otobüs yolculuklarımı çekilir kılan kitapların yazarı. ya çok sever ya da bir daha okumazsınız sanırım kitaplarını. kabul edilmesi zor bir gerçeklikle antatır özgürlük duygularını. ve dersiniz içinizden herkes de bilmesin, herkes de okumasın zaten..
hayata "genel"den çok daha farklı bir bakış açısıyla bakabilen, kısacık yaşamının çok büyük bir kısmını akıl hastanelerinde geçirmiş, cesare pavese ve kafka hayranı, türkiye'nin önemli kadın yazarlarından biri.
pek çok kez ölüme niyet edip intihar eden yazarın ölüm sebebi sanılanın aksine intihar değil, hastalıktır.
türk edebiyatının gamlı ve nostaljik prensesi olarak anılır. tezer özlü ilk eşi yönetmen erden kıral'dan, almanya'da tanıştığı kendisinden 10 yaş genç hans peter'e aşık olunca boşanır. erden kıral'a almanya'dan yazdığı mektup hem acı hem de düşündürücü.
"... dostça ayrılmamız gerekir. yaşamımız boyunca en derin dostlar olarak kalmamız gerekir. kimse başkasını sevmekle, başkasını ne boynuzlar ne de başkasına kazık atmış olur. bunlar insana özgü duygular. biz insanlığa yön vermeye çalışan kişiler olarak, tüm insancıl duygulara saygı göstermeliyiz. sekiz yıldır evimizin kalorifer sorunu çözülemedi, sekiz yılda evimizin erkeği olarak salona bir soba kurmayı başaramadın. en büyük enflasyon yıllarında evin tüm yükü sırtıma bindi, 14 yılda ayakkabılarımı koyacak bir yerim olmadı, şu an istanbul'a dönsem yatacak ılık bir odam yok. istanbul'dan buraya gelirken içimden bir ses 'aynı koşullara dönersen, aynı koşullara, artık yaşamda hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini, yaşlılığı ve durgunluğu kabul et..."
tezer özlü ve erden kıral boşandıklarında kızları deniz küçücüktü. annesi ve babası boşandığı için 6 ay onlarla konuşmamıştı. deniz hala annesi hakkında konuşmakta güçlük çeker, gözleri dolar. hayata tutunmaya çalışır o da annesi gibi.
şimdi gamlı prensesimiz aşiyan mezarlığı'nda serin esen boğaz rüzgarlarıyla birlikte uyuyor. işte tezer özlü'nün "kalanlar" kitabından bize kalanlar....
"işte "beğendiğim" insanlar
- lodosta başı ağrımayanlar
- insan dramının bilincinde olmayanlar
- her sanat yapıtını aynı biçim ve aynı ölçü ile algılayanlar
- uçakta iştahla yemek yiyenler
- karı veya kocasına hayranlık duyanlar
- kendilerine hakim olmaları gerektiğini sananlar
- görgüden söz edenler
- herhangi bir gemide, herhangi bir yabancının ayakkabılarını modaya uygun bulup bu konuda konuşanlar
- biriyle yatıp ona iyilik ettiklerini sananlar
- sabahları genel konular üzerine konuşabilenler
- özel yaşamlarını gizli tutmaları gerektiğini sanıp, bu konuda hiç söz etmeyenler
- yemekler ve mutfak üzerine konuşurken, sanki askeri bir darbeden söz eder gibi heyecanlananlar
- aşık olunca, ömür boyu sürecek eşlerini bulduklarını sananlar."
edebiyatın "gamlı prenses"i olarak anılan, kitaplarında sen, o diye hitap ettiği kişilerin tamamı aslında kendi olan, “yaşamın ucuna yolculuk”da en sevdiği yazarların yaşadığı kentleri dolaşırken, kendini, en çok da doyumsuzluğunun tarifini, olaylarla ve düşüncelerle çok iyi yapabilen, erkenden göçüp giden yazar.
yaşamı ölümle, ölümü de yaşamla tanımlamıştır. çekingen bir katildir o da niceleri gibi, çünkü pavese’nin dediği gibi “çekingen katillerdir intihar ederler, sadizm yerine mazohizm”, fakat ne yazık ki kanserden ölmüştür..
gitmek'ti en çok sevdiği eylem, her yerden her şeyden gitmek isterdi, gitti işte, daha yazacağı çok kitap varken, kafka'nın, pavese'nin, svevo'nun, oğuz atay'ın yanına.. edebiyatı yetim bırakıp gittiler hepsi..
yaşamım boyunca içimi kemirttiniz. evlerinizle. okullarınızla. iş yerlerinizle. özel ya da resmi kuruluşlarınızla içimi
kemirttiniz. ölmek istedim, dirilttiniz. yazı yazmak istedim, aç kalırsın, dediniz. aç kalmayı denedim, serum verdiniz. delirdim,
kafama elektrik verdiniz. hiç aile olunmayacak bir insanla bir araya geldim, gene aile olduk. ben bütün bunların dışındayım.
şimdi tek konuğu olduğum bu otelden ayrılırken, hangi otobüs ya da tren istasyonuna, hangi havaalanı ya da hangi limana doğru
gideceğimi bilmediğim bu sabahta, iyi, başarılı, düzenli bir insandan başka her şey olduğumu duyuyorum. ( yaşamın ucuna yolculuk - sayfa. 75-76)
ilk yazdıklarından beri anlatılarında;şehrin sokakları, geniş bulvarları, kahveleri, tren istasyonları, yabancı insanları gözümüze çarpar ve gidebilmek... bir kaçıs mı yoksa bir arayış mı?
"benim en büyük mutluluğum her şeyden kaçmak. her şeyden. tüm çocuklardan. tüm acılardan. tüm sevgilerden. tüm orgazmlardan. tüm gecelerden. tüm günlerden..."
"çocuk olmanın hiçbir güzel yanı yoktur: yaşlandığımız zaman, çocuk olduğumuz günleri hatırlamaktır güzel olan"
ve meczupluk ve sakatllık ve çöpler görmek istemediklerimiz, utanıp sıkıldığımız, yok saydığımız herşey bu deli kadınların kitaplarında arzı endam ederler (milliyet sanat)
"ve sahne,,,
mum ışıgında güzel gözlü bir delikanlıyla yemek yiyiyorum. kırmızı şarap içiyoruz.
kapı çalıyor.
neden onunla yaşamayı istemediğimi yazdıgım an çıkıp geldi. ıste karşımda.
üzerime atlıyor.
beni odaya,yatağın üzerine sürüklüyor…
-yapma!
-sana ne oldu? sensiz yaşayamam.
-yaşarsin.herkes herkessiz yaşayabilir
bizim ilişkimiz bitti
seninle ilk yattıgımız gecelerde bile,sanki sevişmenin sonunda kollarımda bir ölü kalıyordu.
birbirimizi boşluga sürüklüyoruz, öldürüyoruz.
-birlikte ölelim!
-ne farkı var.ıstersen bahçeye bir çukur kazıp, ikimizi gömsünler
-gömsünler, isterim
-gömmesinler.gel otur, getirdigin konyaktan içelim.
sevdiğin kenti anlat anlat anlat anlat!
"
ölmek ile yaşamak arasında ayrım gözetmeyen melankolik yazar. ölürken ben ölüyorum vah vah diye üzüldüğünü sanmıyorum. onca sıkıntıya rağmen yapacaığını yapmış, vereceğini vermiştir.
tezer özlü (1943-1986); yaşarken yayımladığı üç "farklı" kitabıyla edebiyatımızın çok erken yaşta yitirdiği en özgün kalemlerden biri oldu. avusturya kız lisesi'nde okudu. ilk kitabı olan eski bahçe'yi, (1978) 1963'ten beri dergilerde yayımlanan öykülerinden oluşturdu. ilk romanı çocukluğun soğuk geceleri (1980); kişinin, çocukluğundan başlayarak içine düştüğü yaşamın, kimi zaman fiziksel-kaba, kimi zaman inceltilmiş-dolaylı baskılarıyla karşı karşıya kalışını ve yaşadığı ya da "yaşamasına izin verilmek istenmeyen" farklılığını ve uyumsuzluğunu son derece sarsıcı ve incelikli bir biçimde, "teninde duyarak" işledi. özlü, yaşamın anlamını arayan ve bu arayışı hayranlık duyduğu üç yazarın (svevo, kafka ve pavese) izlerini ve izleklerini de sürerek sürdüren ikinci roman/anlatısını ise 1983'te auf den spuren eines selbstmords (bir intiharın izinde) adıyla yazmış; yapıt 1983 marburg yazın ödülü'nü kazanmıştı. bu kitap, daha sonra dilimizde, yazarı tarafından yaşamın ucuna yolculuk (1984) adıyla bir anlamda yeniden yaratıldı. özlü'nün ölümünün ardından; ilk öykü kitabı, daha sonra yazdığı öykülerle bir arada eski bahçe - eski sevgi (1987) adıyla basılmış; gergedan dergisi 13. sayısında yazarın adına özel bir "fotobiyografi" yayımlamış; kimi günce ve anlatı parçaları ise kalanlar (1990) adlı küçük bir kitapçıkta toplanmıştı. 1993'te başladığımız "bütün yapıtları" dizisi, özlü'nün daha önce yayımlanmamış senaryosu zaman dışı yaşam'la sona eriyor. not: kalanlar adıyla bir araya getirilen metinlerin birçoğu almanca yazılmış ve sezer duru tarafından türkçe'ye çevrilmiştir.
"insan çoğu kez her şeyin son bulduğu duygusuna kapılıyor, oysa yaşamın sonsuzluğunu algılayabilmek icin bile yeterli değil bir insan ömrü" demiş yazar.
"devrimci inançları olan kadınların sert, militan bir dış görünüme bürünmelerine karşıyım. kadın, kadın olabilmeli. bu da kolay değil. halklara olan sevgisini, insan ancak bireylerle olan ilişkilerinde geliştirebilir. çok sevmeyen, çok sevişmeyen birinin insancıl bile olabileceğine inanmıyorum." demiş 1976'da daha, eski bahçe~eski sevgi'de. solun o ağır ortamında farkına varmış ve farkındalığını yaşamış; sene 2008, o noktaya gelebildik mi? sanmıyorum.
“pazar günleri… şimdilerde… sokak aralarından geçerken… gözüme pijamalı aile babaları ilişirse, kışın, yağmurlu gri günlerde tüten soba bacalarına ilişirse gözlerim… evlerin pencere camları buharlaşmışsa… odaların içine asılmış çamaşır görürsem… bulutlar ıslak kiremitlere yakınsa, yağmur çiseliyorsa, radyolardan naklen futbol maçları yayımlanıyorsa, tartışan insanların sesleri sokaklara dek yansıyorsa, gitmek, gitmek, gitmek, gitmek, gitmek………. isterim hep.”
okul yıllarının en bunalımlı dönemlerinde bir şekilde karşıma çıkan kitaplarını okuyunca daha da bir bunalıma girdiğim , en sevdiğim, söylenecek tüm kelimelerin anlatmaya yetersiz kaldığı kadın.eğer öbür taraf varsa gidince ilk tanışmak istediğim insandır kendisi.şöyle bir karşılıklı sigara içip edebiyattan ve hayattan konuşmak da hayalimizin cabasıdır tabiki.