatsanız, elinizde kötü ahlâk dayatanlarla aynı silahı taşıyorsunuz.

    dawkins kitabında bu silaha karşı savaşıyor. bırakalım bu silahı, çocuklara sabit fikirler dayatmadan vatana millete hayırlı gençler yetiştirelim diyor. dinin bir dogma olmasını, sorgulanamamasını bir kenara bıraktım, haydi çocukların iyilik yapması için önlerine ilâhî bir ödül koymayı da tartışmayalım, aynı yöntemle birileri kendi çocuklarına "kötü" bir insan olmayı öğretiyor ve siz "iyi de o kitapta kötü olun demiyor ki" demekten başka bir şey yapamıyorsunuz. hiçbir din bu sorunu yıllardır çözmedi. sorunu çözecek yapıcı tek bir adım onca yüz yıldır atılamadı. dawkins bir çözüm gördü oturdu yazdı. çözümün uygulanabilirliği konusundaki ümitlerimizi tartışmadığımıza göre, basitçe soruyorum: bu bir çözüm müdür? evet. uygularsak ahlâksız insanlar mı oluruz? şimdikinden daha ahlâksız olmayacağımız kesin. öbür tarafta yanar mıyız? bilemiyorum, âlimlere sormak gerek.

    toparlamak adına söylüyorum; uzun uzun tekrarlanan "benim dinime niye bok atıyor? benim dinim iyi olmayı öğütlüyor." lafı şundan fazla anlam içermiyor aslında: "bana niye bok atıyor? ben iyi bir insanım." dinin senin ahlâkın çünkü ve her ahlâk uygulayıcısına iyidir. ama durduk yere başka insanların canına kastettirecek ve bu uğurda canını verdirebilecek ahlâklar ancak din gibi "düşünce silahlarıyla" mümkün. insanlara silahlarını bir kenara bırakmayı önermek de bu yüzden gayet makul görünüyor. ordulara silahlarını bırakmayı önermek kadar da uçuk tabii.
    (ali kamber, 10.01.2008 21:25 ~ 21:50)
  15. dawkins'in propaganda kitabı.

    hepiniz yanlış biliyorsunuz ve ben doğrusunu söyleyeceğim şimdi.

    bir, ede lafı saptırıyor. '[...] kıçına bomba bağlayıp da bunu masum insanların içinde patlatan herifin islamiyet ile ne denli bir bütünlük arzettiği/edemediği bile kavranamadan/kavranma çalışılmadan [...]' demiş. ördeklerin kitap özetinde böylesi doğrudan islamiyete veya ali kamber'in deyişiyle 'sizin islamınıza' dokunan bir yorum yok. ördeklerin dawkins'in ifade ettiğini iddia ettiği düşünce uçak kaçırıp gökdelenlere dalanların bunu din adına yaptığı ve bir insana bu tür bir eylemi yaptırabilecek din dışında pek de fazla motivasyon bulunmadığı. varsa itirazınız buradan yakın.

    iki, 'eğer din öğretilmeyecekse bilim de öğretilmesin.' demek sadece tartışmayı saptırmaktır. çünkü ördekler dawkins'in tutarlı ve her metodolojiye eşit uzaklıkta olma çabasından bahsetmiyor. tamamen bugünün dünyasıyla ilgili siyasi bir kararından bahsediyor. bilim ile ilgili kelamı olmasa da çocukların çocuk yaşta kendi özgür iradeleri ile karar alamayacakları yaşlarda dini yönlendirmelerden uzak tutulması gerektiğine inandığını aktarmış.

    üç, madem bir kitabı okumadan sadece sözlük yazarların yaptığı alıntılarla bir kitabı tartışıp bir yazarı veya insanı kendi yargı terazimize vurabiliyoruz bana da inanabilirsiniz. richard dawkins the god delusion adlı kitabında çilek ağacının bakımı ve dikimi hakkında çok değerli bilgiler veriyor. çilek ağacının hangi tip topraklarda kök salıp hangi mevsimde meyve verdiğinden tutun da çilek ağacı budarken dikkat edilmesi gereken hususlara kadar aklınıza gelebilecek her noktaya değinmiş. bu kadar ayrıntılı ve dikkatli bir çalışmanın ürünü olan bu kitap gerçekten çilek ağacı yetiştiricileri için eşi bulunmaz bir kaynak. hadi bu fikirlere de saldırın şimdi. dawkins bunları da yazmış çünkü, ben öyle diyorum. kolaylık olması açısından ben başlayayım: 'beyin ağırlığı, darasından az olanların dawkins'in nasıl olup da iyi ahlakı öğütleyen islamiyet ile çilek ağacı yetiştiriciliğini aynı kefeye koyduğunu sorgulamalarını beklemiyorum. niyetim iyi niyetle bu tartışmayı takip edenlere kendi fikirlerimi aktarmak...'

    edit: bilenler bilir, böyle sert polemik kokulu giriler hiç tarzım değildir (!). ama burada öyle güzel tartışılmış ki ben de tutamadım kendimi dahil oldum cümbüşe.
    (recai pengül, 10.01.2008 23:37 ~ 23:48)
  16. söz konusu polemiği başlatan girimi yazdıktan sonra ''nerelerdesin be recai pengül, çık artık ortaya'' demekten kendimi alamamıştım. bilen bilir böyle polemikleri oldum olası sevmişimdir.[huyum kurusun] ancak ben hala anlaşılmamakta ısrar edilen bir yazar olduğumu düşünüyorum.

    ''iki, 'eğer din öğretilmeyecekse bilim de öğretilmesin.' demek sadece tartışmayı saptırmaktır. '' [recai pengül]

    ilk girideki sözlerimin bu vaziyete büründürülebileceği ihtimalini aklımın ucundan geçirseydim bırakın bu tantanaya müdahil olmak, tası tarağı toplar henüz bitmiş proje teslimim ardından patates cipsimle buz gibi kolamı alır, yatak odamda hafif erotik sahneler içeren sekreter konulu raksotek filmimi izlemeye koyulurdum yemin billah.


    ''bence dawkins, çocuklarla ilgili bütün hümanist tavrının yanında, "çocukları dindar yapmazsak, zamanla dindar sayısı azalacaktır" diye düşünüyor ve uzun vadeli bir süreci başlatmaya çalışıyor.'' öngörüsüne karşın vermiş olduğum ‘’ evet, birileri çocuklarının bilimle uğraşmasına engel olsaydı emin olun ki hiroşima'ya atom bombası atılamayacaktı.’’ yorumumu ‘’ehehe bilimle de uğraşma o zaman. ha bilim ha din anasını satayım’’ yörüngesine çekenlerin sözlüğün bir hayli takip edilen yazarlarından olmaları beni ayrıca üzdü. bu yüzden recai pengül de baştan beri vugulamaya çalıştığım demogojik üsluptan nasibini almış oluyor. kusura bakma artık.


    bütün meramın, dawkins’in çocukları dindar yapmayarak geleceğin dindar olmasını engelleme düşüncesi ve akabinde oluşacak dinsiz toplumun, özlemini çektiği mutlu yarınlara yelken açma hususunda belirleyici rol oynayabileceği düşüncesinin tam da benim belirttiğim üzere çocukların bilimle uğraşmasını engelleyerek paranoya senaryolarımızdan (atom bombası, küresel ısınmaya sebep teşkil eden bacalar, vs.) kurtulabileceğimiz düşüncesi kadar saçma olduğuydu. yani benim absürd bir şekilde dillendirmeye çalışıp da ne yazık ki kimsenin idrak hududuna dahi yaklaşamadığı örneklendirme, ne denli trajikomik bir platformda ise dawkins’in öngördüğü çıkış yolu da o denli trajikomiktir. ama siz gidip benim gibi müreffeh ve her daim bilimin neferi olma gayretiyle yanıp tutuşan bir herifi, bilim düşmanı yapma yolunu tercih ettiniz. işte tam da bundan dolayı demogojiyi iyi becerdiğiniz kanısına vardım. hak ettiniz, kusura kalmayın.

    edit: bu arada dawkins'in çiçek ağacı hakkındaki yorumlarını umursamayıp yazarın sadece ateizm ile ilgili yorumlarını eleştirmem, tıpkı bazıların her daim yapmış olduğu bilimin ateizmi öngören kısımlarını allayıp pullayarak sözlüğe/hayata aktarma hakkı kadar şahsımda saklıdır. oyun kuralına göre oynansın. bana ne çilek ağacından. birgün çilek ağacıyla din eleştirisi yapma misyonu üstlenen olursa o zaman biz de nebatattan birkaç yandaş buluruz kendimize.
    (ede, 11.01.2008 01:43 ~ 01:47)
  17. bütün ütü yanıklarından dinleri sorumlu tutan 859 sayfalık kitap. 27 yıldır kitabı gören olmamış ama sayfalarının mor olduğu ve okuma şansına erişenlerin gizli bir tarikat kurduğu rivayet ediliyor.

    ben kitapta yazanlarla ilgili bir şeyler anlatmaya çalışırken nedense "ede" isimli arkadaşımız her girisinde birkaç kere benim iğrenç nickimi bakınızlarla süsleyip ortaya atarak ve cümlelerimi cımbızlayarak bana laf sokma derdinde. sözlük böyle bir şey değil benim bildiğim, bu da dahil çok gereksiz giriler bunlar, üstelik ben bu konularda tartışmayı seven biri değilim ancak sürekli şahsıma yönelik yazılınca ben de yazmak zorunda hissettim. bir kere, kitap özeti yapan birini demagoji yapmakla suçladıktan, bu suçlamayı siyaset meydanı gibi her giride tekrarladıktan, fikirlerin yanında bol bol fikir sahipleriyle ilgili konuştuktan sonra "sağlıklı bir tartışma istemiştim" masumiyetini kimse yemez. ortak düşüncelerimizi vurgulamak ve ortamı sakinleştirip ısıtmak adına son girimi onun bir sözüyle noktalamıştım, sonrasındaki saldırgan tavra da gerçekten anlam veremedim, üzüldüm. dawkins'in en temel fikrini ("dinden kurtulmalıyız") reddettiğimi söylememe rağmen dawkins'in yazdıklarını harfiyen hayatımın merkezine koyduğumu iddia etmesi ne kadar kafa yorarak okuduğunu ve yazdığını gösteriyor, bunu görünce de harcadığım zamana üzüldüm. tanrı'nın sözü olduğuna inandıkları "kutsal kitap" diye bir şeye sahip kişilerin zorlama "siz de dogmatiksiniz" ataklarından oldum olası haz etmemişimdir zaten.

    kitapla ilgili yazdığım bilgilere eklediğim bir yorumumun çok acayip yerlere gitmesi ve birsürü başka giriye malzeme olması nedeniyle rahatsız oldum, o konuyla ilgili önemli bir hatırlatma yapmak istiyorum: kitapta dawkins, sadece hümanist sebeplerle "çocukları dindar yapmayalım, onlara 'hıristiyan' demeyelim" diyor, "çocukları dindar yapmazsak dinler yok olur ve çiçekler açar" demiyor. bu ikincisi, benim, adamın dinsiz dünya özlemini ve memler konusunda yazdıklarını düşünerek eklediğim ("sanıyorum ki" ile başlayan, "bence" ile devam eden) mütevazi bir yorum paragrafına ait bir düşünce idi. dikkatinizi çekerim, ben de böyle düşünmüyorum, sadece "dawkins böyle düşünüyor olabilir" diyorum. bu düşünceyi saçma buluyorsanız, bu ne beni, ne de dawkins'i bağlar. dawkins'in böyle düşünüyor olabileceği yönündeki yorumumu saçma buluyorsanız, "dawkins bunu düşünmüyordur bence" der geçersiniz. bir kitabı okumadan o kitabın başlığında "sözlüğün bir hayli takip edilen yazarlarını" parmağınızda oynatmaya çalışırsanız da "bütün meramınızı" bir bilgi eksikliği üzerine kurar, "kimsenin idrak hududuna dahi yaklaşamadığı örneklendirme ne denli trajikomik ise dawkins’in öngördüğü çıkış yolu da o denli trajikomiktir" gibi karizmatik ama trajikomik cümleler yaratırsınız; acı ama gerçek: dawkins böyle bir çıkış yolundan bahsetmiyor. ve evet, sözlükçünün aslında demek istediği: "ben bu kitabı okumadım ve kişisel bir yorumu gerçek sanıp süper eleştiriler yazarak dawkins'i yerin dibine soktuğumu sanıyorum". olmaz öyle o işler, yavaş.

    bir de, üç değil beş değil, "demogoji" değil "demagoji" o. bu da öyle mesela. önce ben söyledim.

    -------- çok önemli ek ---------

    hala anlaşılmadığını gördüğüm için son olarak, çok açık biçimde tekrarlıyorum:

    ben, dinin tamamen kötü olduğunu ve dinden kurtulmamız gerektiğini düşünmüyorum. dinin birçok iyi yanının olduğunu ve insanlığın buna ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. bu başlıkta sadece, dinin, "the god delusion" kitabında da bahsi geçen bazı kötü yanlarından bahsettim. kitaptaki bu fikirler, benim de katıldığım fikirlerdi. bu kötü etkilerden kurtulabilir miyiz, hiç sanmıyorum. arada sırada dawkins'in "dinden kurtulmalıyız" fikrinden de bahsettim, ve evet tekrar söylüyorum, bu benim katılmadığım bir fikirdi. ek olarak söylüyorum, recai pengül ve ali kamber kişilerinin de benim gibi düşündüğünü biliyorum. lütfen fikirlerden bahsederken sahiplerini karıştırmayalım.

    konumum iyice belli olsun diye şunu da eklemek zorunda hissettim: öyle severek okuduğum, başucuma koyduğum bir kitap da değil "the god delusion". hatta olumsuz duygularım ağır basıyor, the selfish gene'in yazarını "dünyanın en ünlü ateisti" olarak piyasa yaptığı için, mtv'ye çıkardığı için. ben isterim ki sadece genetik yazsın memetik yazsın. yok ama, azdı adam.

    -------- çok önemli ek ---------
    (ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi, 11.01.2008 02:46 ~ 06.03.2008 18:19)
  18. ben de ciddi olmak istiyorum. gerekli ilgi gösterilmeden üstünkörü tartışılan bir kitap bu. adı bile provoke edici. insanda okumadan etmeden hemen tartışmaya dahil olma ve konu hakkında iki çift kelam etme isteği uyandırıyor. belki ördeklerin* dediği gibi dawkins'in istediği de buydu. tartışılsın konuşulsun, kitap kendi kendisini pazarlasın ve mesajını almak isteyenlere ulaştırsın. farkındalık yaratsın.

    bana gelince, ben kitabı hızlıca taradım/okudum, internette denk geldiğim eleştiri ve yorumları okudum. sonra da bir ara okurum diyerekten kafamda belli bir yere kaldırdım. o yüzden 'dawkins'in yaptığı demagojidir.' deme hakkını kendimde görürüm. ancak kitabı okumadan sadece ördeklerin aktardığı yorumla karışık özetten edindiğim fikirlerle bir insanın bir kitapta demagoji yaptığını iddia etme hakkını kendimde görmem. göreni de eleştiririm. (ördeklere yapılan eleştiri hariç, benim derdim dawkins'e getirilen eleştirilerin mahiyeti)

    ede diyor ki '[kıçına bomba bağlayıp patlatan] bu herifin yaptığı yanlış islamiyetin öngörüsü olarak nitelendiriliyorsa emin olunsun ki dawkins'in fikirleri bu kadar basit!' işte benim eleştirimin odak noktası bu cümle ve bu yaklaşım. bu cümle 'eğer fillerin boku mor ise ben amerikan başkanıyım'. cümlem kadar doğru. ne fillerin boku mor ne de dawkins belirli bir dini ele alıp onu kötülemeye çalışıyor. dawkins'in özel olarak islamiyet ile alıp veremediği bir şey yok. o kıçına bomba bağlayan herif adına her ne dersek diyelim (ede onun islamiyet olmadığını iddia ediyor, islamiyet nedir gibi bir tartışmaya girmeden bu iddiayı kabul edelim) kendince bir dine inanıyor. o din o herife çocukluğundan itibaren empoze edildi. o din, mantıklı sorgulamalardan muaf, o herife o dini öğretenlerin kutsal kabul ettiği bir dogmalar bütünü. o herifin içinde yaşadığı toplumda o herifin inandığı dini eleştiremeyiz, espri unsuru yapamayız, sorgulayamayız. dawkins diyor ki bu doğru değil. hiç bir düşünce din ve kutsiyet şemsiyesi altında sorgulanma muafiyeti elde etmemeli. o herifin inandığı dinin gerçek islam olmadığını göstermenin ve hatta ispat etmenin bu tartışmaya yapacağı bir katkı yok.

    peki ne yapalım? o herifin inandığı o dini sorgulayacağız. o herife o dinin çocukluktan itibaren öğretilmesini engelleyeceğiz. ama çizgiyi nerede çekmemiz lazım? dawkins bir öneride bulunuyor. sadece yanlış bulduğumuz dinler değil, her türlü din sorgulanabilmeli, inanılan her tanrı espri unsuru yapılabilmeli ve hiç bir din (hem o herifin inandığı din hem ede'nin inandığı islamiyet) çocuklara empoze edilmemeli, diyor. bu eleştirilebilecek bir düşünce. ama burada yapıldığı gibi değil. ali kamber bu konuya bence ilginç bir yaklaşım getirmiş. herkes kendi dininin iyi olduğuna inanır, herkes çizgiyi çekerken kendi dinini dışarıda bırakmak ister buna ede de dahildir, kıçına bomba bağlayıp patlatan herif de diyor. bu analiz bize bir şeyler anlatmalı.

    işin ilginç yanı ördekler, dawkins'in taşıdığını tahmin ettiği çocuklara din empoze etmemenin bizi daha 'iyi' bir dünyaya taşıyacağı fikrine katılmadığını açıkça ifade etmiş. kişisel olarak ben de dinsiz bir dünyanın bugünkünden daha iyi olacağına inanmıyorum hatta yaşanmaya değer bir dünyada irrasyonel davranan insanlara da ihtiyaç duyduğumuz gerekçesi ile dinlerin günümüzde önemli bir işlevi olduğuna inanıyorum. ama hiçbirimiz dawkins'i demagoji yapmakla suçlamadık. ilginç ve tartışma yaratan bir kitabı alıp kendi düşüncelerimizi ve başkalarının düşüncelerini zenginleştirebilecek bir tartışma içinde ortaya koymaya çalıştık.

    hadi kendimi geçiyorum, çoğu zaman derdim polemik yapmaktır, bilenler bilir. yukarıdaki kadar erdemli beklentilerim olmayabilir her zaman. ama ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisinin de zevzeklik yapmadan ciddi ciddi tartıştığı az konu vardır ve onunla tartışmanın zihin açıcı olduğuna inanırım. konuyu kişiselleştirmek böylesi bir şansı elimizden alıyor. buna sinirleniyorum.
    (recai pengül, 11.01.2008 17:48 ~ 19:48)
  19. kim bilir daha nelere kadir olan kitap.

    her daim asgari hoşgörü seviyesinde devam etmesinden yana olduğum tartışmanın, seviyesizleşip sidik savaşına ve mental orgazm hevesine dönüşmesinden ve eleştirinin düşüncelerimiz yörüngesinde olması gerekliliğinden ödün verilerek kişisel husumete sebebiyet vermesinden dolayı bu konu hakkındaki son girimi yazıyorum. bundan sonra ben yokum, kimin ne derdi varsa buralarda kendini tatmin edebilir.

    en son yazar arkadaşın tartışmayı ‘’işte dinden dolayı şöyledir, böyle- ehe ehe şuna bakın burnunda sümük var- dir.’’ sularına çekmesi ve maalesef ki teamülen kullanımının doğru olduğu aşikar olan ‘’demogoji’’ kelimesinden medet umarak ayar verme gayreti içinde bulunmasına, ne yalan söyleyeyim bu başlık altında yazdıklarını okumasaydın bir hayli şaşıracaktım. şansım yaver gitti de yorumları sayesinde bu tarz hareketlere yatkın olduğu kanısına erken varabildim ve bu sayede dumur olmaktan kıl payı kurtuldum. ‘’demogoji dedi haha demek ki tanrı yok’’ bile deseydi, en azından tartışmaya ucundan bir yerinden temas edeceğinden sesimi çıkarmazdım ama bu kadarına pes doğrusu. öyle olmuyor o işler(!)


    yorumları ekseriyetle ‘’bence dawkins, çocuklarla ilgili bütün hümanist tavrının yanında, "çocukları dindar yapmazsak, zamanla dindar sayısı azalacaktır" ve ‘’bir binaya uçak sokarak kendini ve birsürü masum insanı öldürmek gibi akıldışı eylemler ancak din gibi akıldışı yapılarla desteklenebilir.’’ tavrının algılarıma ters düşmesinden yola çıkarak şekillendirdim ve bunu yaparken ne kitabı ne de dawkins’in akademik kişiliğini eleştirme, yerle yeksan etme tribine girdim. bir yorumun [ki sözlük yazarımızın alıntı yapmış olduğu ve benim kitabı okumamamdan dolayı dawkins’in yazmış olduğunu kabul ettiğim] kişisel düşünceye ters geldiğini belirtmek için açıp da şerhlerine bakmanın pek lüzumu olmadığı kanısındayım. parantez içinde de belirttiğim üzere çıkıp da birisi ‘’ulan dawkins öyle bir şey bile dememiş, ne atıp tutuyorsun tırt!’’ diyecek olursa da bütün hücrelerimle göt olmaya hazırım. çünkü arkadaşın yalancısıyım. ki söz konusu yorumun isnat edildiği bilim insanı, nasıl ki ehli olmadığı din konusu hakkında bırakın yorumda bulunmayı, propoganda kitabı bile yazabiliyorsa benim de şu kısacık cümle hakkında birkaç kelamda bulunabilme özgürlüğüne sahip olduğum kanısındayım. ahlak hakkında konuşmak için 100 tane felsefeci okumak zorunda olmadığımız gibi, seks hakkında geyik yapabilmek için yazıcıoğlundan 10 ytl’ye porno film alıp izlemek zorunda da değiliz ne de olsa. eleştiriyi yönelttiğimiz adamın prof. olmasının da bu bağlamda herhangi bir ehemmiyeti olmadığı kanısındayım. yazarımızın ünvanlara çok takılmasını daha önce belirtmiştim sanırım.


    maalesef ki, bu polemiğinde öncekilerde olduğu gibi suyu çıktı. düşünceler konuşulup, tefekkür( merak etmeyin ‘’teşekkür’’ demek istemedim) zemini yaratılabileceğine, ‘’daha türkçe bilmiyor ehehe’’ kabilinden göndermeler ile tartışma orta iki seviyesine indirildi. bu dakikadan sonra bu tartışmada çıtanın yükseleceğine olan inancım yerle bir vaziyette. artık ortam sizin. ben tası tarağı topladım, yeni ufuklara yelken açma yolunu tercih ettim. isteyen bu polemikle cebelleşmeye devam etsin. ancak naçizane tavsiyem; gidin bir duş alın, sonra da salın gitsin bu mevzuyu.

    yazarın notu: iğrenç bir nicke sahip olduğunu ve benim haddinden fazla gizli bakınızlarla estetik duygularını yerle bir ettiğimi belirten arkadaşa saygımdan ötürü, bu giride nickini zikretmemeye özen gösterdim. ki bence gayet hoş bir nick, domates falan.
    (ede, 12.01.2008 19:25 ~ 19:27)
  20. o kadar çok ruhsal bozuntuya uğramış insan var ki, ne din, ne de dinden arındırma ile düzelebilecekler. galiba esas sorun bu.

    kitapla ilgili üstteki yorumum 21 karakterden ibaret. bundan gayrı ne nik dalaşına, ne de kelime hatalarına (kelime hatalarının tartışmaya daha fazla yarar sağlayacağını düşünsem de) girebilecek kadar genç ve toyum. bununla beraber 21 karakter okumadığım kitaplara yapabileceğim en uzun yorumdur ve aynısı tüm sözlük ahalisine tavsiyemdir. hayatınızı güzelleştirir, insanlığa yapacağınız katkıları arttırır ve ortamda bir tefekkür ikliminin doğmasını sağlarsınız (üstelik elinizde buz gibi kolanız, ruffles ve karşınızdaki erotik raksotek ile beraber).

    dile kolay; 21 karakter.
    (açık kalp ameliyatı, 14.01.2008 02:36)
  21. (bkz: kitabı okumadım ama dawkins ibnesi haksız)
    (ver ordan tek kart, 14.01.2008 03:08)
  22. dawkins'in tüm dinlerin oluşumunu darwinizim ve hayatta kalma mücadelesi ile açıkladığı bir kitaptır ve benzer kitapları nasıl douglas adams gibi üstün zekalı insanları ateizme sürüklediyse, bu kitap da 2007 yılında inançsız olanları cesaretlendirmiş, arayış içindeki insanları da yönlendirmiştir.

    öyle görülüyor ki, hilmi yavuz gibi bir edebiyat ustası dahi zaman gazetesindeki köşesinde, bu kitaba ve dawkins'in bir röportajına yorum yapmaktan çekinmemiş. yorumunu yaparken de, "dawkins neden ateistleri bir araya toplamaya çalışıyor?, neden tanrı'nın olmadığı konusunda argüman arayışı ihtiyacı içinde?" gibi sorular sorarak mü-min zaman (namaz?) gazetesi okurlarının duymak istedikleri şeyi söyleyerek puan toplamış. kitabı eline bile almamış olmasına rağmen, bilir kişi edasında "madem ki inanmıyorsun, inanmıyorum de geç..neden ispatlamaya uğraşıyorsun?" demeye getiriyor hilmi yavuz usta.

    benzer mantıkla, hilmi yavuz'a "dindar olduğunu söyleme özgürlüğü var da dinsiz olduğunu söyleme özgürlüğü neden yok?" veya "patronunun patronunun patronunun patronuna (afedersiniz bir patron fazla oldu-amerikan senatöründen önceki olmalıydı) yani fethullah hoca efendi'ye sor bakalım, neden inanıp geçmiyor, dünyanın her yerine bir inancı yaymaya çalışıyor" diye sorulabilirdi.
    aslında bu dawkins'in en çok sinirlendiği konulardan birisi ve kitapta da oldukça yer veriyor: "neden teistler (inançlılar) bilime burnunu sokuyor ve bilimin henüz çözmeyi başaramadığı durumları bi tanrı'ya bağlıyor da, bilim doğrudan kosmos ile ilgili olduğu halde bir tanrı'nın var olup olmadığını araştıramıyor?"


    yazar bu konudan agnostizmin (bilinemezciliğin) yetersizliği başlığı altında bahsediyor. kısaca özetleyeceğim:

    "agnostikler tanrı ya vardır, ya da yoktur, bu bilinemez olduğu için yüzde elli ihtimalle vardır diyorlar. öyleyse şu örneğe bakalım:
    bir gün adamın biri kalabalığı topluyor ve jupiter ile satürn gezegenleri arasındaki yörüngede uçan ve kutsal bir çin demliği olduğunu ilan ediyor. biz bunun mümkün olmadığını ispat edebiliyor muyuz? hayır. çok küçük bir cisim olduğu için, teleskoplarımızla o kadar geniş bir bölgeyi taramamız çok uzun yıllar alır. peki o yörüngede hakikaten uçan bir çin demliği olması saçma mı? saçma. fakat yüzyıllar boyunca cumartesi günleri ibadethaneye gidip çin demliği için dua eden ve kurban kesen bir toplumun ferdi olsaydınız, bu çin demliğinin olmadığını söyleyerek hayatınızı bile riske atmış olurdunuz. sizce bu yüzde elli ihtimal, bir demlik için fazla değil mi? zaten ne kadar zaman alırsa alsın, teleskoplar gelişecek, eninde sonunda böyle bir demlik olmadığı ortaya çıkacak. tıpkı dünyada milyonlarca canlı türünün olduğunun anlaşılması ve bunların her bir çiftinin nuh'un gemisi'ne sığmayacağının ortaya çıkması gibi. veya tüm hayvanların insanların faydası için yaratıldığı tezini dinozor fosillerinin çürütmesi veya güneşin dünyanın çevresinde dönmediğinin ortaya çıkması gibi.

    kitapta bahsedilen diğer bir konu din ve ahlak ilişkisi üzerine. john lennon meşhur şarkısında "imagine there is no heaven" derken, sadece hristiyanlık ve budizme harcadığı kendince gereksiz yıllara atıf yapmaz, ahlaklı ve mutlu olmak için dine ihtiyaç olmadığını da belirtir. lennon gibi bir filozof, ateistlerin içinde olduğu sözde korkunç boşluk ve ahlaksızlığın gerçek olmadığına en büyük kanıtlardan biridir dawkins'e göre.

    son olarak eski çağlarda dinlerin nasıl oluştuğu üzerine bir kuramı var ki, yazar burada kendi dalı olan biyoloji dışına çıkıp antropolojiyi ilgilendiren konulardan bahsediyor, elbette sadece kuram olduğunu belirterek. yazara göre, çocuklar aynı bilgisayar gibi, ebeveynlerinin her dediğini yapmaya, onlara sonsuz güvenmeye ve söylediklerini tamamen doğru olarak kabul etmeye meyillidir. "timsahlarla dolu bir nehirde yüz" komutunun hatalı olduğunu çocuk farkedebilir, ancak "her cuma gecesi ay ışığında bir keçi kurban etmezsen tanrı bizi cezalandırır" ifadesini, üstelik ciddi bir ses tonu ile duyduğu zaman yüzde yüz doğru kabul edecek ve zamanı geldiğinde o da kendi çocuklarına aynı şeyi yapacaktır.

    özetle, bir şeylerin ters olduğunun farkında olan, ama bunu kafasında geçiştiren ve çelişkileri görmezden gelmeyi tercih eden insanlara göre bir kitap.
    (atreju, 22.01.2008 10:43 ~ 10:45)
  23. kitabı okumadım ama şöyle bir lafını okudum dawkins'in: "i can see how the title 'the selfish gene' could be misunderstood, especially by those philosophers, not here present, who prefer to read a book by title only, omitting the rather extensive footnote which is the book itself."
    (ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi, 28.01.2008 23:15)
  24. sözlerime klasikleşmiş bir cümleyle başlamak isterim: kitabı okumadım. ama zannetmeyin ki konu hakkında fikrim yok, zira kitabın adını okudum. the god delusion, türkçe'ye tanrı yanılgısı olarak çevrilmiş. halbuki, tanrı sanrısı olarak çevrilmiş olsaydı hem daha sadık, hem de takdir edersiniz ki çok daha uyaklı olacaktı. balık baştan kokar diye boşuna dememişler. işte bu adamsendecilik onun emaresi. emare stoudemire.
    (tembel, 29.01.2008 10:12)
  25. hakkında soruşturma açılan kitaplar listesine eklenen kitap. sebebini tam olarak bilmiyorum fakat internetten takip ettiğim kadarıyla kitap hakkında "insanlara kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama" suçunun işlediğini iddia ediliyordu en son.
    belirtilen iddialara katılmadığımı belirterek misyoner grupların bedava incil dağıtılma çabalarına, sivil toplum örgütü kapsamında hizmet veren islamcı vakıfların din adına çabalarına izin verildiği gibi ateizm propagandasını yapan bu kitap da güzel güzel raflarda yerini almalıydı bence...
    (topunuzu selamlarım canlarım, 06.02.2008 20:56 ~ 20:57)
 sayfa  / 2