atanın en çok sevdiği şahıslardan biri.atatürk ki onun şiirlerini ezberleyerek düşünce yapısını şekillendirmiştir.ne yazık ki tevfik fikretin yaşamı boyunca çok istemsine rağmen bir kez dahi görüşememişlerdir.gazinin bir galatasaray lisesi ziyaretindinde o zamanın içişleri bakanı şükrü kaya gaziye sorar..
- istanbulda onca okul varken neden özellikler burası paşam? yoksa siz de bizden misiniz?
+ o da ne demek çocuk ?
-yani galatasaraylı mısınız?
+ ben kulüp tutmam çünkü hepsi benimdir! sivil, özellikle asker, toplumun tamamına hizmet edenler bir kulüp tutsalar bile bunu açıklamazlarsa isabet ederler.aksi halde otoriteleri sarsılır.tavsiye etmem.
- o halde niçin burdasınız?
+ çünkü burda tevfik fikreti görür gibi oluyorum.fırsat bulursam gene geleceğim, onun öğrencisi olduğu ve müdürlük yaptığı bu irfan müessesesine...hele odası... olduğu gibi korunması gereken paha biçilmez bir müzedir benim gözümde...
osmanlıdaki misyoner okullarının en meşhuru, balkanlardaki ayaklanmaların baş planlayıcılarının yani ihtilalci kadroların yetiştirildiği robert kolejinin edebiyat öğretmeni. robert koleji'ne alınan ilk türk öğrenci tevfik fikret'in sonradan papaz olan oğlu haluk'tur. bu adam nemenem bi adam olduğunu, merhum ulu hakan ıı. abdülhamit han'a suikast sonrası belçikalı suikastçi terörist için yazdığı "ey şanlı avcı attın ki vuramadın" dizeleriyle belli etmiştir.
siyasi fikirlerini bilmiyorum ama mükemmel şiirleri olan bir şair.
yiyin efendiler yiyin... tıksırıncaya kadar yiyin... mısraları geçen şiiri ona ait.
bi yerdede fikri hür vicdanı hür bi şaiirim diyor.
serveti fünun dergisinde yazmıştır.düz yazılarıda vardır.serveti fünun akımındandır.sanat sanat içindir görüşündedir, dili doğal olarak farsça arapça yoğunluklu ağırdır ama türkçe bilmeyen fars arap anlamaz şiirlerini.rubabı şikeste(kırık saz) diye eseride vardır.burda bir şiirinde fikri hür vicdanı hür bir şairim demektedir. yeni lisancı, sanat halk içindir görüşünü benimseyen, dilde sadeliğe giden bir nevi karşıt akım şairi mehmet emin yurdakul da kırık saz adlı bir kitap çıkarmıştır...
yanılmıyorsam oda bir galatasaray lisesi mezunu ve dönemini birincilikle bitirmiş ünlü şair. annesi rum asıllı babası çankırılıydı. 22 yaşındayken kız öğretmen okulu öğrencisi, 14 yaşındaki nazıme hanımla evlendi. yazdığı şiirlerde aşk, ev, doğa, özgürlük, temalarını işlemiştir...
ey kız şiirinden;
.....
envar-ı ismetinle tecelli kılınca sen,
enzar-ı aşk, önünde olur ma'il-i sücud ......
lakin bakılsa en hıred-aşub ziynetin
kızlıktır, ol hicab ki hüsnün safasıdır;
kızlık hayal içinde bir hakikatın
incilasıdır.
30 yaşına kadar ki hayatında ikinci bir mehmet akif ersoy olarak bakılmaktadır kendisine. sonraları belki de geçirdiği hastalığın da etkisiyle savunduğu değerleri reddetmiştir.
şöyle başlayan şiirleri vardı önceleri:
allah! ey meali direng-aver-i hayal,
ey zat-ı pak'i berter-i her fikr ü meal!
mesela bunlardan "sabah ezanında" şiirinde daha sonra inkar edeceği yücelikleri hakkıyla övüyor:
har şeref yapma, her saadet piç.
her şeyin ibtidası ahiri hiç.
din şehid ister, asuman kurban,
her zaman her taraf kan kan kan
...........................
kahramanlık, esası kan vahşet,
beldeler çiğne ordular mahvet.
kes kopar, kır, sürükle ez, yak, yık,
ne "aman" bil, ne"ah" işit, ne "yazık",
............................
işte hürriyet-i hakikiyye:
ne muharip, ne harb u istila,
ne tasallut, ne saltanat, ne şeka,
ne şikayet, ne zulm ü istibdad,
ben benim, sen de sen, ne rab, ne ibad.
böyle bir geçiş söz konusudur. ayrıca hayatta olduğu sırada, ittihatçıları ağır şekilde eleştirmiş (yolsuzluk vs.) fakat ölünce dine düşmanlık paydasından ötürü ittihatçılarca pek bir sahiplenilmiştir.
aşırı duyarlı, içine kapanık ve şekle çok önem veren bir insandır. çirkin şekil ve manzaralara tahammül edemez. sırf beğenmedği için lisedeki hocasına acayip gıcıktır. insan koskoca tevfik fikret'i lise sıralarında "şu naci hocaya acayip kılım, tipini beğenmiyom herifin." derken düşünemiyor tabii. kendisini şu şekilde dillendiriyor bu durumu : "ilk derse geldiği gündü, boyunbağı bir tarafı gitmiş, ceket yerine giydiği sof birkaç renk olmuş, sakalı bıyığına karışmış, geniş bir gülümsemeyle kapıdan girince soğuk bir duş yapmıştık."
ıı. abdülhamid'e 21 temmuz 1905 yılında ermeniler tarafından bir suikast düzenlenir. belçikalı anarşist edvard jorris 90 kiloluk bombayı, abdülhamid'in arabasının yakınındaki bir başka arabaya yerleştirir. cuma namazının ardından şeyhülislam cemaleddin efendi ile konuşmaya dalınca padişah, her zamankinden daha geç çıkar camiden. bu gecikme süresi 1 dakika 42 saniyedir. bomba erken patlar, padişah suikastten kurtulur. tevfik fikret, suikast girişiminin başarısız olmasından duyduğu üzüntüyü bir lahza-i taahhür ya da bir anlık gecikme adındaki şiiriyle anlatır. özgürlük getireceğine inandığı ittihat ve terakki'yi de desteklemektedir o yıllarda. ancak iktidara geldikten sonra arzuladığı gibi davranmayan ittihat ve terakki yönetimine cephe alır. 'han-ı yağma' adında meşhur ikinci şiirini yazarak ittihat ve terakkicileri eleştirir. yahya kemal beyatlı'da derin izler bırakmıştır; o da tabi ahmet hamdi tanpınar ve devamını... 24 aralık 1867'da istanbul'da doğan tevfik fikret (gerçek adı mehmet tevfik'tir) 19 ağustos 1915'te doğduğu şehirde ölmüştür. kabri aşiyan'dadır.
bir anlık gecikme
bir darbe, bir duman ve tüm bir mahşeri kalabalık.
bir mahvedici el ile paramparça oldu.
gökyüzüne bacak, kelle, kan kemik yükseldi.
ey övgüye yaraşır darbe, ey intikam alan duman
kimsin? nesin? bu saldırıya sevk eden kim? neden ne?
arkanda bin meraklı bakış var ve sen gizlisin
kurtuluş saçan gizli bir ele benziyorsun.
vuruşun zorbanın ayağını titretir
en görkemli tacı sarsar
dehşetin halkları en derin uykudan uyandırır.
ey şanlı avcı, tuzağını boşuna kurmadın!
attın... fakat yazık ki, yazıklar ki vuramadın!
durmayan zaman bir dakika dursaydı
ya da o tepe taklak taç durmasaydı (abdülhamit)
kanlı bir cinayete benzeyen bu iş
yüzyıllarca eşi görülmemiş bir iş olurdu.
kurtuldu, şimdi intikam alacaktır. haklıdır.
lakin aşağılık tarih şunu unutmasın.
bugün bir milleti çiğnemekle eğlenen alçak
bu keyfini bir gecikme anına borçludur.
han-ı yağma
bu sofracık, efendiler - ki iltikaama muntazır
huzurunuzda titriyor - şu milletin hayatıdır
şu milletin ki mustarip, şu milletin ki muhtazır
fakat sakın çekinmeyin, yiyin, yutun hapır hapır...
yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin
doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin
efendiler pek açsınız, bu çehrenizde bellidir
yiyin, yemezseniz bugün, yarın kalır mı kim bilir
şu nadi-i niam, bakın kudumunuzla müftehir
bu hakkıdır gazanızın, evet, o hak da elde bir...
yiyin efendiler yiyin, bu han-ı zi-safa sizin
doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin
bütün bu nazlı beylerin ne varsa ortalıkta say
haseb, neseb, şeref, oyun, düğün, konak, saray
bütün sizin, efendiler, konak, saray, gelin, alay
bütün sizin, bütün sizin, hazır hazır, kolay kolay...
yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin
doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin
büyüklüğün biraz ağır da olsa hazmı yok zarar
gurur-ı ihtişamı var, sürur-ı intikaamı var
bu sofra iltifatınızdan işte ab ü tab umar
sizin bu baş, beyin, ciğer, bütün şu kanlı lokmalar...
yiyin efendiler yiyin, bu han-ı can-feza sizin
doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin
verir zavallı memleket, verir ne varsa, malini
vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini
bütün ferağ-ı halini, olanca şevk-i balini
hemen yutun düşünmeyin haramını, helalini...
yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin
doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin
bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak
yarın bakarsınız söner bugün çıtırdayan ocak
bugünkü mideler kavi, bugünkü çorbalar sıcak
atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak...
yiyin efendiler yiyin, bu han-ı pür-neva sizin
doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin
çok içine kapanık, depresif bir insandır. şeker hastası olduğu fakat o dönemde bunu bilmediği iddia edilir. bu ruh halinin sebeplerinden biri de bu hastalıktır denir. servet-i fünûn şiirinin en güzel örneklerini şiirinde görürüz. teorikte ise şüphesiz cenab şahabettin ön plandadır.
çocuklar için yazdığı şermin adlı şiir kitabı hariç tüm şiirlerini aruz ölçüsü ile yazan, resimle de ilgilenmiş yazar.ayrıca edebiyat-i cedide nin ortaya çıkamasına öncülük etmiştir.
asıl adı mehmet tevfik olan şair. şiirlerinde aruz ölçüsünü ve tevfik fikret adını kullanır. şiirde ahenge verdiği önem seçtiği addan da anlaşılabilir. zira adının ve soyadının ilk heceleri birleştiğinde tevfik, ikinci heceleri birleştiğinde fikret kelimeleri ortaya çıkar.
yazdığı şiirlerde duygu olmayan şairdir. zira o bir fikir ve akıl adamıdır.
not:biraz da özel hayat olacak ama mehmet rauf, tevfik fikret'in eşine aşıktır.hatta eylül romanını da onun için yazmıştır.hatta ve hatta mehmet rauf tevfik fikretin eşinin aşkı uğruna intihar teşebbüsünde bile bulunmuştur.
bir not daha: aşiyan daki evi müze olan şairdir aynı zamanda tevfik fikret.
eserlerinden bazıları:
rübab-ı şikeste, rübab'ın cevabı, haluk'un defteri: aruz ölçüsüyle yazdığı şiirlerini içerir.
şermin: çocuklar için hece ölçüsüyle yazdığı şiirleri içerir.
bir mehmet kaplan eseri. mehmet kaplan'ın doktora tezinin kitaplaştırılmış hâlidir. doğru hatırlıyorsam ilk baskısı 1943 yılında yapılmıştır. devir-şahsiyet-eser bakımından incelenmiştir.fikret'in hayatına dair hoş anektodlar vardır.
türk edebiyatında materyalist olup olmadığı sıkça tartışılan servet-i fünun dönemi şairidir. yapıtlarında aruz veznini türkçeye çok iyi uyarlaması ve parnasizm akımını benimsemesi en önemli özelliklerindendir. mehmet bayrak tevfik fikret ve devrim isimli eserinde, fikret'in ilk sosyalist şair olduğunu iddia etse de, fikret daha çok materyal düzlemde kurguladığı şiirlerini, endüstriyel anlamda sınıf çelişkilerine dayanan sosyalist bilinçten ziyade daha toplumcu ve özgürlükçü alanlarda verme gayretinde olmuştur.
daima ilerici bir anlayışla şiirler yazan fikret, istibdat dönemi içinde abdülhamit'e yapılan suikast girişimini, bir lahza-i teahhür (bir anlık gecikme) isimli şiirinde:
ey şanlı avcı damını beyhude kurmadın
attın fakat yazık, yazıklar ki vurmadın
diye övecek kadar korkusuz, fikri hür ve vicdanı hür bir şairdir.
mehmet akif ersoy ile girdiği polemikler doğrultusunda yazdığı şiirler, tarih boyunca her zaman vuku bulan ilerici - gerici tartışmasına örnek teşkil edecek cinstendir. fikret'in materyalist duruşu en iyi bir biçimde, tarih-i kadim(eski çağlar tarihi) isimli şiirinde, ve daha sonra mehmet akif'e yazdığı tarih-i kadime zeyl(eski çağlar tarihine ek) isimli şiirlerinde görülebilir. tarih-i kadime zeyl şiirini:
din-i hakk bence bugün din-i hayat
sen ne dersin buna ey molla sırat?*
diyerek bitiren tevfik fikret, mehmet akif ersoy ile aralarında yaşanan atışmaya da bu şekilde nokta koymuştur.
olmaya çalıştığı iki şeyi de olmayı başaramamış bir şair.
günboyu fosur da fosur uyuduğum için, gece gece böyle enerjiyle dolup taştım ve oturdum kendimce bir ''edip cansever gecesi'' patlatmaya karar verdim. cansever'i okudukça, yine yeni ve yeniden kendimden geçtiğim ''var mı huuleyn böyle bi adam daha'' diye naralar attığımdan kelli, e bir de kendini pek bilmez bir insan olduğumdan kelli, hızımı alamayınca, aldım elime türlü antolojiler ve kıyas yapmaya başladım. işe eskilerden başlayayım dedim ve yine ama yine tevfik fikret gözüme battı gece gece. gerek ''sis'' i ile olsun, gerek ''rücu'' su ile olsun.
şimdi; belli ki, bir toplumcu şair olmak istemiş tevfik fikret. ''ben çevremde, ülkemde, dünyada olup bitenlere karşı duyarsız kalamam, sevgiliye dizeler dizemem'' demiş.
e güzelmiş. ama bir ''ama'' var burda işte;
ittihat ve terakki'nin izinde ve çizgisinde gitmeye çalışarak kişisellikten kaçınıp, alabildiğine toplumsal şiirler yazmaya uğraşmış.
ama yazdığı şiirler o kadar dar ve bir döneme ait şiirler olmuş ki, yaşadığı dönem dışındaki hiçbir toplumsal değere ve olaya dokunacak etkiyi yapamamış. ittihat ve terakki ile osmanlı'nın arasındaki husumet ortadan kalktığında ve o döneme dair yazdığı şiirler şimdi günümüzde okunduğunda, hiçbirşey ifade etmeyen şiirler oluvermiş mesela.
sadece yaşadığı dönemin toplumcu bir şairi olmaya çalışımış ve ''evrensellik'' ilkesini ıskalamış.
kendisiyle aynı dönemde yaşamış diğer edebiyat ve sanat alemininin insanlarını düşündüğümde, şiirlerindeki bu ''birkaç 10 yılla sınırlı'' anlatım daha da bir gözüme batıveriyor mesela benim.
nasıl oluvermiş de, marx'larla, schopenhauer'larla, goethe'lerle, nietzche'lerle neredeyse aynı dönemde yaşamış ve kendisini bir ''toplumcu şair'' olarak var etmeye çalışmış bir adam, dünya ve toplum hakkında söylediklerinin üstüne, bugün bile hala neredeyse birşey söylenememiş olan bu koca koca abilerden tek birşey almaya çalışmadan, bir gıdım etkilenmeden, böyle kıt ve evrensellikten uzak eserler çıkarabilmiş ortaya, anlayamadım gitti.
neyse.
sonra, ''şair'' de olmayı denemiş tevfik fikret. hani bir edip cansever gibi, bir cemal süreya gibi, ''hislere dokunan, hisleri çözmeye ve anlatmaya soyunan biri'' olmayı denemiş.
ama bence, onu da becerememiş. şiirleri, duygulardan o kadar uzak ve anlatımı öyle de bir kuru ki, makale okuyormuş gibi hissettirmekten öteye gidememiş. öylesine gerçekçi bir dili var ki, şiirlerini farklı farklı zamanlarda 1500 kişi de okusa, aynı şeyi anlar ve tek bir farklı imgedir, histir, türetemez.
yani, işte demem o ki; döneminin bilinçli ve neler döndüğünden gayetiyle haberdar bir ''dönem düşünürü olmak'' olmalıymış asıl gayesi.
çünkü, insan, olmak istediği şeyden ziyade, ''olabildiği'' şey ile kalıyor akıllarda. olmak istediği şeyle, sonuç itibariyle olmayı başarabildiği şey de, ister istemez kıyaslanıyor. böyle olunca da işte, olmayı başarabildiği şey, aslında gayet güzel birşey olmuş ise de, hakettiği değeri ve saygıyı göremiyor. çünkü genellikle bir insanın ''olmak isteyip de, olmayı beceremediği için olduğu şey'' e pek saygı duymuyor kimse. haksızlık da olsa, bence durum bundan ibaret oluyor yani.