görseller
the exorcism of emily rose 
  
belki ilginizi çeker
  1. · the exorcist
  2. · anneliese michel
  3. · belial
  4. · cain
  5. · belial
  6. · şeytan çarpması
  7. · jennifer carpenter
  8. · the day the earth stood still
  9. · emily rose
  10. · rahmaninof prelüdleri
  11. · madde 97: bir ünlü şahsiyeti seninle mcdonald's a gitmeye ikna et (reklam)
gündem
  1. · zongul ducks
  2. · dersim katliamı
  3. · author
  4. · geniş aile
  5. · yaran diyaloglar
  6. · banu güven
  7. · ateist yazarların itü sözlük ten defolup gitmeleri
  8. · peter van vossen
  9. · ismail yk ile dalga geçen andavallar

the exorcism of emily rose  

  1. scott derrickson tarafından çekilmiş korku filmi..isminden de anlaşılacağı üzere emily rose isminde küçük, beline kadar uzun saçlı ve pijamayla dolaşan kızımızın şeytanla olan birtakım tecrübelerinin rahipler tarafında takibi vs. konu ediliyor..

    "nerede o eski korku filmleri, nerede o merdivenden absürd şekilde inen, "hepinizin canı cehenneme.." deyip salonun ortasına işeyen, kafasını 180 derece çevirip küfürü basan şeytanlı kızımız.." diye fellik fellik the exorcist dvd'si arayan bünyelerin bu hasretini giderecek türde bir film olduğu kanısındayım..nitekim film 2 haftada amerika box office zirvesine oturdu..ülkemizde de aynı ilgiyi göreceğinden şüphem yok..

    sitesi bile yeterince korkunç, ilgilenenlere :

    http://www.whathappenedtoemily.com
    (rafael, 22.09.2005 11:32)
  2. fragmanından aldığım haberlere ve izlenimlere göre başarılı bir korku flimi olacak gibi..nitekim konusu yine bildiğimiz, sinema tarihinde en çok tutulmuş korku öğesi olan exorcism (bkz: şeytan çıkarma) üzerine kurulu yeniden..
    (zeus, 15.10.2005 15:01)
  3. 2 aralık 2005 günü gösterime girecektir. şöyle kallavi bir korkalım diyen her bünyenin gidip görmesi gereken filmdir. 2 aralık'a kadar bekleyememem benim hemen korkmam lazım diye düşünüyorsanız;

    (bkz: the amityville horror)
    (hansvoralberg, 28.11.2005 11:06)
  4. izledikten sonra izlememiş gibi davranınız efem.
    (ben de öyle biliyordum, 01.12.2005 23:45 ~ 02.12.2005 00:26)
  5. beni daha seyretmeden ürküten film. zira fragmanlarında gördüğüm üzere, kızcağızımız sokakta orda burda yürürken etraftaki insanların ağzı yüzü kaymış şekilde görmektedir, yanlış anlamadıysam; ki bu benim veletken tırsmaya başlayıp da hala da tırsmaktan vazgeçemediğim biricik kabusumdur. going under isimli güzide videoda canlanan bu korkumu, filmi görüp de iyice depreştirmek istemesem de seyredeceğe benzerim. bir berkut türkçesi ile yazdığım bu girimin sonunda filmi korkmadan izleyebilenlere selam ederim.
    (vishnu, 04.12.2005 23:15 ~ 23:16)
  6. sahnelerinde sadece ağız burun kayması,çığlıktan öte hiç bir sanatsal değeri olmayan,korku filmin namına uygun korkutmayı bile beceremeyen,akıl sınırlarını zorlamayan hele de filmin bittiğini bile anlayamadığınız 'böyle film mi biter ya' dedirten uyduruksu.
    (zefura, 05.12.2005 08:42)
  7. emily kızımızın ortalarda medyum keto gibi eli kolu büzüşmüş çarpık bir halde dolaşmasının korkutmaktan çok, ''bu ne lan'' tepkileri vermeme sebep olmuş filmimsi.
    (mclaren, 05.12.2005 09:02)
  8. diğer şeytan çıkartma filmlerinden farklı olarak bu sefer kızımızın içine altına şeytanın kaçtığı filmdir..
    (sslazio, 06.12.2005 00:01)
  9. çok büyük umutlarla seyredildiğinde hayal kırıklığı uyandıran, emily rose karakterindeki ablamızın içindeki şeytanın latince konuştuğu sahnelerin dikkat çekici olduğu; gerdirici bir şeytan çıkarma filmi. filmin sonunda bir yargıya varılamaması filmin en büyük eksi yönü.
    (hansvoralberg, 06.12.2005 01:01)
  10. emily adlı koyu katolik kızımızın şeytan(lar)la uğraşmasını anlatan gerçeğe dayalı film.
    gerçeğe dayanması, filmi oldukça korkutucu yapmakta; zira ring'den bu yana izlediğim en korkunç film.
    emily'nin 1-2-3-4-5-6 diyerek sayıklamasının sebebinin, şeytan çıkartma işleminde ortaya çıkması favori sahnemdi. bu arada emily'nin gördüğü rüya ve sonrasında aldığı karar da oldukça hüzünlü bir sahneydi.
    (twinkle, 11.12.2005 22:58)
  11. filmin kopma sahnesi olan 6 ismi sayma hadisesi şöyle gelişir (filmin kanımca en can alıcı sahnesi olmakla beraber elime geçtiğinden beri sayısız kere izlemişimdir) ;

    -spoiler falan-
    diyalogdaki kişiler;
    rahip eleman : "r"
    emily, şeytan vs: karı yani "k" olarak geçecektir

    r: tell me your name wicked one !

    k: 1,2,3,4,5,6 (ingilizce)

    r: be who commands you with the orders from down to from highest heaven in to the dephts of hell, in the name of our lord jesus christ.
    i now command you ! give me your name demon !

    k: names, names (çılgınca, camı çerçeveyi indirircesine böğürmek suretiyle)
    1,2,3,4,5,6, (ingilizce ve latince dışında bir dil)

    r: ancient serpents, (buraya bişeyler gelicek, muhtemelen "bak allahın adını verdim" şeklinde küfrediyor)
    tell me your six names !

    k: we are the one who dwelt within...
    (bu bölümden sonraki sözlerden anlayabildiğim kadarıyla sadece nero ve legion ile ilgili olan bölüm açık şekilde latince, gerisi muhtemelen başka dillerden toparlamadır)

    i am the one who dwelt within cain
    i am the one who dwelt within nero
    i once dwelt within judas
    and i was with legion
    i am belial
    and i am lucifer, the devil in the flesh
    (bu noktada çığlığı koyar atları kaçırır, camı çerçeveyi indirir)

    ancak bu noktada görüldüğü kadarıyla şeytanımız 6 isim yerine iki isim vermiştir, birisi hali hazırda piyasa olmuş ismi olan lucifer ve diğeri de belial'dır. cain, nero ve judas için "lan olm ben onların içine girdim, kulaana fısıldadım ibnelik yaptırdım, işte o bendim heheh" tadında bir mesaj verir. legion la olan bağlantısı sanırım sırf fazlalık olsun karizma olsun yer tutsun diyerek konulmuş olabilir. bunun dışında verdiği isimlerden en sike sürülecek olanı kuşkusuz ki, tee eski atlantis hikayelerinde bile adı geçen karanlıkların alevli prensi gibi takılan eleman olan belial dir. işin şov kısmını bırakıp nomen belial diyerek de bitirebilirlermiş. bu kadar kastırmazlardı ama yine de canları sağolsun.
    (radiance, 12.12.2005 00:11 ~ 00:25)
  12. evet, hikaye gerçek..bundan dolayı biraz daha etkileyici bir senaryo..yıllardan beri holivud'un kullanmış olduğu bir konu; şeytan çıkarma..filmi ilk kez fragmanlarını izlediğim zaman daha çok korkmuştum..fragmanda gördüğüm tüm sahneleri filmde gördüm (tamam bu zaten şaşırılacak birşey değil) ama asıl beni üzen bundan başka birşey olmaması idi..yani o kadarmış, fragmandaki korku sahneleri ile idare ediyoruz..geri kalan ise mahkeme salonunda geçiyor..başlı başına hayalkırıklığı..önümüzdeki maçlara bakacağız artık..
    (zeus, 13.12.2005 23:59)
  13. bu filmden çıkarılacak ders şudur:
    uyuyorsunuz. birden gözünüzü açıyorsunuz. bakıyorsunuz saat gece tam 3:00. burnunuza da yanık kokusu geliyor.
    1. birşeylerin yandığını zannetmeyin. bu, kötü güçlerin bir oyunu.
    2. üzerinizdeki örtüyü hemen atın. zira az sonra kendisi yavaş yavaş üstünüzden sıyrılacak.
    3. masanın üzerinde kalemlik varsa hemen yere atın. zira az sonra kendisi düşecek.
    4. yatağı var gücünüzle çökertin. zira az sonra kendisi sizinle beraber çökecek.
    5. evde ne kadar kapı varsa açın kapatın. zira, az sonra kendi kendilerine açılıp kapanacaklar.

    eğer kötü bir tesadüf olur da saat gece 3:00'da uyanıp evdeki yangını "amaann, ben itü sözlük'te okumuştum; yanmıyo şimdi bir yer" diye önemsemeyip arada niyazi olursanız mesuliyet kabul etmiyoruz; ona göre...
    (eksiksizuyum, 22.12.2005 01:27)
  14. gece saate bakarken "ulan şimdi saat üç-müştür başımıza iş almayalım" dememi sağlayan film.
    (ozzy, 30.01.2006 04:29)
  15. gerçek bir olaydan uyarlanmış 2005 yapımı scott derrickson korkusu. anneliese michel adlı alman genç kızın başından geçen tüyler ürpertici bir olayı konu alıyor. üniversiteye başladıktan bir süre sonra korkunç acılar çekip ölmüş. kayıtlara geçmiş bir şeytan çıkarma hadisesi olduğundan yönetmenin elinde çok sağlam bir malzeme var. henüz dvd yi başlatmadan korkmak kavramını yaşadım açıkçası. emily rose rolünde jennifer carpenter üniversiteli bir kızdan fazlası olarak göze çarpıyor filme başlar başlamaz. başlangıç derken, hiç te etkili başlayamıyor. belirtmekte fayda var.

    *******izlemeyenler okumasın ki filmden beklentileri düşmesin*******
    senaryo açısından çok başarısız olduğunu tereddüt etmeden söyleyebilirim. atmosfer yaratılamamış bir türlü. ne zaman korkabileceğiniz bir ortam oluşsa, biliyorsunuz ki fazla sürmeden bir başka zamana atlayacak kurgu. filmin en büyük olayı kızın başına gelen korkunç olayken senaryo maalesef en zor anlarında emily'nin yanında olamıyor. henüz tertemiz yüzünü gördüğümüz güzel kız 10 dakika kadar sonra mor göz altlarıyla karşımıza çıkıyor. biz de ne olup ne bittiğini anlayamıyoruz. yönetmen maalesef after effects'te yapılabilecek suratlarla korkutmayı deniyor ve çok pis çuvallıyor. kamera hareketleri televizyondakiler gibi aynı. sürekli saçma bir hareket halinde. özellikle emily rose'a gelen ilk saldırı öncesinde ürpertici bile olamayacak açılar ve ışıklar görüyoruz. görsellik televizyon formatıyla eş değer bence. renkler olsun, kamera hareketleri falan olsun.
    mahkeme konuşmalarını da yapmacık buldum açıkçası. çok fazla klasik. iddia makamı çıkıp tanığa sorular sorar, jüri inanacak denli etkilenir, tanık çok emindir çünkü, ardından savunma avukatı kalkar ve tıbbi konularda müthiş bir uzmanlık göstererek ortaya atılan hastalığın kesinlikle iddia edilemeyeceğini öne sürer tanığa. tanık ta ''evet, olabilir. haklısınız. ben aksini kanıtlayamıyorum. faka bastırdınız beni.'' gibi bir yanıtla haklılık payı verir ve sözde heyecanlı bir duruşma olmuştur. filmde istisnasız her tanıkta böyle oldu.
    oyunculuk olarak jennifer carpenter elinden geleni yapmış. onun dışında göze batan kimse yok. laura linney emaneten duruyor gibi. pederse hiç inandırıcı olamayacak derecede rahat yüz hatlarına sahip. damien karras'la mukayese ederseniz, yüz hatlarının verdiği gerginliği yakalarsınız. (bkz: the exorcist)
    the exorcist'in başarısı, filmin başından itibaren kızla birlikte olmamızdan kaynaklanıyordu. başına gelen ürpertici olayları an be an göre biliyorduk. emily içinse sadece anlatılanları dinliyoruz.

    film, anneliese michel olayında pederi destekliyor ve kızın içine gerçekten şeytanların girdiğini onaylıyor. bu onaylamayı da avukata musallat olan varlıklarla veriyor. ancak izleyici olarak gelişen olayların hiç birini maalesef musallat hadisesine bağlayamıyorum. açıkça hasta olduğunu görüyoruz kızın. yani film vermek istediği mesajı kesinlikle veremiyor. böylelikle korkutamamasının yanında ciddiyetini de kaybediyor. son darbeyi de yönetmenin seçtiği garip kamera açıları ile kendi kendilerine vuruyorlar. pedere gelen siyah cüppeli adam sahnesinde bir ara kimin gözünden gördüğünüzü unutuyorsunuz. sanki şeytanların gözlerinden bakıyormuşsunuz gibi.
    kızın hasta olduğuna açık bir şekilde inanmamın sebebi filmin şizofreninin tamamına yakın özelliklerini ortaya koyuyor oluşu. üstüne tıbbi tedaviden uzaklaştırılınca zavallı emily, ortaya hazin bir tablo çıkıyor.

    peki etkileyici bir sahnesi yok mu filmin? var tabii. kilise sahnesinden sonra emily'le aynı odada yatan arkadaşının başına gelen durum oldukça korkutucu. ancak çok kısa ve anlamsız geçildiği için korkamıyoruz. filmi william friedkin gibi sağlam bir yönetmenin kamerasından izlediğimiz varsayalım ve aynen the exorcist'te olduğu gibi her an kızı takip edelim. o sahnede çocukla empati kuracak ve korkudan gerilecektik. sağlık olsun.
    filmin sonunda yer alan sisli sahneyse gerçekten çok başarılı ve senariste sövdürecek cinsten. gerek korkutucu dini içerikli bir film olsun, gerek şizofren bir kızın iç dünyasına inebilmek adına olsun son derece etkili bir sahne olacakmış. işte film böyle sağlam fikirlerin üzerine kurulmalıydı. seyirci emily'le empati kurabilmeliydi. bu olayda insanın kanını donduracak olan şey cinler, şeytanlardan ziyade, tek başınayken başına böyle şeyler gelerek dehşet olaylar yaşayan ve feci şekilde ölen kızın dramı ve tüyler ürpertici hayalleridir. gerçek te olsa rüya da olsa son derece akıl almaz korkutuculuktadır. eğer senaryo bu fikirler üzerinden ilerleseymiş ve elbette televizyon ya da video filmi görselliğinden sıyrılıp etkili yüzler oynatılarak çekilseymiş kesinlikle klasik olurmuş. şimdi mi? hiç bir şekilde korkutmuyor. keyif vermeye çalışıyor ama öyle aman aman keyifli falan da geçmiyor.
    olamamış maalesef. ama çok önemli bir potansiyeli kaçırmışlar. o sisli sahnedeki gibi bir korku filmini özlemişim açıkçası.
    benim korktuğum kısım aynı yönetmenin the day the earth stood still'i yeniden çevirecek olması. nedense orjinal bir şey bekleyesim gelmiyor.
    (ne içersen iç su iç, 04.10.2008 19:45)
  16. bir önceki giride yeterince yorumladığım film. gece gece aklıma gelmesinin sebebi sis ve rüya sahnesi. görsellerde de bulabileceğiniz afişindeki sahneden bahsediyorum. gerçekten çok hoş bir sahne olabilirmiş. filmi izlenmeye değer kılan en güzel andı belki de.

    scott derrickson harici bir yönetmen tarafından o sisli kısmı temel alarak, aynen o tarzda yepyeni bir film çekilmesi gerekiyor kanımca. çok ta başarılı olacaktır. belki film gerçek bir hikayeden uyarlama ama böyle uyarlanmamalı kanımca. bir üstteki girimin son cümlelerinde şöyle bir şey yazmışım:

    "benim korktuğum kısım aynı yönetmenin the day the earth stood still'i yeniden çevirecek olması. nedense orjinal bir şey bekleyesim gelmiyor."

    haklı çıktığıma üzüldüm açıkçası.
    (ne içersen iç su iç, 03.05.2009 02:34 ~ 02:48)
  17. bu filmin türü nedir? hani müzikte "easy listening" diye bir tür var ya, bu aynen o. sabun köpüğü tadında, çok kasmayacak, derin korku ihtiva etmeyecek, bir cumartesi akşamı oturup 1-2 saatini korku-güldürü şeklinde geçirtebilecek bir film arıyoruz. beklentimiz bu karmaşayı barındırıyor.

    işte o zaman bunu bulabiliriz.

    hani kesmeli-biçmeli filmlerde ingiliz anahtarıyla, bisturi ile falan ameliyat etme sahnesi falan koyarlar ya, böyle o ağlamaların sızlamaların, inlemelerin, "aaaaahhh" "hayıııııııııııııııııııııııırrrr" heeeeeeelp meeee" ya da kan seslerinin arasında artık bunalır, film sona ersin istersiniz, taş gibi kalır, bir efektte omuzlarınız irkilir artık ya da bacaklarınızı falan sallamaya başlarsınız. bazen de kaçmak ister, yerinizde duramazsınız. işte bu filmin son 40 dk sını bu halde izledim. öyle bir baygınlık.

    hangi bir yanını konuşsam, nasıl eleştirmeye başlasam, ne ölçüde kötü sıfatlarla yaklaşsam bilemiyorum. çokk çook kötü bir filmdi. hala bu kadar rezalet klişelerle dolu filmler çektiklerine inanamıyorum. bu kadar yapmacık, karanlık öğeli, garip davranışlarla korku filmi!!!!! çekmeye çalıştıklarına inanamıyorum. bununla da yetinmeyip, en çok da sevgili arkadaşlarımızın bu filmi izleyip "çok korkunçtu" demelerine inanamıyorum. "yok canım yaşları ergenlik çağı kıstaslarının içinde eriyip gitmiş beğenenlerin, yoksa kimse incille koşup gelen rahibin kızla iletişimine korkarak bakmaz " diyebilmek istiyorum.

    ben aslında hiç iyi bir film yazarı değilim, şimdi anladım... bu filme nasıl sinirliyim, nasıl tiksindim; ama nasıl eleştireceğimi bilmiyorum. ulan film seyirciyle dalga geçiyor gibiydi, bir ara güldüm artık. yahu bu senaryoyu yazan, ya da bu filmi yöneten, ya da oynayan ışıkçı (o kadar karanlıktı ki ışıkçı masrafı yoktu orasından eminim) cart curt hepsi 25 bilemedin 30 yaş üstü insanlar, nasıl bu kadar aptalca, 10 yaş tripleriyle seyirciyi korkuturuz diye düşünüyorlar anlayamıyorum. evet 1980 li yıllarda çekilmiş ilk şeytan ı, 10 yaşında izleyip kız başını döndürdüğünde, merdivenden uçarak indiğinde korkuyorduk.. ama 20 yaşına geldik artık korkmuyoruz!! korkmayana da dönüp de "aman ya neden karanlık çekim yapılmış, ıssız bir ev, şaşı bakan teyze var korkunç öğeler bunlar, ne olması lazım" da diyemeyiz. öyle birşey yok. bu filmde de öyleydi. gerçek korkudan o kadar uzaklaşmış ki, o kadar manyaklaşmış ki, o kadar rezalet ki, kendini kaptırıp "aman gerçekçi olmasın canım korku öğesi barındırıyor yine de" bile diyemiyorsun.

    uyanın, silkelenin biraz.

    en azından kubrick in top peşinden giden çocuğu koyduğu shining i tekrar izleyin. top teması ile bile korkutuyordu adam. korku filmi karanlıkta çekim yaparak olmuyor. lütfen, içinize böyle korku filmleri çektiren bir şeytan girdiyse de çıkartın yani.
    (imperius, 03.05.2009 03:08)
  18. (bkz: bir korku öğesi olarak sis)
    (imperius, 03.05.2009 03:24)
  19. öyle bir evde oturursan tabi şeytan girer içine dediğim filmdir. o nasıl kasvetli, korkunç bir ev lan? halbusem emili pembe pancurlu müstakil bir evde otursa şeytan mı girerdi? olayın sebebi evdir aga. evet benim vardığım nokta budur. ehe.
    (bay sıtkı sıyrıl, 13.05.2009 13:03)
  20. gerçek bi olaydan alıntı filmdir. bu sebeple beni korkutmayı başarmıştır. filmi izledikten sonra bilgisayarın başına koşup googledan bilgilendikten sonra heleki fotoğrafları görürseniz kanımca korkucağınız filmdir.
    (ta kendisi, 14.06.2009 22:46)
  21. based on a true story olmasından kelli daha da bir sinir bozucu olan film.korkutmanın yanından bile geçmiyor.sadece izleyiciyi dayanılmaz şekilde boğuyor.salonu terk etmekle sonunu görmek arasında ikilemde bırakıyor.tek beğenilebilecek nokta şizofreni öğesinin filme düzgün bir çizgide yaydırılarak işlenişi.yani kötü bir film değil ancak herkesin tahammül edebileceği türden bir film olduğu da söylenemez.
    (balefulwhisper, 03.09.2009 14:06)
  22. anneliese michel'in hayatından esinlenerek yapılmış bir korku filmi. vasat bir filmdir. başroldeki kızımızın eğilip bükülmesi, garip sesler çıkarması dışında pek bir numara yoktur. uzun mahkeme sahneleri iç bayar. kısacı vasattır işte.

    (bkz: anneliese michel)
    (tarashaktimantra, 21.11.2009 01:35)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil