serkan, demiş, seni çok arzuluyorum, geceleri uyku uyuyamıyorum. ne olur bu hafta sonu bize yemeğe gel. seni annem babamla tanıştırayım. sonra benim odamda ders çalışıyor gibi yapar doya doya sevişiriz...
serkan ömründe hiçbir kızla sevişmemis, toy bir delikanlı...
bir eczaneye gitmis. babacan eczacıya:
bu hafta sonu önce bir aile yemeği, peşinden ateşli bir aşk yaşayacağım, demiş, o yüzden iyisinden bir kutu prezervatif istiyorum.
babacan eczacı kutuyu vermiş,oglanın sırtını sıvazlayıp yolcu etmiş.
serkan hafta sonunda bir büyük buket çiçekle kızın evinin kapısını çalmış.
genç kız kapıyı açmış ve serkan'ı doğrudan yemege almış.
delikanlı çok mahcup biçimde masaya oturmuş. kızın ana babasının yüzüne söyle bir baktıktan sonra başını önüne eğmiş..
baslamış dua etmeye!
ancak dua bir türlü bitmiyor.
kız sonunda dayanamamış, fısıltıyla:
- serkan ben senin bu kadar dindar oldugunu hiç bilmiyordum, demiş.
bir karşı cinsle ilk kez karşılaşmak tesadüftür(ya da belli koşulların rastgele bir araya gelmesinin sonucu), ikincisi asla tesadüf değildir(yani bilinçli bir durumdur).
insan ruh eşiyle mutlaka en az bir kez karşılaşırmış.eski bir inanışa göre o an her şey uyum içinde ve evren onları bir araya getirme çabasında olurmuş...bu tesadüf mutlaka seni bulurmuş.
sonra... sonra tesadüflerini kendin yaratmak zorundasındır.
ortaokuldaki platonik aşkın gelip lisede karşınıza çıkması...
yuh diyecekken aynı servisle okula gideceğinizi öğrenmek...
sınıf listelerindeki adınızın aynı sırada oması ve bu yüzden nöbetçiliğinizin aynı güne denk gelmesi...
sınav salonunda, yanınızdaki boş sandalyeye bakarken düşündüğünüzün başınıza gelip o sandalyeye onun oturması...* istisnasız her mat. yazılısından önce elektriklerin kesilmesi.
aynı şey ne zaman itü sözlüğe girsem baş gösteriyor. misal olarak: az önce 2 defa elektrikler kesildi.
tesadüf, sadece kendimize göre anlamlandırdığımız şeylerin bütünü bence. çünkü başka birisine göre aynı şey sıradan bir olaymış gibi gelebilir. yani varlığı belli değil...
ünlü feylosof björk'ün joga adlı eserinde dediği gibi durum tamamen anlam çıkarmak istediğimiz zaman anlamlandırdığımız olaylardır. önemli olan önce niyet, sonra kısmet.
"all these accidents
that happen,
follow the dot,
coincidence,
makes sense,
only with you".
paul auster'ın kafayı taktığı ve bütün romanlarını üzerine işlediği kavram.gerçekten de kaos teorisinin temelidir ve üzerine düşünmek kafayı yemeye varacak sonuçlara yol açabilir. auster'ın da dediği gibi,günün birinde iyi bilmediğiniz bir numarayı ararken bastığınız tek bir yanlış tuş, hayatınızı sonuna dek değiştirecek tesadüfler dizisini başlatabilir.
tesadüf, anlamının ötesinde ve fazlaca kullandığımız, bunu yaptığımızda kimi zaman insanı basitleştiren bir sözcük. bu yazımı birileri okuduğunda, insanın bu kadar kolay basitleşebileceğini sandığım için hor görülmekten korkarım. fakat yazının sonunda bana hak verileceğini, en azından kızılmayacağını umuyorum.
anlamının ötesinde kullanılıyor dedik ya, ilk önce anlamına bakalım. düşünelim ki, yıllardır görmediğiniz sınıf arkadaşınızla bir iş görüşmesinde karşılaşıyorsunuz ve aday sizsiniz. bu duruma elbette tesadüf denir ve geçmişteki ilişkinize ve onun hakkındaki düşüncelerinize göre bu, hoş veya kötü bir tesadüf olabilir. bu alışılmışın dışında bir örnek oldu; hayatımızda bundan çok daha sıradan tesadüflere denk geliriz.
şimdi de anlamının ötesindeki kullanımına bakalım: bunu genellikle yeni insanlar tanırken yaparız. o yüzden bu konunun sınırlarında kalacağım. insan, yeni insanlar tanıdığında, kendinden bir şeyler arar ve buldukça o kişiye karşı rahatlar ve eğer bu yeni kişiyi sevmek istiyorsa (ortak noktalarını kolayca bulduysa isteyecektir) ilk önce onu sahiplenir. "sahiplenmek mi!?" evet sahiplenmek... böylece insan, kendinden bir şey bulduğu yeni insana güvenecek ve onu sevecek veya kendinden bir şey bulamadığı insandan çekinecek, belki de ona güvenemeyecektir. belki bilinçli olarak, belki de bilinçaltından gelen bir dürtüyle hemen devreye soktuğumuz "ortak noktalar arama" çabasında elde ettiklerimizi çoğu zaman tesadüf olarak adlandırırız. "aa sen de mi o tür müziği seviyorsun, ne tesadüf!", "evet benim amcamın oğlunun adı da fevzi, tesadüfe bak...", "bu kadar mı tesadüf olur! ben de çilekli dondurmaya bayılırım." şeklinde ifade edilen bütün durumlar aslında tesadüf olmaktan çok uzaktadır.
son olarak, bu gereksiz yazıyı neden yazdığımı da yazacağım. dün gece önlenemez bir istekle -işim olmasına rağmen- okuduğum kısacık romanda (beyaz geceler) rastladığım ifadeler, ilişkiler, söylenenler hayatımdaki karşılıklarıyla o kadar benzeşiyorlardı ki, bir an için aklıma tesadüf kelimesi geliverdi. öyle ya, onyıllar önce yazılmış ve rastgele kitapların arasından alarak öylesine okumaya başladığım ve birden duyduğum isteği engelleyemeyerek sonuna kadar okuduğum bu kısacık romanın tam da içinde bulunduğum durumu dile getiriyor olmasının 'tesadüf'ten başka nasıl bir açıklaması olabilirdi. fakat o an fark ettim ki, bu bir tesadüf değil, hatta tesadüfle alakası bile yok. sadece; insanlar birbirine benziyor...
aşık olduğunuz insanla aranızda var olan durumlardan bahsediyorsanız,onun hayatınızın insanı olduğuna kendinizi inandırmak için arayıp bulduğunuz,çıkardığınız ortak noktalardır.
-ya ama onun da annesinin adı 'a' ile başlıyor
-ikimizin de doğum günü tek sayı.
-ya ikimizin de aynı anda çişi geliyor ya bu kadarına da pes yani herşeyimiz aynı yaa.
her ne kadar yukarıda verilen örnekler çok uç olsa da,insanlar kendilerini kandırmayı ve bir şeye temelden inanmayı pek severler.
yine de tesadüfler güzeldir.keşke her şeyiniz,her şeyimiz ortakken bir de aynı anda sevmekten vazgeçebilsek...keşke ben/biz severken,o vazgeçivermese...keşke tesadüfler burda da işe yarasa.
taksimde sıkıcı erguvan renkli bir sabahtı.genellikle büyülü tınılar saçan kalabalık,bugün dayanılması imkansız geliyordu kıza.sanki tek başına kalabalığın aksi yönünde yürüyormuş gibi herkes üzerine üzerine geliyordu.herşey normalin beş buçuk katı hızla akarken,kendi zamanı olması gerekenin yarısı kadar bile hızlı değildi.ayak bileklerine çarpan ıslak hissin açılan bağcığından kaynaklandığını farkedince narin tabiatına pek uymayan okkalı bir küfür sallayarak öne eğildi.iki kelebek gibi beyaz parmakları ayakkabısının bağcıklarında hızla gezindi.tam doğrulduğu sırada onunla gözgöze geldi.hayatında gördüğü en siyah gözler..rüzgarında hafif bir leylak kokusu bırakarak kayboldu kadın.sarışınları yarım insan gibi görse de,bu hastalıklı solgun yüzü çevreleyen sarı dalgalı saçlı kadını sevmişti adam.omzunun ardından,geriye doğru tedirgin bir bakış attı.kadın kalabalığın içinde yok olmuştu.az önce gerçekten o kadını görüp görmediğinden emin bile olamadı.önüne döndü.karşı tarafından gelen onlarca insana baktı.kollarına saçlarına değiyor,hatta bazılarına çarpıyordu.ama hiçbirine dokunamıyordu. sanki dokunduğu an sabun köpüğü gibi yok olacaktı hepsi .kırmızı atkı ve beresi,yüzünde gözleri hariç heryerini kaplayan ufak bir çocuk gördü karşısında.dudaklarını göremese de gülümsediğini hissetti çocuğun.sevinerek karşılık verdi gülümsemeye.dudaklarını öyle kenetlemişti ki hiç kolay olmadı onun için .hiç tanımadığı ufacık bir çocuğun bile sevgisine ihtiyaç duyan zavallı haline acıdı.üşüyen ellerini ceplerine sokup,karla kaplı caddede ayağı takılıp düşerse ellerini oldukları yerden çıkarmak için bile dermanı olmadığını duyumsayıp yürümeye devam etti.dönüp gülümseyen amcaya tekrar baktı çocuk.neden gülümsemişti ki…küçük elleriyle atkısını burnunun altına sıyırarak güçlükle nefes almaya çalıştı.nefes alıp verirken havaya yayılan buğuyu seyredip babası gibi sigara içtiğini hayal etti.sağ tarafında ablasından pek de büyük olmayan dilenci bir kadınla kucağındaki ufak çocuğu farketti.annesinin kolundan çekiştirip onları gösterecekken pamuk şeker satan adamı keşfetti.pembe ve yumuşak mutluluğuna gömüldüğü sırada,sarışın siyah paltolu bir kadın bir trene hiç benzemeyen kırmızı bir trenin altında kalmaktan son anda kurtuldu.genç kadın arkasına baktı kafasını yukarılara kaldırırken birilerini arayan bir hali vardı.kafasındaki düşüncelerden kurtulmaya çalışır gibi başını salladı,çocukla gözgöze geldiğinde belli belirsiz gülümsedi,önüne döndü,kayıp düşmekten çekinen çarpık adımlarla yoluna devam etti.