yönetmenin ne yapmak istediği anlaşılamayan film.bir yanda 3 gencin aralarında yaşadığı garip ilişkiler, bir yanda fransa'da devrim hareketleri, öte yanda ortada dolaşıp duran film sahnelerini ezberlemeye dayalı bir film aşkı.ama esas öne çıkan ikiz kardeşlerle matthew'in aralarında geçenler ki bunlardan da pek birşey anlamak mümkün değil.film öylece akıp gidiyor ve sonunda "ee yani?" diyerek çıkıyorsunuz salondan.bertolucci için gereksiz bir film olmuş kanısındayım, gerçi kendisi "tamamen kişisel bir film bu" demiş.
bakirelik olayına da el sürmüş.yani biraz karıştirim dedim filmi tam da orasını buldum.sonrası shift+delete
bertolucci nin seksi,bekareti,aşkı,kardeşliği,savaşı,68 lerin bohem dünyasını anlatmaya çalıştığı son dönem filmi.68 dönemini konu alsa da söylemek istedikleri yarım kalmış kanımca.muhteşem bi film değil ama kullandığı bazı semboller düşündürücü...müzik ise filmin en güzel yanı
janis joplinthe doorshendrixedith piaf
türkiye'de sinema yazarları derneği "biz böyle değildik kardeşim 68'de. kimseyle sevişmişliğimiz üçlü ilişkiye girmişliğimiz yoktu. o bakımdan ters bu film bize" diyerek sanata bakışlarını ortaya koymuştur bu filmle.
(bkz.
türkiye güzel ülke)
1968 kuşağını doğru bir şekilde anlatmadığı söylenilen film.halbuki filmde yönetmen daha çok kendi içindeki psikopatlıklarından bahsetmiştir.
anne babanın çocuklarını çıplak bastığı sahnede ise o zamanın aile karakterini iyi yansıttığı söylenebilir mi ki?(belki de evet)(bkz.
gavat)(bkz.
ensest ilişki) (bkz.
hurdacı muharrem)
bertoluccinin en iyi filmi olmasada çok başarılı filmlerinden biridir.aşk,birine tutsak olmak zaten bertoluccinin uzmanlık alanına giren konulardır hele birde tek mekanda geçen çekimlerde olaya dahil olunca doğal olarak bertolucci devleşir.
bu filmde bertolucci sinema sanatına olan tutkusunu çok güzel dile getirmiş sinema sanatına büyük etkisi olan fransız yeni dalgasına bir çok gönderme yapmıştır,sinematek sahneleriyle godard başta olmak üzere pek çok ustaya selam yollamış ve jim and jule gibi klasiklerede ince ince göndermeleriye hem o dönemin sanat anlayışını hemde sanatçılarını eleştirmiş ve saygısını sunmuştur.jimi hendrix eric calpton karşılaştırmasının yapılması o bölümdeki diyaloglar ve hemen peşinden gelen mao ve kültür devrimi muhabbetide oldukça ilginçtir.sol düşünceye mensup görüntüsü çizen ancak olayla ne kadar ilgili oldukları her platformda tartışılabilecek olan kardeşler ve onlara katılan yine sözde devrimci gencinde gösteri yapan dervrimci gençlerin attığı taş sayesinde zehirlenmekten kurtulmalarıda sanırım pek çok insana politik bir filmin nasıl yapılması gerektiği konusunda ders vermiştir.kısacası çok iyi bir filmdir dreamers ancak en iyi bertolucci filmi değildir buda bize bertoluccinin ne müthiş bir yönetmen olduğunu hatırlatır ve ustaya selam çakılır.
(bkz:
last tango in paris)
(bkz:
besieged)
(lapsus, 30.03.2005 12:42 ~ 12:46)
bir sahnede matthew'un söylediği "yönetmenler röntgencidir" ifadesi büyük ihtimalle betolucci'ye bir göndermedir.
68 kuşağını değil de, o dönemin bir üç genç üzerinde bıraktığı etkiyi anlatır the dreamers. sonu biraz havada kalsa da, hiç sıkmayan ve "iyi ki izlemişim" düşüncesi yaratan bir filmdir.
''tanrının olmaması babamın onun yerine geçebileceği anlamına gelmez''
repliğini dilimize yerleştirmiş aynı zamanda 9 kişi olarak gittiğimiz sinemeda bazı bünyelerin kırılan 4 yumurtaya dayanamaması sonucu ortamı terk etmesine sebep olarak 3 kişi izlediğimiz film!!
izleyicisini alıp 1968'e götüren film. havası, mekanı, kokusu daha önemlisi ruhu ile. oturmayan kişilikler ile 68in henüz oturmayan ruhu filmin tamamında parallellik göstermiş. keşke böyle bir konu günümüz için ele alınsa..
çoğu insanın izledikten sonra ne alaka 68 kuşağıyla dediği (anlamamışlar filmi salaklar neyse ) ama 68 kuşağının insanların gözündeki yanlış yeri çok güzxel dramaturjik temellere oturtan ve yönetmen tarafından "herkes de izler izlemez anlamasın biraz düşünsünler" dediğini hissettiren derin anlamlar içeren ve izleyiciye müthiş keyif veren ve filmin ardından kolaylıkla etkisinden kurtulamıyan bertolucci filmi.
bertolucci'nin kesinlikle yaşadıktan sonra çektiğine inandığım film. çünkü bu kadar uç bir olay ancak bu kadar iyi anlatabilirdi. ayrıca
freaks gibi filmlerden yaptığı alıntılarla filmin boyutunu çok daha yukarıya taşımış. kesinlikle sıradışı ve gerçekçi.
dip not: bertolucci de paris'e sinema okumaya gitmiştir zamanında. zira filmin kişisel oluşu apaçık ortadadır.
ilginç ilişkileri olan iki fransız-ingiliz kırması kardeş, aralarına katılan bir amerikalı ve bu kardeşlerin fantezileri. sinema tutkunu insanların hayatını anlatıyo denilebilir. ayrıca komüsint hareketi sessiz ve derinden geldiğini anlatmıştır. maoizmden de bol miktarda bahsetmiş bi film ama filmin yarısı gereksiz.
eva green in ilk filmi. tuhaf bi film olduğu garanti ama bence özetle => (bkz:
konulu porno)
güzel ortamlar ,harika müzikler , nostaljik film kesitleriyle çok iyi olan , üstüne çok bertoluccivari cinsellik sosu dökülmüş , her bünyenin kaldıramayacağı film .
elemanlarından ikisi ikiz kardeş olan bir threesome ve yeri geldiğinde lafı tam gediğine koyan film karakterlerini bünyesinde barındıran bir filmdir .
sadece amerikalı elemanı lavaboya işerken gördüğümde kendimden bişeyler bulabildiğim film. yine de arşivime dahil olmuş durumda olan bertolucci eseri. deneme tadında.
karmaşık bir duygu trafiğinin yaşandığı 2003 yapımlı film..
(rasko, 04.04.2007 01:27)
türkiye'de
düşler tutkular suçlaradıyla vizyona girmiş ve bir çok festivalde sivrilmiş filmlerden biridir. film, özellikle fotoğraf karelerini çok iyi dans ettirmiş olmakla dahi övgüyü hak etmektedir. oyunculuklar çok duru, sıcak , gerçekçi ve sadedir. başroldeki üç kişi de "saf çocuk" imajını film boyunca korumaktadır. filmdeki erotik ögeler oldukça dozunda ve irrite edici olmayacak şekilde film örgüsüne dahil edilmiştir. (filmde, cinsellikle ilgili konu tabudur ve radikaldir, o ayrı !!)
(isparoz, 17.05.2007 12:36 ~ 12:38)
avrupalı ve amerikalı arasındaki düşünce farkını pek güzel göstermiş filmdir.
nouvelle vague filmleri ve yönetmenlerine saygı kuşağı şeklinde ilerleyen
bernardo bertolucci filmi. catherine, jules, jim'le senkronize bir şekilde koşturan isabelle, theo, matthew sonra isabelle'le patricia'nın birbirine karşışan sesleri ''new york herald tribune'' ve filmin ilk sahnesinde gördüğümüz
jean pierre leaud.
eva green in bakire çıkması ve ardından kanlı öpüşme sahnesi gerçekten güzeldi kardeşinin de o arada yumurta kırması etkili bir sahneydi bence
..filmin her bir karesi de muhteşem fotoğraflar gerçekten bertolucci hakkını vermiş
ayrıca eva green şöle bi cümle söylemiş,
olayı aynen aktarmıştır;
"other people's parents are always nicer than our own. and our grandparents are always nicer than other people's."
(hysterie, 20.05.2008 02:29 ~ 30.10.2008 20:46)
kadın, erkek, saldırı, sinema, sigara, içki... bir filmi güzel kılan tüm ayrıntıların, aynı zamanda temel taşların bulunduğu bertolucci manzarası.
tanrıçalara, greta garbo'ya, godard'a mendil atmasının dışında oyuncuları bile başlı başına güzeldir.
ürkek ve yeniyetme matthew, kadife ceketi içinde çıplak gezerek bana ziyafet sunan theo, soğukluğuyla bile iç gıcıklatan asil ısabelle...bu üç genç güzel bir evde, sanatsal bir cinsellik arayışı içine girerler. bize de izlemek düşer.
yansıtmak istediği dönemi yansıtan; erotizmin bir nevi domine ettiği bir film.
mesaj, tema vs. nedir derseniz, bence filmin içeriği gibi oturmamış karakterlerin düştükleri ikilemler...
"together anything is possible. together nothing is forbidden." şeklinde bir sloganı vardır.
masanın üzerinde duran
persona'dan bir kare,
jean seberg ve
belmondo'nun sokakta konuşmaları
* küçücük ayrıntılar; ama çok güzel.