erkeklerde ergenlik dönemi ve sonrasında baskınlığı iyice artan bir hormondur.baskınlığının artmasıya erkekliğe ait özellikler belirginleşir.bu hormon kadınlarda belli bir miktarın üzerinde bulunursa kalın sesli,kıllı bir bayan olurlar.50-60 yaş sonrası erkelerde bu hormon baskınlığını git gide yitirmeye başlar ve sonucu çok herkes tahmin edebilir..
bilimsel bir araştırma yapmışlar şöyle olmuş:
hem en hemen aynı yakışıklılıkta 5 ila 10 erkek alınır tabii bunların testesteron sevyeleri farklıdır. bu arkadaşlarımız kadınların karşısına çıkarılır ve sorulur hangisi daha çekici diye. bayan arkadaşımızın seçtiği delikanlı abimizin testesteron sevyesi diğerlerine göre fazladır. bayan arkadaşımız bu arada hiç kimsenin testesteron sevyesi hakkında birşey bilmemektedir. bu deneyi sanırım bilim adamları yapmış. bana da tıpta okuyan bi arkadaş anlattı. yani kadınlar ne ister sorusuna cevap niteliğinde bir deney
andropoz, erektil disfonksiyon, hipogonadizm meme kanseri gibi hastalıklarda kullanılan androjen hormon. vücut geliştirmede kullanılan anabolik steroidler de testosteronun sentetik olarak üretilmiş türevleridir.
ayrıca kendi salınımını, özellikle gnrh ve lh salınımına etkiyerek azaltır. "peki bu olay gerçek hayatta ne işimize yarayacak?" derseniz, (bkz: gerçek hayat); testosteronun erkekler için kontraseptif olarak (döllenme önleyici) kullanılmasının düşünüldüğünü söyleyebiliriz. zira testosteron sperm yapımını uyarır. (ek bilgi: ayrıca inhibin denen diğer kontrol mekanizması da fsh üzerinden testosteron salınımını azaltır)
vücudumuzda testosteron günlük olarak 3-11 mg arası salgılanmaktadır.tabi bu duruma göre değişir.örneğin bir gün 8 mg salgılandı ama siz gidip masturbasyon yaptınız ertesi gün daha az salgılanır.testosteronu yüksek kişiler güçlü kaslı kısacası daha erkeksi kişilerdir.
fazlası aptallaştırır; içki, sigara, dövüş ve yaralanma olaylarına karışma yüzdesini arttırır. eksikliği; gerginlik, libido düşüklüğü, kemik ve kas erimesi, ereksiyon güçlüğü, pembe dizilerden hoşlanmak gibi durumlar oluşturur.
20'li yaşlara doğru ve biraz sonrasında erkeklerde zirve yapar.
herhangi bir maçta kişinin tuttuğu takım yenilirse -sadece takım oyuncularının değil- o takımı tutan kişinin, kişilerin de testosteron düzeyleri düşer.
başarı düzeyi, herhangi bir olayı kazanmak, bu ister spor karşılaşması olsun ister iş hayatındaki bir olgu, kişinin testosteron düzeyi artmaktadır. aksi durumda ise düştüğü gözlenir...
sağlıklı bir erkekte testosteron seviyesinin gün içinde en yüksek olduğu an, sabah gözünü ilk açtığı andır. bu yüzden genellikle seks konusunda heyecanlı olunduğu gözle görülür bir düzeydedir.
testosteron oyunu, bu nikah ve onun bozulması üzerinden değişik mesleklerden (mikrobiyolog, kuş bilimci, baterist, gazeteci, avukat, garson ve baba) 7 erkeğin cinselliğe, kadına, doğaya “erkekçe” bakışlarını sergiler. tabi ki bu “erkekçe” bakışın ürettiği şiddet ve ayrımcı dille seyirciyi karşı karşıya bırakarak.
oyun 2 ekim’de seyirciyle buluşacak ve bilet satışları gişesi 8 eylül pazartesi günü açılacak.
sanılanın aksine sadece erkekte değil kadında da bulunur. düşüklüğü sekse olan ilginin azalmasına neden olur.
artışını tetikleyenlerden biri güneş ışınlarıdır; retinadan geçerek yükselmesine neden olurlar. saatlerce güneşlenmek gerekmez günde 15-20 dk güneşli bir çevrede bulunmak yeterlidir. daha da iyisi göz kapaklarını kapatarak yüzün, gözlerin güneşe doğru çevrilmesidir. bu aynı zamanda varsa iç sıkıntısı, depresyonun da azalmasına ve ortadan kalkmasına yardımcı olur. sabahtan akşama kadar kapalı ortamlarda, ofis, ev vb. bulunmak önerilen ve doğal bir yaklaşım değildir. buna karşılık insanların çağımızda giderek daha fazla zamanlarını kapalı ortamlarda bilgisayar başında vb. geçirmeye başladıkları da bilinmektedir.
"erkekçe" bir oyunmuş. oyun atölyesi'nin sitesinde oyunun tanıtımı yapılırken ısrarla tekrar edilerek gözümüze sokulmuş. "ya ne olacağıdı" şeklinde tepki vermek işten bile değil, değil mi?
oyunun ismi hiçbir edebi değer taşımadan zaten doğrudan bağlama gönderme yapmaktayken bunun vurgulanmasında ben iyi niyet göremiyorum. son zamanlarda tiyatrolarda hasıl olan o saçma, mesajı seyircinin gözüne sokalım, tutumunun son örneği işte. tiyatro, doğası itibariyle mesaj verir. ancak mesajını anlatmaz.
"son derece 'erkekçe' bir oyun. hayatın 'erkekçe' yorumlanması" vs gibi cümleleri ben, "oyunun adı testosteron. yani erkeklik hormonu. bu demektir ki, oyunumuz 'erkekçe' bir bağlama sahip. aa siz anlamadınız galiba, biz zeki ve iyi niyetli tiyatrocular sizin için bunu biraz daha açalım. şimdi efendim, insanlar doğuştan kadın ve erkek diye ayrılırlar. ve bazı hormonları vardır. erkekte baskın bulunan hormona testosteron, denir. bizim oyunumuzun da adı bu. yani 'erkek' egemenliğini sorgulayıp, sizin yerinize çıkarmanız dersi çıkarıp size anlatacağız." şeklinde okuyorum ve son derece rahatsız oluyorum. bu, neredeyse tüm tiyatrolarda bulunan bir laf kalabalığı. seyircinin zekasına güvenmiyorsanız çocuk oyunları oynayarak başlayın bu işe.
bu söylediklerime karşılık, "biz herkesin anlamasını istiyoruz" gibi yine beylik laflar edilebilir. efendim, herkesin anlamasını istediğiniz oyunları köy meydanlarında oynamanız gerekir, ki keşke yapsanız bunu. eğer seyircinizi tiyatronuza davet ediyorsanız en azından ortaokul bilgisi olan temel bilgilere sahip olmasını beklemeniz en doğal hakkınız. kaldı ki birazcık gerçekleri görmenin kimseye zararı olmaz.
bir diğer savunma olarak da, biz oyunda yapacağımız eleştiriye vurgu yaptık, denebilir. o vurguyu biz oyundan çıkarırdık zaten her neyse ama eğer feminist bir tutumunuz varsa oyunda, erkek egemenliğine ağır eleştiriler getiriyorsanız ve vurgunuzun amacı buysa, oyunu farklı yorumlasaydınız, derim. ben kemal aydoğan'ın yerinde olsam, oyunda kadın oyuncuları erkek kılığında oynatırdım. seyirci de düşünürdü o zaman. oyunun adı testosteron, çok "erkekçe"ymiş. ama oyuncuların hepsi kadın?! nasıl yani? böylece daha büyük bir ilgiyle seyirci toplanırdı.
vs vs. daha oyunu izlemeden yorum yaptığım için önyargılı adledilebilirim. olsun. önyargı yaratanlar utansın, bana ne. bu oyundaki oyunculardan biri arkadaşım olmasa izlemezdim. protesto edesim var!
yine de oyun atölyesi, türkiye'de tiyatroyu ciddiye alan, tutkuyla bu işi yapan nadide bir kurum olmasından mütevellid, saygı duyulasıdır. gaflet uykusundan bir an önce uyanması dileğiyle...
oyun atölyesi tarafından sahneye konan ... erkek dünyasının parodisini yapan iyi sahnelenmiş iyi oynanan güldüren, öğreten tiyatro oyunu .... (bkz: komik)
bugün oyun atölyesi'nde izleme fırsatı bulduğum tiyatro oyunu. oyunda hem oyunculuklar çok iyi hem de çok başarılı ve ilginç bir konu işlenmiş. erkeklerin kadınlara bakışını farklı meslek grubuna mensup erkekler tarafından anlatıldığı bir komedi. bu bakış açısına sebep olan görüşlere hem duygusal hem de bilimsel yollardan açıklamalar yapılıyor. ayrıca oyunun sert soundlu müzikleri de oyunun ritmini tamamlayıcı yönde.
fetus, kromozomları xx de olsa, xy de olsa; fetal hayatın 8. haftasından itibaren testis gelişimi ve testosteron uyarısı olmazsa dişi yönünde gelişme gösterir. çünkü dişi cinsiyet gelişimi için hormonal müdahaleye gerek yoktur, kendiliğinden gelişir.
polonyalı yazar andrzej saramonowiczin 2002 yılında yazdığı erkekleri ve erkekliği anlatan oyunu. oyun atölyesi bu sezon oynamaktadır.
süper bir mizah ürünüdür. 2 buçuk saat gülmeniz garantidir.
--------spoiler---------
sahnede salvador dalinin ünlü yapıtı mae westin bir benzeri dekor kullanmışlar. gözler yerine koyulan ekranlarda da pulp fictiondan sahneler var.
ayrıca ilk girişte çalan pulp fiction müzikleri de pek güzel olmuş. bunlar birer ekleme muhtemelen ve oyunun havasına çok uymuş.
oyunculuk desen zaten şahane.
yetmezmiş gibi bir de üstüne müzik yaptılar en sonunda.
ankaraya geldik diye ankara havası da çalınca, iyice keyifler yerinde ayrıldık salondan.*
metin coşkun, fırat tanış, emre karayel, mert fırat, timur acar, inan ulaş torun ve tuna kırlı ' nın oynadığı andrzej saramonowicz'in yazmış olduğu, rejisiyle mükemmel olmuş oyun... ilk başlarda ''hep böyle giderse napıcaz'' dersiniz sonra bi bakmışsınız ki oyunun içerisindesiniz... hem de nasıl bi içinde olma duygusu; ''ee şimdi bundan sonra nolucak, nasıl yaaaa??'' efektleri içinizde hep yankılanır, bi yerden sonra. çok beğendim çok... en yakın zamanda tekrar gidicem. ayrıca sonundaki şarkıları pek bi güzel efenimm... burdan ''yüreklerine, emeklerine hatta ellerine sağlık'' diyorum.
ayrıca o günün benim için önemi vardır. timur acar telefonla konuşurken ''telden sonra bi dk konuşabilir miyiz'' diyip olumlu cevap almışımdır sonra da foto çekinmişimdir. bu birinci mutluluktu ne de olsaa makbulenin izzetiyle fotomuz vardı hele ki eskişehir'in bağrından kopup gelmiş bir tiyatro tutkunu olarak- bakınız konservatuvarı kazanamamış bir insan olarak görmüyorum kendimi- farklı tiyatrolara gidiyorumun mutluluğuydu bu. 2. mutluluk bir istanbul masalının zekeriyasıyla tanışmamdı aman yarabbimmmm, o an ne söylediğimi ne yaptığımı bilmiyorum ama yine fotoğrafımız var vee emre karayel sayesinde binbir gecenin oyuncularından olan mert fıratla da tanıştık daha ne olsun... veee en büyük sevincim ise; mert fıratla ve emre karayelle aynı taksiye binmemdir efenim... aman aman bu nasıl mutluluk, bu nasıl heyecan... ama yanarım yanarım da o güzel yolculukta azıcık konuştum yaaa ona yanarım; heyecandan mı desem, o kadar sevdiğim oyuncularla aynı takside olmanın verdiği mutluluktan mı desem, yoksa en önemli zamanlarda gelen mal halim mi desem yoksa konuşursam konservatuvarı kazanamadığım ortaya çıkıcak korkusu(bkz: kompleks diil sadece karşımdakiler doğal yetenek) mu desem bilemedim... burdan sesleniyorum yeniden gelicem. o zaman tiyatro hakkında konuşalımm nolur yine mal ifadem olursa uyandırın beni nolur
dipnot olarak da gidiniz seyrediniz seyrettiriniz...