başrollerinde al pacino(şeytanın kendisi), keanu reeves(şeytanın avukatı) ve charlize theron(avukatın karısı)yer alan 97 yapımı olup 98de türkiye'de gösterime girmiş film. şeytan&allah ilişkisine ve insanın yoldan çıkmasına dair hoş dialoglar içeren, bi kuple "olaya tersten bakış" eseridir.keanu'ya söyliyecek laf yoktur, al pacino'dan başkasına şeytan denmemelidir.
filmin sonunda al pacino nun tanrı hakkında konuştuğu müthiş repliğini izlerken cd nin takılması sonucu gecenin bir vakti bize üçbuçuk attırtan güzel film.
sadece al pacino'nun konuşmaları için bile seyredilecek kalitede olan film. keanu reeves ve charlize theron da işin içine girince gayet güzel bir film olmuş.
papalığa seçilen bir adayın papa olmamasını savunan ve neden olmaması gerektiğini anlatan vatikan kişisi. her aday için bir şeytanın avukatı olur ve kim olduğu gizli tutulur. eğer adayın bi yamuğu olmuşsa bu kişi ortaya çıkarır ve adayı rezil-i rüsvan eder. eğer yoksa aday paşa paşa papa olur...
john milton :let me give you a little inside information about god. god likes to watch. he's a prankster. think about it. he gives man instincts! he gives you this extraordinary gift, and then what does he do, i swear for his own amusment, his own private, cosmic gag reel, he sets the rules in opposition. it's the goof of all time. look but don't touch. touch, but don't taste! taste, don't swallow. ahaha! and when you're jumpin' from one foot to the next, what is he doing? he's laughin' his sick, fuckin' ass off. he's a tight-ass! he's a sadist! he's an absentee landlord. worship that! never!
gibi son derece g.t isteyen replikler barındıran mükemmel bir film. al pacino oyunculuğunu tam anlamıyla konuşturmuştur.
ayrıca kevin lomax ve john milton gökdelenin tepesinde iş görüşmesi yaparken zoom yapılan milton'un yumurta topukumsu ayakkabılarına dikkat.
türkçe: şeytanın avukatı. çok ilginç bir konuya sahip, biraz amerikalıların avukat anlayışına hitap eden film. sonunda rolling stonespaint it black çalmaktadır. keanu reeves ve al pacino da başrollerde bulunmaktadırlar.
film güzeldi, sürükleyiciydi; konusu ilginçti tamam da olmadık yerlerde de charlize theron soyunuyordu ona anlama veremedim. yok kilisede birden bire çırılçıplak görüyoruz. gereksizdi bu sahneler. sırf yapmış olmak için yapılmış gibi.
bu film, "şüphesiz ki biz sizi kurtların arasına kuzu olarak gönderdik" gibi bir çok 'ayağını denk al' uyarmasını barındırır. hala seyretmemişlere (ki pek ihtimal tanımıyorum) veya seyredip de tam konuya hakim olamayanlara veya çevresinde john milton ın repliklerini kınayanlar var ise onlara birazcık hristiyanlık öğretisini ve kültürünü karıştırmalarını önerebilirim. şeytan dile gelse muhtemelen söyleyecekleri çok da farklı olmazdı.
al pacino'nun müthiş repliklerini bir kere, bir kere, bir kere daha dinlemek ve repliklerine kattığı mimikleri tekrar tekrar izleyebilmek için her seferinde başka biriyle olmak üzere 3 defa sinemaya gitmeme neden olan film.
ayrıca ingilizce'de "haksız ve kötü kişiyi savunan kişi" anlamında kullanılır. örnek verecek olursak;
a-bu hocaya sinir oluyorum, sınavlarda hep zor sorular soruyor!
b-aslına bakarsan anlattığı yerlerden soruyor, biz çalışmıyoruz pek.
a-şeytanın avukatlığını yapma şimdi.
"baba incilde bizim kaybedeceğimiz yazılı,yani boşuna uğraşıyoruz" "bilginin kaynağını düşün, merak etme biz kendi kitabımızı yazarız" gibi çok çok sağlam repliklere imza atmış insanı imansızlığa iten, al pacino nun gelmiş geçmiş en büyük aktör olduğunu birkere daha kanıtlamış, olabilecek en güzel lucifer tiplemesine sahip şaheser düzeyindeki film
"özgürlük hiç bir zaman üzgün olduğunu söylememektir"
andrew neiderman'in romanından esinlenerek yazılmış, senaryosu kitaba göre çok farklı olan yönetmenliğini taylor hackford'un yaptığı 1997 yapımı film.
spoiler filmin sonunda kevin lomax'in menajeri john milton'a dönüşür ve kibir en sevdiğim günahtır der, bunun bu kadar gözümüze sokulmasına gerek yoktu aslında. yani ekranda al pacino'yu görmeden de bu replikle olan biteni anlayabilirdik. filmin belki de en hoş yeri new york'tan şeytanın ele geçirdiği şehir diye bahsedilmesi olmuş. milton'ın anne lomax'ı incille ayartması da apayrı bir ironi.
metro da milton ve ona bıçak çeken adamın arasındaki orjinali ispanyolca diyalog'da şöyledir:
john milton: maricella, your wife? the moment you left the apartment, she was upstairs with carlos. right now they are smoking 'crack' my friend. they are in the kitchen splitting a 'jumbo'. and then, on your own bed, he's going to fuck he up the ass. and she's going to love it... right there on your special green bedspread.
- how the fuck do you know?
john milton: do yourself a favor and put that knife where it belongs. enjoy yourself. you still got time. there's a train coming the other way, you'll just catch it. you'll thank me in the morning.
filmin son sahnesinde alpacino'yla keanu reeves 'in replikleri ayrı bi dikkatle dinlenmelidir kanımca...alpacino nun "seni hiç bişeyi yapman için zorlamadım" demesi ve en son kısımda "kibir en çok sevdiğim günahtır" demesi olayı özetliyor aslında...ve ayrıca alpacino 'nun tüm bu işler için hukuğu seçtiğini söylemeside ayrı bir ironi.
"suçluluk duygusu sırtında taşıdığın bir çuval tuğlaya benzer. tek yapman gereken elinden bırakmak!" gibi unutulmaz bir cümleye ev sahipliği yapan unutulmaz film.
tanrı-şeytan-insan üçlemini değişik bir açıdan işleyen, mutlaka izlenmesi gereken bir film. özgür irade, insanın kibri ve açgözlülük hakkında iddialı göndermeler içeriyor. al pacino, keanu reeves ve charlize theron'un bu filmdeki oyunculukları da olağanüstü kanımca.