tam hatırlamıyorum 8 ya da 16 bitlik eski atarilerde bir mario vardı. 80lerde çocuk olup da atari görmüş her türk genci eminim ki en az 3-5 kere cebelleşmiştir bu oyunla. bir kısım ne dandik oyun deyip geçmiştir mario'yu. ama bir takım psikopat kişiler bu oyunu affetmemiş, sonuna kadar mario'yu yönlendirmiş, muvaffak etmeye çalışmıştır. akabinde annelerinden televizyon başında oturmaktan dayak/fırça yemiştirler. bu dayaklara, fırçalara aldırmadan atarinin başında durup annenin atarinin adaptörü çekmesine izin vermeyen psikopatlar vardır ki onlar gerçekten başarmışlar, mario'yu yaşamışlardır.
herneyse oyunda ilerler ilerler ve ilerlerdik. tabii grafiklerin zavallılığı, oyunun tekdüzeliği, saçmalığı ve bayağılığına rağmen mario o zamanlar bizim için şaheserdi. tek oyunlu atari kasetleri edinmemize daha çok vardı. gözlerimiz ağrır, kısayollar ezberlenirdi. atariyi alışımın birinci ayı dolmamıştı, mario'ya yazalı ise bir hafta henüz olmuştu. paradoksal , canaforu binbir güçlükle, kusursuz oyunla biriktirdiğim haklarımı harcayarak yendim tabii. bu zamana kadar her bölümün son yerinde mantar kafalı bir eleman yönlendirdi bizi. işte o tipsiz kılıksız hep "thank you mario but princess is in another castle" derdi adamın asabını bozardı. ama dediğim gibi yılmadım. prensesi son bölümde gördüm. o asalet, o karizma, o güzellik, o şıklık... yıllarca rüyalarıma girmiştir kendisi. ben göbekli mario olmuş onu kurtarmışımdır hep rüyamda. lalin adi yazılımcılar prensese doyamadan yine başlattılar oyuna, yine o tipsiz kirpiler , kılıksız kamplumbağalar ve en kötüsü mantar kafa...
bugün atarimin kolunun padi geri hareket edebilse üşenmem bir daha bitirir, oyuna saatlerimi verir, prensesime kavuşurum. o mantar kafa beni yıldırmadı sizi de yıldırmasın. bir prenses var, dallamalardan yılmayın, mario olun, kerem olun, mecnun olun. durmayın. "princess is in another castle " olabilir fakat o castleı bulmak uzak değil.
game boy color'da oynadığım bir mario versiyonunda durum daha da vahimdi, prensese benzeyen şey bu lafı sarfettikten sonra o bölümde görülen bir canavara dönüşüyordu. o sebeple hiç bir zaman bir prenses peşinde koşmamak gerek, zira zehiri altın tepside sunarlar gümüş tepside değil. karşınızda bütün ihtişamıyla duran o güzide insan aslında hayatınızın bir bölümünde rastladığınız adi bir canavara dönüşebilir her an.
"e madem biliyodun baştan niye söylemedim amına koduğum" dedirten bir ekran yazısı.cocukların zekaları ile alay edilmektedir, oyun bu yazı görülene dek oynanır ve daha sonra kırılır ise en sağlıklısı olur.
yarabbim kabus gibi bir mesaj idi, saatlerde oynardın mario'yu o televizyonun karşısında ve sonuçta böyle bir mesaj ile karşılaşırdın..bitmez tükenmez..çocuk iken daha koyuyordu, üzülüyordun resmen..her ne kadar ebeveynlere acıklı bakışlar içerisinde "biraz daha oynayabilir miyim??" bakışı atardın..hem onlar izin vermez, hem de senin başın ağrır aynı zamanda..
insanda "t.şşakmı geçiyosun bilader?" deme isteği uyandıran yazıdır. çocukken ufacık olan eller kasılmış, gözler kan çanağına dönmüş, beyin desen fındık modeli olmuştur. ama prenses başka kalededir. o gün olmasa, ertesi gün kurtarılır icabında.
her sonuca ulaştığımı sandığımda bu yazının ekranda belirmesiyle prenses diye birşey olmayıp ayak işlerine adice kullanılmış hissine kapılmamı sağlayan yazı...
yumurta içinden çıkan garip bir yaratığın (bebek demeye dilim varmıyor) söylediği mario oyunu repliği. ha biz bilirdik zaten canavarın dandikliğinden; "ulan koskoca prensese bu yeşil dallama mı bekçilik edicek!" diye ama umut her zaman insanın içinde.
o değil de, lise üçüncü sınıfta eski bir sınıf arkadaşım mario lakaplı müdür yardımcısının (adam da tam mario'ydu. kısa boylu, pos bıyıklı, kara kaş, kara göz vs.) dersinden önce kara tahtaya bu cümleyi yazmış. çok gülmüştük, bilemezsiniz.
o çirkin prensesi kurtarmak için, kaplumbağa görünümlü ejderhayı ve köprüyü geçtiğimizde aldığımız cevaptır. prenses diğer kalede de yoktur. ama ingilizce öğrenene kadar kafamı bu olaya takmadan oynardım.