anathema nın 1992 yılında çıkarttığı ep. oldukça sert ve karanlık bir albüm (ep yada) en azından anathemanın sadece son dönemini takip edenler için. everwake hariç tüm şarkılarda brutal vocal var. anathemaya özgü o melankolik atmosferi her şarkıda fazlasıyla hissedebiliyorsunuz.
şarkı sırasıda şöyledir:
insanın ruhuna işleyen everwake gibi bir şarkının bulunduğu geri kalan şarkıların ise doom-black sound a sahip olduğu...ilk demo albumlerini saymassak anathemanın 3. albumu...
they (always) die ve everwake gibi iki muhteşem şarkıyı barındıran anathema e.p.'sidir.anathema eskiden nasıl müzik yaparmış öğrenmek isteyenlerin edinmesi gereken,her anathema dinleyicisinin de dinlemesi gerektiğine inandığım müzik kutusu.
anathema'nın en güzel albümlerinden birine adını veren eser.
daha önce all faith is lost(91) ve they die(1992) çalışmalarında da farklı versiyonlarıyla kendine yer edinmiştir. fakat mükemmelleşip su yüzüne çıkması adını verdiği albümde gerçekleşmiştir.
bu arada şunu da belirtmekte fayda var; şarkı neredeyse tamamen danny cavanagh'ın bireysel çalışmasıdır. söz ve müzik kendisine aittir.
girişteki klavye-bateri bölümü şarkıya inanılmaz atmosferik,gothic bir hava katmaktadır. ardından darren white'ın kariyerinin(the blood divine da dahil) en içten, en etkileyici, en üzücü brutal çığlığı eşliğinde danny olayı koparır. zaten giriş bölümüyle havaya girmiş olan dinleyici bu aşırı melankolik gitar riffi(0:55-2:42) eşliğinde dibe doğru yol almaya başlar. ve yavaş yavaş sözler gelir:
ı cry a tear of hope but it is lost in helplessness
the darkness eats away at the very embers of my soul
for the deepest love ı had has dissolved before my eyes
my sorrow is bleak, ı beg for deliverance
lord, in your mercy, hear my prayer
all emotion is consumed by an inner silence
all grief is unassuaged by disconsulate tears
ı want for nothing, ı live for nothing
ı am waiting to die but ı am afraid of dying
lord, in your mercy, hear my prayer
crestfallen emotion
wallowing in guilt
and drowning for evermore
falling deeper into fear
my inner self is now
a sleeper of stone
help me.
yedinci dakikada "crestfallen emotion..." diye başladığı nokta da şarkının kritik noktalarından kanımca. hem vokal, arka vokal hem de gitar mükemmel bir uyum oluşturmuş. ritmin üzerine çok gidilmesinden olsa gerek; we the gods'taki hava yakalanamamış. sözler çaresizlik temasını işlerken, ritim nefret üzerine kurulu sanki. ama şarkının en öldürücü bölümleri danny ve vincent'ın gitarlarını karşılıklı ağlattıkları bölümlerdir.
kısacası adıyla, melodisiyle, yapısıyla, sözleriyle, vokaliyle, hissettirdikleriyle bir anathema şarkısı...
adam gibi muhabbet edebilen yazar. çok severim kendisini, hayata dair paylaştıklarıyla olsun, umut dolu oluşuyla olsun kendisini çok sevmemi sağlamıştır. sözlüğe tekrar hoş gelmiş...
sıkılmadan saatlerce dinler beni.. ben bile kendime bazen tahammül edemezken, sabaha kadar dayanıp, kibarlığın altını üstüne getirir her seferinde.. kafa yorar herşeye.. boşvermez.. içlidir birazda.. ben bilirimde, kimse anlamaz kolay kolay..
1 yaşına girerken mumu iki parmağının arasında söndürüp ateşin yaktığını o zaman öğrenmişti.. daha sonraları ten yanmasından yürek yanmasına kadar beraber öğrendik bütün yanma şekillerini..zeytine çipi derdi bir de.
burçlarla ilgili ilginç takıntıları olduğunu öğrendiğim, dinlediğim müzik hakkında beni bana kendimin yapamayacağı bir şekilde tanımlayarak beni şaşırtmış, sanırsam yakın müzik zevkimizin olduğu nickden anlaşılacağı üzere anathema hayranı, girileriyle insanın güldürebilme yetisine sahip nesildaş.
ananem internet bağlatmış. bu çınarcık çok komik ve çok enteresan bi yer olmuş. bu bayram gelip görmeni istedim, bu dileğimi dün gece telefonda konuşurken teyzeme söyledim ama bu bayram istanbulu teneffüs edeceğinizi öğrenince kalbime bi burkuntu gelmedi değil hani. bu enteresanlığa sabaha kadar gülmek vardı hani, kısmet değilmiş.
işlerimde çok yoğun. dün gece uludağ'a giderken patrona yalvarmalarım sonucu emelime ulaşıp yalovada attım kendimi otobüsten. sen okul, ben iş derken aynı şehir ayrı kodu bizi be nil'im.
nil nehri ayrıldı sanma ama.
ev hedayesi alıp evine gelmem gerek, biliyorum. öküzlüğümden ödün vermiyorum, bunu bu mektubumda yazıyorum. insan ev hediyesi alacağını öyle bağıra çağıra söyler mi hiç. söylemez.
bi bavulun kaldı bende. içinde kitapların, yıkanmış eşyaların var. gelde al bi ara. hem görüşmüş oluruz. ben sömestre'de kıbrısa gidiyorum. gitmeden gel.
ankaradamıdır acaba kendisi.zamanında bir müzik oluşumu içine girecektik eğer tahmin ettiğim insansa kendisi.ama sonra sattı gibi oldu.daha hiç görmedim.neyse umarım müzik hayatı iyi gidiyordur.
edit:tahmin ettiğim insan değilmiş.ankaradaymış müzikle uğraşıyormuş ama o değilmiş.sağlık olsun efendim..
biz anathema'nın o zamanlarını muhtemelen bilemeyeceğimizden şimdi düşününce ve dinleyince varlığı normal gelen albümdür. evet anlatamadım şimdi anlatacağım..
o zaman danny * zat-ı yeteneği henüz 20 yaşında vincent kişisi de 19 yaşındadır. bu bestelerin yapımını falan düşünürsek danny abimiz bunları oturup 18-19 yaşında yapmış olabilir.. nası lan? dedirtir. yani bildiğin 18-19 yaşında anathema yapmaktaydı bu besteleri.
gelmiş geçmiş en damar şarkıları bulunduran the silent enigma çıktığındaysa 23 yaşında falanlardı, nasıl bir olaydır bu? nasıl bir olgunluğa erişim, nasıl bir duygusal zeka ve yetenektir?
not: bu konular kafamda gezerkene anathema'nın one last goodbye dinleyip sevgili muhabbetine giren ertesi gün konsere gelip anceelikaa diye bağırıp panic çalarken bu ne lan diyen emo kılıklı kokarcalardan uzak tutulması için bir örgüt kurma isteğiyle yanıp tutuşmakta, hırs yapmaktayım.
cennetsel aşkın olmadığını anladı sanırım. çok sevmiş olmanın, sevilme nedeni olamayacağınıda. üstelik saçları cehennem kırmızısı. yalansa yalan desin! ama değil!
ipe sapa gelmez konular hakkında* o kadar çok kafa patlattık ki, sonunda bu safsatalara inanmaz hale geldik. dağların delindiği yalandı. aslında aşkta yoktu. şarkılar bizi kurtarmayı başaramadı hiçbir zaman.
elbet birgün, akrepler ve yelkovanlar yeniden koşturmaya başlayacak. o ana kadar, aklını fikrini boşver, nefes almak bile mucize!
bir insana hakettiğinden fazla değer vermekten musdarip yazar ki belki zaten aşk; birisine hakettiğinden fazla değer verip sonra da acı çekmek eylemidir.
bir şeyi deli gibi istemek, isteyip elde edememek, kafayı yemek denkleminde; bir de istenen şeyi elde edince, artık tatmin olmuş egonun pek de bu durumu umursamayacağı gerçeğiyle biraz daha rahat edebiliriz belki bazı şeyleri takmama konusunda..
hayatın daha başında olduğumuzu unutuyoruz ya da, bir şeyin peşine takılıp hayatı ona göre çizmek yerine hayatı çizdiğimiz doğrultuda bir şeylere takılsak daha az zorlanırız belki ne bileyim.
bi de aklıma gelmişken; saçlarının arasına mavi attırması gerek *
saçlarının arasına mavi attırma fikrini aklına kim soktuysa bulduğum yerde saçını başını yolacağım zat.
hayır senin değil, maviyi aklına sokanın. sarılara zaten çok pis gıcığım, bir de mavi olursa iyice zıvanadan çıkarım.
en son görüşmemizde hiç tanımadığım bir sürü insan senden kaynaklı olsada payını benden aldı.
üzerine gelesim, seni daha beter boğasım, en sonunda " yeter ulaaaan!" diye bağırtıp rahatlatasım var.
bir de, o elindekileri bırak bi köşeye yavrucuğum.
burnumda tütendir.
tüm sevdiklerimin benden uzak olması takdir-i ilahi mi bilmiyorum ama kavuşmamız an meselesi.
konuşacak, sevinecek, üzülecek ve akabinde hepsine birden sövecek çok şeyimiz var!
tatilini geçirmek için evime geldiğine bin pişman olan yazar. sabah yatakları ona toplatıyorum, çay demletiyorum, kahvaltı hazırlatıyorum, ütü yaptırıyorum, ben evi süpürüyorum peşimden 6 oda 1 salon olan evimin yerlerini bezle sildiriyorum, vileda onun neyine..
şu an soğan doğrayıp ağlıyor mesela. yemek yaptırıyorum. tüm mesuliyetlerimi üzerine yıktım. keyf alıyorum bundan.
fonda "makinada çamaşır var mı, hssktr ulaaan gözlerim yanıyoooo" diye çınlayan bir ses var. çok mutluyum ve kuzenimi çok seviyorum.