1951 yapımı, an itibariyle
imdb top250' de 199. sırada olan bilim kurgu filmi.
imdb' ye göre 2008' de yeniden çekilen versiyonu gösterime girecektir. yeni versiyonda
keanu reeves,
jennifer connelly ve
kathy bates rol alacak.
1951 yapımı
http://www.imdb.com/...
2008 yapımı
http://www.imdb.com/...
filmde klaatu tarafından robotu durdurması için esas kadına söylenen parola olan
klaatu barada niktu; uzun yıllar sonra sam raimi yönetmenliğinde çekilen ve bugün kült kabul edilen
evil dead serisinin üçüncüsünde
*, ash'in
necronomicon'u alırken söylemesi gereken cümle olarak kullanılmıştır. üstat sam raimi'nin geçmişe selamı mahiyetindedir.
uzaydan gelen
klaatu yeryüzünde
carpenter ismini kullanmaktadır.
isa peygamber'in mesleği
marangozluktur.
ilk olarak
robert wise tarafından çevrilen 1951 tarihli bilim kurgu filmi. 2008'in aralık 12'sinde sinemalarda izleyeceğimiz yeni çevriminde yönetmen olarak
scott derrickson yer alıyor. derrickson'ı
the exorcism of emily rose'dan çok ta iyi hatırlamıyorum açıkçası. bütçesi bir hayli yüksek olan filmin görüntüleri adeta video havasındaydı kimi zaman. yer yer oldukça iyi sahneler ve görsellikle oluşturduysa da genel olarak iyi bir film değildi. bunda senaryonun da parmağı olduğu açık. senaryoyu yazan kişinin kendisi olmasıysa durumu daha net ortaya koyuyordu. yapımcıların bir bildiği vardır elbette. eline böyle bir bütçe teslim edecekleri adamı bilirler. robert wise'ın filmine baktığımda etkileyici ve mesajlar içeren bir film görüyorum. yeni çevrimde günümüzün görsel efekt teknolojisinin aşmış oluşuyla çok sıkı bir bilim kurgu izleyeceğimizi düşünüyorum. yapılması gereken sanıyorum eski filmlerin orjinallik kokan öykülerini ve ruhlarını alıp yepyeni bir bilim kurgu anlayışıyla ele almak. sıradan aksiyonlara kapılmamalarını umarım. keanu reeves'in rol aldığı bir başka bilim kurgu olan
the matrix'in özellikle ilk filmindeki gibi yepyeni bir deneyim yaratmaya çalışmalarını çok istiyorum açıkçası. matrix kendisinden önce var olan parçaları birleştirip yeni ve nefes alan bir sinema tecrübesi sunmuştu. dünyanın durduğu gün'ün fragmanları ve karanlık gözüken atmosferi bilim kurgu seven bana şu an için çok fazla heves aşıladı. sabırsızlıkla bekler durumundayım. umuyorum i am legend benzeri bir hayal kırıklığına uğratmaz beni. görsellik ve aksiyona yüklenip öyküyü sade bırakmak büyük bir hata zira. öykü her zaman için ön planda olmalı. öykü, görsellik, bilim kurgu ve drama öğelerin hiç birini geri plana düşürmeden can verilecek filmin de oldukça başarılı ve unutulmaz bir yapım olacağını düşünüyorum.
****ilk filmden bir sahne. ben uyarayım baştan. okumak size kalmış:****
ilk the day the earth stood still'den bir ufak ayrıntı vermek istiyorum. klaatu isimli uzaylı dünyaya indikten sonraki büyük karmaşada şehre ve halkın arasına karışır. amacı bir profesörü bulup derdini açıklayabilmektir. profesörün evine gittiğinde tahta üzerinde bilim adamının bir türlü çözemediği (sanıyorum kimsenin çözemediği) matematiksel bir formül bulunmaktadır. klaatu bunu çözer ve bilim adamına bir mesaj bırakır.
sanıyorum bir başka filmden tanıdık gelecektir.
ertesi gün devam eder heyecan yapmayalım
yazmadan önce söylemem gerekir ki robert wise'nin yönettiği versiyonu izlemedim ama hakkında düzülen methiyelerden haberim var . ben haliyle ikisini kıyaslama durumunda olmadığımdan daha popüler olanı -izlediğimi- yazıya malzeme edeceğim.
film klasik bir uzaylı-dünyalı buluşmasını anlatmıyor. dost ya da düşman değil ;gezegene dev bir küre içerisinde inen yaratık. sadece bu gezegeni sevdiklerini söylüyor ve de bizim o gezegeni yok etmek için ısrarla çabaladığımızı.
film boyunca dillerden düşmeyen slogan , son zamanların popüler seçim sloganı: "we can change." aslında bu sadece bir seçim sloganı değil , dünyanın en popüler sloganı şu anda. insanlar artık, laboratuvardaki kafesin içindeki tekerleğin içindeki fare olmaktan sıkıldılar. böyle önemsiz bir mevcudiyeti , böyle nafile çırpınışlarla anlamlandıramıyorlar. büyük bir boşluk , büyük bir memnuniyetsizlik var. dünyanın kaynakları tükenirken , her geçen gün dünya daha kötü bir yer oluyor. sürekli bir koşuşturmaca, bitip tükenmek bilmeyen arzular, sadece kendimizi zehirlediğimiz sigara dumanı misali hayaller... bütün bu sorumsuz , başıboş , umutsuz tavırlarımıza son verecek bir şeyi bekliyoruz.
mesela lost adasını seviyoruz. orada yaşayan insanlar kurtulmalarına rağmen oraya neden özlüyorlar , bunu anlayabiliyoruz. çünkü biz neden insanların sürekli batıya gittiğini , neden yeniden başlamak için çabaladığını da biliyoruz. çünkü hepimiz yaşadığımız şeylerden nefret edip bir ikinci şans istedik şu yaşa gelene kadar. bazen hiçbir çare, hiçbir yol yokmuş gibi gözüküyor. işte o zaman beklediğimiz şey yeni bir hayat bile olabiliyor.
film boyunca insanlar değişiyor . ufaklığın annesine karşı tavrı bile değişiyor . çünkü biz sadece zorda kaldığımızda değişiyoruz, evriliyoruz. sistemler hep tıkanır ve sonunda ifrazat aşamasına gelir. günümüzde hepimiz hissediyoruz o salgıları. ekonomide, siyasette hepimizin gazetelerde okudukları o şeyleri biliyorsunuz: "şu çöktü mü, artık bunun sonu geldi mi ?"
filmde keanu reeves geliyor ve dünyayı kurtaracaklarını söylüyor. yalnız bu kurtarma sözcüğü ile aklımıza gelen ilk şeyi kast etmemiş. dünyayı kurtarmanın yolu insanları yok etmek. çünkü onlar asla düzelmiyorlar ve bu gezegen onların yok etmesine izin verilemeyecek kadar değerli.
bir şeyi kaybetmek üzereyken aklımıza geliyor onu ne kadar sevdiğimiz ve aslında onu hiç ama hiç kaybetmemek istediğimiz. dünyanın en büyük gücünün füzeleri bile işe yaramıyor bazen, sandığımız kadar güçlü, sandığımız kadar gelişmiş olmadığımız anlıyoruz o anlarda ve aslında ne kadar aciz olduğumuzu hatırlıyoruz bunca zaman sonra.
filmin sonunda zaman durdu sanki. bütün her şey , bütün aletler durdu. bütün bu karmaşanın içinde sanki reset atılmış bir makineye döndü dünya. yine de biz bu şansı kullanamayacağız ve her şeyi elimize yüzümüze bulaştıracağız, eminim bundan. sonra tekrar gelecekler, en az gelişen canlı olduğumuzu yüzümüze vuracaklar ve merhamet dilemek bu sefer bir işe yaramayacak.
bütün her şeyi tükettik , mahvettik...ne içindi peki, ne uğruna? neydi bunca şeyi yapacak gücü bize veren?
"why, mr. anderson? why do you do it? why get up? why keep fighting? do you believe you're fighting for something? for more that your survival? can you tell me what it is? do you even know? is it freedom? or truth? perhaps peace? yes? no? could it be for love?"- agent smith-
tekrar "agent smith"ten :
" ı'd like to share a revelation that ı've had during my time here. ıt came to me when ı tried to classify your species. ı realized that you're not actually mammals. every mammal on this planet instinctively develops a natural equilibrium with the surrounding environment, but you humans do not. you move to an area, and you multiply, and multiply, until every natural resource is consumed. the only way you can survive is to spread to another area. there is another organism on this planet that follows the same pattern: 'a virus'. human beings are a disease, a cancer of this planet, you are a plague, and we are the cure. "
not: bu film matrix değil; olamaz da. iyi film miydi? hayır , değildi(aramızda kalsın ama felaketti!). tahminlerime göre zaten beğenilmeyecek ama benim hoşuma gitti , çünkü en azından bizimle alakalı bir derdi vardı . güzel anlatır, anlatmaz...orası tartışılır.
(setheleh, 12.12.2008 23:45 ~ 02.01.2009 14:48)
(bkz:
tugg speedman)
(bkz:
scorcher) i-ii-iii-iv-v
scorcher vi: global meltdown
~here we go again~
~this winter~
(bkz:
ben stiller)
(bkz:
tropic thunder)
ilk versiyonu ile arasında 57 yıl geçmiş ama anlaşılan o ki roller değişse de insanlar değişmemiş. 1951 yılına göre olağanüstü 2008 yılı için vasat bir senaryo. bilinen "hey dünyalı biz dostuz, ama senin değil dünyanın dostuyuz." temelinde kurgulanan bir film. afişinde belirtilen günde izleyip "boşuna dünyanın durmasını beklemişim verdiğim paraya yazık" dedirtmiştir bana.
-------------------------------------------------------------------------------
göktaşı zannedilen bir cismin manhattan'a düşerek şehrin yok etmesi beklenirken, cisim yeryüzüne yaklaştıkça yavaşlamış ve yumuşak iniş yapmıştır. olaylar bunun ardından gelişir.
--------------------------------------------------------------------------------
kısacası modern fakat vasat bir
nuh tufanı senaryosu.
şöyle bir diyalog geçti filmde:
telefon çalar:
- dr. helen benson?
+ evet, benim.
- ben newark tren istasyonundan arıyorum. burada bir hastanız var.
-... üzgünüm ama bir yanlışlık olmalı. ben o tarz bir doktor değilim.
+ bir saniye... diyor ki
ilacım sende!
sonrasında "kâbus gibi geçen geceler, bitmiyor aşkım/derdimin dermanı, ilacım sende sevdiğim" mısraları döküldü dudaklarımdan. ağladım lan.........
(ehhehee tamam nan tamam netten buldum bu şiiri, ama "ilacım sende" ne lan? ferdi tayfur filmi mi bu? alla alla)
felsefik bir yapım olacam diye kasan, ancak kuran'ın şifresini çözmekten öteye gidemeyen, aksiyon fakiri, kötü bir film. ama sıkıntıdan boğacak kadar kötü değil. hatta ilk yarı bittiğinde içimde büyük umutlar vardı. keanu abimizi dövüşürken görecez dedik, adam dövüş olayını aşmış bitirmiş, beyin gücü saçmalığı. filmde üç beş diyaloğa giriyor, onlarda da zorlama bir mesaj kaygısı içinde.
çok iyi olabilirmiş. ancak şu haliyle, "mısır yesem bana yeter" diyenler için tercih edilebilir bir arkaplan.
1951 yılında çekilen versiyonunu bilmiyorum ama 2008 de çekilen versiyonu son derece boktan olan film.
amerikanın kendini dünyanın en büyük gücü sanması, korkaklığını saldırarak kapatmaya çalışması, gizemli fbı ajanı söylemleri, "onları uçuralım, cehennemi hissetsinler" gibi gaz içerikli söylemlerin hemen ardından siki tutan amerikalı üst yöneticiler.. hepsinin olduğu kilişe bir film. senaryoda son derece tırt. hiç bişi yokken insanların hisselerini anlayan bi robot uzaylı çıkıyor en sonunda.
ayrıca bir rica olarakta.. keanu reeves yakışıklı bir adam eyvallah! kamera onu arkadan yürürken çektiğinde ve yavaşça başını soldan geriye döndürüp baktığında da iyi görünüyor olabilir. ama lütfen bir filmde de bunu 5-6 kez çekip koymayın. adam tuvalete giderken bile böyle bi sahne olacak neredeyse.
ve açıkçası, gitmeyin bu filme. paranıza, genç turkcell şifrenize ve bedava biletinize yazık. başka filmlere gidin, olmadı oturun bi kahve için.. ohh mis gibi şöyle..
geçen gün izlediğim ve tamamıyla fiyasko olan bir film. elimden gelse bütün sayfayı "kötü" yazısıyla doldurmak isterdim.
---spoiler içerir---
filmin metninde anlattığı, siz kötü insanlarsınız, dünyaya sahip çıkmadınız ve ölmeyi hakediyorsunuz... buraya kadar güzel ama gel gelelim filmin yapım klişelerine... uzaydan bir insan görünümünde dünya dışı bir varlık gelir, yanında da devasa bir koruyucu, dandik robot gibi birşey... tabii bu adam yine ine ine amerika'ya iner... amerika tüm savunma gücünü kullanıp uzaydan gelen bu şeyi yok etmeye çalışır ve tabii ki başarılı olamaz... insan neslini dünyadan kaldırmaya geldim diyen
klaatu* bütün film boyunca, filmin esas kızının "bunu bize yapma; değişebiliriz", laflarına karşın bu olacak ben bunu değiştiremem gibi ahkamlar kesmektedir. filmin sonuna doğru uzaylı böcek sürüsü tüm dünyadaki şeyleri yemeğe ve yok etmeye başlar...vs. vs. filmin sonunda da nasıl oluyorsa klaatu, esas kadın ve oğlunun arasında yaşanan duygusal olayları görerek "evet bunu anlıyorum, değişebilirsiniz" falan nidaları eşliğinde, durduramam dediği falaketi tek bir dokunuşla sona erdirir.
--- ---
aslında bu kadar uzunca şeyde anlatmak istediğim, tamamen klişelerle dolu, kısır döngü içerisinde olduğunu gördüğümüz amerikan sineması. bütün dünyanın yapamadığını, son dakikada bir kurtarıcı, burada doktor rolündeki esas bayan, yaptırıyor.
bu yüzden filmi sakın bir beklenti içerisinde izlemeyin, tamamen
uyduruk, görsel efekt desen onlar da beş para etmez. aynı şekilde oyunculukların da harcandığı bir film.
(ceyus, 26.12.2008 10:26)
her bir sahnesinde mesaj vermeyi kendine görev bilmiş bir yönetmenin elinden çıktığını belli eden film.
hayır, abartmıyorum! her bir sahnesinde izleyiciye "mesaj" ulaştırmaya çalışmaya o kadar odaklanmış ki... dünya denen gezegende homo sapiens olmayı yeni bedeninde aniden öğrenmek zorunda bırakılan
uzaylı kardeş rolünün sap ya da odun şeklinde ortada gezinmesi bile öylesine yapmacık olmuş... artık toparlanamayacak kadar kötüleşmiş oyunculuklar. tabii bütün bunlar yönetmence yüklenilmesi gereken hatalar. kalkıp oyuncularına "siz takılın... ben çekerim" demedi ise!
özetle, film maalesef mesaj kaygısına kurban edilmiş.
diğer taraftan filmin sonu hakkında ayrıca bir iki söz sarf etmek istiyorum. eskiden moda filmde iyileri galip getirmekti. sonra bir ara kötülerin kazandığı ya da kimsenin kazanmadığı filmler çekilmeye başlandı. son zamanlarda hikayenin sonunu izleyicisine bırakan tipte senaryolar çekildi. seriler var bir de... bir sonraki için açık kapı bırakma da aslında modaydı bir ara. "bu film biraz gişe yapar para kazanırsak ikincisini yaparız" kapitalist önermesinden hareketle biraz da modadan etkilenerek sonunu biraz izleyiciye bırakıp biraz da açık kapı bırakmışlar ikincisi için. peki adama sormazlar mı? "yahu bu kadar mesaj kaygısı içinde izleyiciye ne bıraktın ki?". bütün film boyunca mesaj pompala sonra izleyiciye bırakma numarası karışık ikinci bölüm için kapıyı arala.
çok canınız sıkılır da gidecek film bulamazsanız gidin! başka türlü gitmeyin derim.
imax olarak izlememe rağmen sıkan, esneten ve bayan bir film olmuştur. gerçi 1951 yılındaki aynı senaryoya sahip bir şekilde çekildiyse o dönemin kült filmlerinden biri olabilir ama bu konuda 2008 e kadar bir ton film çekildi ve hiç birinin bu filmden bir farkı yok. izlemeye değmicek bir film.
eski versiyonunu izlemediğim için çok derin bir analize girmeyeceğim, ancak yeni versiyonundan anladığım kadarı ile şu ana kadar izlediğim tüm kurtarma-kurtarılma filmlerine, dizilerine farklı bir soluk gelmiş.
izlediğiniz tüm filmlerde insanoğlu, özellikle de amerika tüm gücü ile birleşip, dünyayı salgınlardan, dünyaya çarpan meteorlardan, tsunamilerden, fırtınalardan, küresel ısınmalardan kurtarır. the day the earth stood still'de ise dünyayı takip eden tüm pararlel evren canlıları, dünyayı insanlardan kurtarmaya geliyor. özellikle klaatu'nun şu lafı tüm filmin özeti denebilir;
"eğer dünya yok olursa siz de ölürsünüz, ama siz yok olursanız dünya yaşamaya devam edecek, kendini yenileyecektir"
velhasıl yeni versiyon için iyi para dökülmüş. özellikle filmin sonunda dünyanın temizlenme şekli çok akıllıca ve etkileyici. herşeyi yıkılmıyor, bildiğiniz yok ediliyor..
51 versiyonunu izleyince buraya edit getireceğim. ama film, her ne kadar mesaj kaygısı taşıyor olsa da filmde verilen en önemli 2 mesajdan birisi doğru diğeri ise yanlıştır.
*ilk mesaj dünya'nın yok olma şekli yönündedir. bu kesinlikle doğrudur. insanoğlu sonunda dünyayı yok edecektir, bunun farkına varınca da iş işten çoktan geçmiş olacaktır.
*ikinci mesaj ise jeniffer connely'nin söylediği "değişebiliriz, tüm insanlar değişebilir" mesajıdır. bu da kesinlikle yanlıştır. insanoğlu kendi dünyasına karşı riyakardır ve her zaman öyle kalacaktır. değişmeyecektir. insanoğlu kendisi için yaşar. kendisi için olmasa bile sevdiği insanlar için yaşar. ama hayatımda dünya için yaşayan insan görmedim.
neyse efendim, kendi içinde o kadar kötü bir film değil. ama zenci çocuğu da hiç sevmedim. çok saygısız, karaktersiz ve çapsız bir tip..
yine bir amerika reklamı; ulu amerika, dev amerika, lider amerika; "bakın biz şunu da yaparız, bakın biz bunu da yaparız, bakın biz onu da yaparız" değdirmeleri falan... ama film genel olarak pek de sıkıcı değil, siyahi çocuk hariç. bir çocuk bu kadar mı gıcık olur kardeşim? çakacaksın ağzının ortasına iki tane, susup oturacak. hey allah'ım! insanı şiddete yönlendiriyorlar yahu!
sonuçta genel olarak güzel mesajlar verse de mantık eksiklikleri gayet bol olan bir film. çok büyük hevesle izlememek lazım tabi. öyle birkaç saatim geçsin diye izlenebilir sadece.
---spoiler gibi değil gibi---
valla gelsinler ak... gelsinler, her şeyi küle çevirip gitsinler... hiç olmazsa bizden sonra evrim belki bir yolunu bulur da, adam gibi bir uygarlık varolur dünyada....
ha küle çevirmeyeceklerse, adam gibi yardım etsinler, yol göstersinler, çekip gitmesinler.. gelip, bizi sağ koyup giderlerse dinler işin iyice bokunu çıkarırlar zaten...
2008 yapımı olanı mesaj içeren güzel film... izleyiniz.. . elimde olsa 50' li yıllarda çekileni de izlerim ama şu anda elimde yok...
alışıldık, saçma, yavan bir film. aynı hikayenin 15 dk ile de anlatılacağı film.17 değil bak 15.
yarak gibi demekten zerre kadar imtina etmeyeceğim film. hollywood sıçtı tabii, konu bulamıyor laleler. tekrar edin eskileri bakalım.
not: yeni versiyona yarak gibi dedim koçlar. sakın ha yanlış anlaşılmayayım, eski versiyonu izlemedim...
şiddetle uzak durulması gereken film. ömrünüzden 2 saat harcamayın bu filme. ne görsel şölen, ne senaryo var. keanu revees istiyorsanız açın matrixi bir daha seyredin, bu kadar sıkmayacaktır.
(comex, 16.04.2009 15:36)
"2 saattten bir şey olmaz, benim vaktim bol" diyenlerin izlemesinde sakınca olmayan film.
+ 18 ----- şiddetli spoiler içerir ----- +18
bir skim yok lan filmde. yarak gibi afedersin.
+ 18 ----- şiddetli spoiler içerir ----- +18
deep not: ne zaman bir uzaylı gelse dünyaya insanlık adına hep de amerikalılar konuşuyor ya... olum aya çıktınız tamam da ruslar da çıktı. bak onlar böyle görgüsüzlük yapıyor mu. feyz alın
* biraz.