the corporation   

adana çık aradan

  1. izledikten sonra su dahi içmediğim belgeseldir.
    (bkz: gavur yapmış abi)
    (keyif pezevengi, 16.02.2006 05:43)


  2. 2003 yapımı şirketleşmeyi ve kapitalizmi mümkün olduğunca objektif bir şekilde eleştiren belgesel filmi.yönetmenler mark achbar ve jennifer abbott.micheal moore da görünüyor belgeselde.

    oldukça güzel eleştirmiş "bu kapitalizm dünyanın sonunu getirir" demiş ama alternatifini söyleyememiş herhalde amerikanın ön yargılarından korkmuş film.yine de fox shell ibm gibi tanınmış şirketler üzerinden kapitalizmin failure ını anlatmış film.
    (no pasaran, 07.10.2007 16:59)
  3. mevzubahis geçen "the company" romanlarını anlamak için izlenilebilecek güzel bir belgesel, moore ve chomsky'nin elini öpmeden yaka kartını takıp girmemek gerekiyor o plazalara. ama bu kadar baskı, trend ile gelen popülerliğin karşısına geçmekten öte onu silah olarak kullanmayı es geçtiklerini varsayıyorum, saymasam bile moore bunu düşünmüştür, akıllı adamdır vesselam.
    (man on the moon, 04.12.2007 23:25)
  4. tartışılması gereken film.

    etraflıca, farklı alanlardan yaklaşılarak tam donanımlı bir kapitalizm eleştirisi yapılmış. zeitgeist the movie'nin ikinci bölümü ve sonrası ile benzerlik gösteriyor. bu bağlamda, anlatılan komplo teorileri ile ilgili yapılacak yorumlar iki film için de geçerli olabilir.

    (bkz: zeitgeist the movie)

    tartışma derken, filmde anlatılanların tartışılacak bir tarafı yok zaten, anlatılanların komplo teorisi olmadığı belli, bunu artık tartışmaya gerek yok. var böyle planlar, bire bir böyle olmasa da benzeridir ya da ne bileyim böyle araştırmalar ses getirir, tepki doğar; bu sefer başka yollar bulmak zorunda kalırlar; ama vardır ve bir şekilde olacaktır hep.

    buraya kadar olanı, mantıklı düşünen herkesin malumudur.

    dolayısıyla, bunun bir adım ötesine bir düşünce geliştirmek gerekirse (şeytanın avukatlığını yapıyorum diye kıvırmayacağım, çünki düşünüyorum bunu sık sık);

    -------------------------------------
    - enerjinin korunumu ve kütlenin korunumu kanunundan hareketle; kütle, tüketim malları ve hizmete; para, enerjiye benzetilirse;

    bunların toplamı her zaman sabittir, sürekli bir biri arasında dönüşüm gerçekeşir, ama toplamları sabittir; buna göre dünya üzerindeki insanların tüketebileceği ürünler ve harcayabilecekleri para miktarı sabittir.

    dolayısıyla eğer eşit dağıtılırsa, herkesin doyması mümkün; ama o zaman ne zenginlik olur, ne rekabet olur; ki burdan şöyle bir tez de ortaya atılabilir; "rekabet olmazsa gelişme, ilerleme olmaz, bu da kapitalizmin yan etkisidir, kaçınılmazıdır" (kapitalizmi savunanlar bu tezi kullanırlar genelde).

    yani zenginlik olması için fakirliğin de olması gerekir.

    mesela adamları bıraksan bir yere, her şeyleri süper olsa, zengin de olsalar, sıçana kadar yiyecek, takatten kesilene kadar sevişecek durumda da olsalar, yine savaşırlar mı? rahat duramazlar mı? ötekininkine göz dikerler mi? ya da bu zenginlik, refah gibi kavramlar hep bir ötekine bağımlı olarak mı tanımlanıyor? yani zenginlik de göreli mi? başlı başına bir miktar, bir büyüklük belirtmekten çok, "ötekinden daha iyi durumda olmak" ile, yani sadece zıttı* ile mi tanımlanıyor? zenginlik kıyastan mı ibaret?

    acaba bu son kaçınılmaz mı? the matrix reloaded'da, architect ve neo arasında geçen diyaloğa benzer şekilde, matrix tekrar tekrar başlatıldığında yine hep aynı sonucun olması gibi, tekrar yeni bir dünya düzeni kurulsa yine benzeri şeyler mi olur? ("ulan keşke bir gün daha olsaydı, daha iyi çalışırdım" dedikten sonra sınav ertelenince, yine son akşama kadar yan gelip yatılır mı? dünyaya yeniden gelsek aynı hataları yapar mıyız?)

    yani aslında, "sadece güçlüye -güçsüzü elediği sürece- yaşama hakkı tanıyan bu sistem"in* vahşiliği, adaletsizliği yukardan büyük resme* bakıldığında apaçık belliyken, bu sistemin içinde yaşayan insanlar, biz, görece mikro dünyalarımızda, mikro çevrelerimizde, çekirdek ailelerimiz, arkadaşlarmızla bütün bu olanları bilsek de öğrensek de, davulun sesi uzaktan hoş geldiği için, kendi dünyamızda mutlu olduğumuz için mi ses çıkarmıyoruz?
    -------------------------------------

    bütün bunlardan şu çıkarılabilir: insanlar, birbirine üstünlük sağlama, ötekinden daha iyi durumda olma (ne konuda iyi durum? para/statü/itibar? ayrıca neye göre kime göre?), mal-mülk edinme, sahip olma hevesi gibi duygularından arınmadığı sürece; ki bu insanlığın çok büyük bir kültürel evrimler geçirmesini gerektirir, şimdi başlasan bile bir kere sistemleri ancak yüzyıllar sonra değiştirirsin, ki ondan sonra bir de insanları alıştıracaksın; dolayısıyla kırk kere de yeniden başlasa her şey, yine benzeri sistemler kurulur. suyun yolunu bulması gibi bir şeydir bu.

    kapitalizm, insanlığın bugüne kadar geçirdiği kültürel evrimlerle ulaştığı son durumunun aynasıdır, yani malumu ilamdır.

    bir masa etrafında toplanmış insanların uyguladığı yürüttüğü bir sistemdir evet. böyle çok masalar vardır. çok yakınımızda olan bildiklerimiz bile bu masalarda, bunların türevlerinde, benzerlerinde, kenarında kurulan çocuk masalarında otururlar evet.

    (bkz: tüm partilerin abd tarafından yönetilmesi/@2371974)

    ama asıl bu adamların uyguladıkları sistemin içinde yaşayan, bunu tüketen, devamın sağlayan insanlardır önemli olan; aslında eleştirilmesi, değişmesi gereken insanların kendileridir.

    -------------------------------------
    the matrix'de, cypher'in agent smith ile lüks bir lokanda konuşurken; az pişmiş, sulu, kalın bifteği kesip ağzına götürüp iştahla çiğnerken şarabından bir yudum alması, konuşmanın devamında prosunu yakması aklıma gelir hep:

    agent smith: as
    cypher: c

    as- do we have a deal, mr. reagan?

    c- you know... i know this steak doesn't exist. i know that when i put it in my mouth... the matrix is telling my brain that it is juicy and delicious.. after nine years, you know what i realize? ignorance is bliss.

    as- then we have a deal.

    c- i don't want to remember nothing.. nothing. you understand? and i want to be rich. you know, someone important. like an actor.

    as- whatever you want, mr. reagan.

    c- okay. you get my body back in a power plant, reinsert me into the matrix. i'll get you what you want.

    as- access codes to the zion mainframe.

    c- no. i told you, i don't know them. i can get you the man who does.

    as- morpheus.
    -------------------------------------

    ideal düzen hayal edilir, felsefesi yapılır, yazıya dökülür, sistemleştirilir, bütün bu ideal sistemler zaten yüzyıllar önce yazılmıştır, daha iyileri de yazılır belki.

    (bkz: demokrasi), (bkz: sosyal devlet), (bkz: hukuk devleti), (bkz: sosyalizm), (bkz: komünizm)

    uygulamaya gelince; ilk önce sağlanması gereken insanın değişmesidir. insan da ne darbeyle değişir, ne devrimle değişir; tarih boyunca da değişmemiştir. zorla yapılan değişimler kararlı bir şekilde sürdürülememiş, devamlılığı sağlanamamıştır. insanın değişmesi için değişimi sindirmesi gerekir. bu sindirim de süreç ister, bir anda olmaz.

    yavaş yavaş da olsa bir şeyler değişmeye başlayacaksa, ilk önce bütün bu eleştirilen sistem içinde yıllarca yaşandığı ve şu an da buna mecbur olunduğu kabul edilmeli. 500 yıl sonra ulaşılacak bir hedefi hayal etmek yerine, yine o yolda ilerlerken, daha yakın poligon noktaları hedeflenmeli, adım adım onlara ulaşılmaya çalışılmalı, bu poligon noktalarını birleştirerek büyük resim* çizilmeye çalışılmalıdır. hem süreç içinde belki; hatta belki değil büyük ihtimalle o büyük resim de* değişir, gelişir..

    sonuçta eğer bir şeyler yapılacaksa, daha uzun süreler, yine bu sistem içinde yapılacağı unutulmamalıdır.

    rage against the machine'e soru yöneltiliyor, "siz hem böyle devletleri, hükümetleri, sistemi, kapitalizmi eleştiriyorsunuz hem de sony music'den albüm çıkarıyorsunuz, nasıl olacak bu iş?".. onlar da diyorlar ki "evet, biz sony music'i söylemek istediklerimizi dünyanın her yerine duyurmak için kullanıyoruz"

    "when the power of love overcomes the love of power, the world will know peace" - jimi hendrix
    -------------------------------------

    (bkz: tüm partilerin abd tarafından yönetilmesi/@2371974)
    (deep thinker, 29.04.2008 02:53 ~ 13.05.2008 00:37)