black clouds and silver linings albümünün aşmış, yardırmış bir parçasıdır.
10. dakikadan sonra tamamen bir
david gilmour esintileri hissedilmektedir
john petrucci'de.
türkçe meali şöyledir:
bir kaç yıl önce
yabancı bir şehirde
evden çok uzakta
tuskana kont’u ile tanıştım.
genç ve garip bir adamdı
asil bir kandan geliyordu
bir gezintiye çıkardı beni
serbest kırsal bölgenin bir ucundan diğerine.
atla arabama
hadi bir sürüş yapalım,
tüm yol boyunca
sana rehberlik yapacağım
sadece içeri gel.
belki anımsarsın
yamyam bir kütüphane müdürü olan
erkek kardeşimin hayatından esinlenilen karakteri.
yokuşların içinde esiyor rüzgar
şehrin tamamen ardında,
durmadan sürdük;
dar sokaklardan aşağı ve tozlu yollar boyunca.
son rastladığımızda
eski tarz bir malikanedeydik,
zümrüt yeşili bir alana yayılmış,
geride kalmış zamanların antik bir dünyası.
dur da tanıştırayım
kardeşimi
sakallı bir gentilmendir
ve de tarihçi
piposunu içer,
seçkin bir aksanla
telaşlandırır beni,
bir kaza olmaksızın.
yaşamak istiyorum (canlı kalmak istiyorum)
bu mekan hakkındaki şeyler
iyi hissettirmiyor sadece
ben,
ben ölmek istemiyorum.
birden bire hayatım korkutuyor beni.
hoşçakal demek istiyorum
bu beni canlı gördüğün
son kez olmalıydı.
ben,
ben hayatta kalmamalıyım
vardığımız andan beri biliyorum bunu
görmek ister misin,
gizli kutsal mekanımızı?
gece geç saatlerde gelirim buraya
mum ışığında tanrı’ya dua etmek için.
camın ardına dikkatlice bakmak,
inançla gördüm
hala krallara layık giysiler içinde olan
sunağın ardındaki azizi.
tarih anımsar,
savaşın devam ettiği zamanlar
efsane yeni yeni oluşuyordu
bu kale duvarları ardında.
askerlerin saklanmak için geldiği yer,
fıçıların ağzına kadar şarapla dolu olduğu,
asla kaçmak için doğru yer değildi.
tüm bu meşeden mezarlar, onların öldükleri yerler.
bodrum merdivenlerinden aşağı,
gözden kaybolurum ben.
meleklerin bir parçası gibi
son yakın artık.
gel ve bir tadına bak
nadir bulunan bu bağbozumu
tüm zamanların en iyi şarabının
yıllarla güzelleşmiş olan.
yaşamak istiyorum bu mekan hakkındaki şeyler
iyi hissettirmiyor sadece
ben,
ben ölmek istemiyorum.
birden bire hayatım korkutuyor beni.
hoşçakal demek istiyorum
bu beni canlı gördüğün
son kez olmalıydı.
ben,
ben hayatta kalmamalıyım
vardığımız andan beri biliyorum bunu
bu son olmalı mıydı?
ölüm yolum bu mu?
yapayalnız burada öylece oturmak
kimse benim tarafımda olmadan.
anlamıyorum
hakkettiğim bu şeyi hissetmiyorum,
neyi yalnış yaptım?
sadece, anlamıyorum.
bir şans daha ver bana
bırak da açıklayayım lütfen
tamamiyle şart koşulmuştu.
bir kez daha anlatacağım sana.
beni bir gezintiye çıkardın
büyük bir maceraya söz veriyordun
daha sonar anladığım tek şey,
hayatımdan korktuğumdu.
şimdi, bir dakika bekle dostum
bu nasıl olduğunu açıklamıyor
kafan karışmış olmalı
bu kim olduğumu açıklamıyor
lütfen korkma
asla seni incitmek istemedim
biz bu şekilde yaşıyoruz
göründüğü kadar garip olsa da
lütfen affetmeye çalış.
şapel ve aziz
askerler ve şarap
masallar ve hikayeler
tüm bu zaman boyunca kuşaktan kuşağa aktarıldılar.
elbette gitmekte özgürsün
git ve dünyaya hikayemi anlat
kardeşimden bahset
onlara beni anlat
tuskana kont’unu…