azim ve kararlılık örneği. gerekti sözlüğün kapısında sabahladı ve amacına ulaştı. çok okuyan çok yazar, hoş gelmiş yazar. çakal manevralarını da okumak dileğiyle...
birinin durdurması gereken ya da allah rıza için mesaj kutusunu tamir etmesi gereken yazar. kendini o kadar sözlüğe adadı ki sınav dönemi diye açmadığı diğer iletişim programlarına olan ihtiyacını bile sözlükten gidermekte. tabi bu şekilde cevabı görmek için seksen defa f5 yaparken bu srada başlık görüp giri girereken geçen zamandan bahsetmek yersiz olur tabi.
neyse,bir de nasıl bir durumsa bizim mesaj teli kopmuş sanırsam o yazıyor yazıyor birşeyler, gelmiyor bana diye 'amaan yaz nick altına' diyerek koyveriyor giriyi. tutamıyor yazıyor arkadaş(bkz: fena halde yazar).2 yıl içersinde biyografimi yazacağından korkuyorum nickimin altına. rica ederim biri * onu durdrusun bizim teli de bağlasın.
teledit: teli bağladım mesajlar tamamdır(sorumlusu cidden ben olmasam da benmişim gibi bağladım teli). artık huzur bu kentte olacak.
not: hep değil ama final dönemlerinde geliyor buna bir haller dikkatli bir şekilde yanında olup frenlemeli.ama diğer zamanlarda melektir, candır, yeşilaycıdır da.
sözlüğe gelme nedenlerimden biridir kendisi.
-hadi yeaa gelmiyomusn sözlüee??? (önceki günü hesap almıştım),
-çaylakmısın hala?? (tam o anda çaylaklıktan kurtulmanın mutluluğunu yaşıyodum)
gibi soruları nedeniyle sezgilerinden bi hayli korktuğum, iyiki tanışmışım hatta tanışmakta geç bile kalmışım dediğim, pek çok konuda acayip uyuştuğum tatlı mı tatlı yazar. ben ne kadar nick imi belli etmemeye çalıştıysam da, o kadar yazar arasından beni teşhis etmiş kurnaz insan.. espri yeteneği konusunda hiçbirşey demiyorum lakin bu yeteneği yüzünden otobüste azarlanmışlığımız vardır ve görünen o ki daha çok azarlanıcaz.. hakkında daha neler neler söylenir de onlar da başka zamana artık..
sözlükten para aldığından ya da kendi çapında gönüllü bir işlere kalkıştığından,hakkında şüphelenmeye başladığım yazar kendisi. msn de geçen şu diyalogdan sonra kuşkularım daha da arttı. pipelette:
oha odama arı girdi (kalkar klavyenin başından, döndüğünde...) tersdönen :
hep orda değil miydi zaten tersdönen :
bkz:itü sözlük
acı çekiyoruz burda, adam şakayla karışık reklam yapıyor, ilginç bir kişilik.
halbuki ben onu sabırsız ve sinirli biri sanırdım... onun yanında klavyeye dokunmamaya yemin etmiş idim ki o her silme hareketinde bir terslerdi adamı. sonra bir gün kıvırcık parantez nasıl yapılırdan başlayan ve çeşit çeşit yerlere uzanan her türlü bıdık ve abuk soruya cevap vermeye başladığını gördüm. (yalnız ben soruların sahipleri arasında değilim, sadece gözlemciyim onu söyleyeyim de.)
ertesi gün bir baktım eclipsezedelere yardıma başlamış ama nasıl...ben deyim peygamber sabrı, siz deyin çıldırmış olmalı...eclipse de seri üretime geçmiş resmen...
sabır taşı olsa çatlar...
kısacası bu sabır ve sevgi dolu tersdönenle tanışmak isterim bir zaman bir yerde...kime ne kadar sinirlenmiş, duygu ve düşüncelerini almak için tabi. çünkü onun aslında sabırla falan asla ilgisi yok biliyorum ben...yine bir hayır işi onunkisi.
edit: yazım hatalarımı, sil düzelt sırasında cümle yapılarında oluşan küçük hataları bu edit öncesinde toparladım." boşversene" dedi ama ne olur ne olmaz. hatalardan bahsederken hatalı yazmak da ayrı çelişki olurdu hem.
fikret kızılok'u da hatırlayarak kendisine seslenmek istediğim yazar. çünkü kendisi, o kadar kafeine karşın, senenin başından beri toplamda 10 dakika dalga dersi dinleyemediğim uyku kardeşim. saçtan yastık yapılması fikri artık hiç de iğrenç gelmiyor, gayet rahat olur hatta. çünkü rahat olmasa dalga derslerinde kafa kafaya verilip de neden uyunsun ki? dalga dediğin nedir ki? iki divergence bir laplace...
(bkz: elektromagnetik dalgalar)
dünya tersdönenşemsiye ile yıllar yıllar önce takvimler 21 ekimi gösterirken tanıştı. artık bugün dünyanın dört bir yanında şemsiye severleri birleştirmekte, şenlikler,fener alayları, hacivat, karagöz ve kırmızı kola ile kutlanmakta. yaşasın tersdönenşemsiye!
falling through pages of martens on angels
feeling my heart pull west
ı saw the future dressed as a stranger
love in a space-dye vest
love is an act of blood and ı'm bleeding
a pool in the shape of a heart
beauty projection in the reflection
always the worst way to start
"but he's the sort who can't know
anyone intimately, least of all a
woman. he doesn't know what a woman
is. he wants you for a possession,
something to look at like a painting or an ivory box.
something to own and to display. he doesn't want you to be real,
or to think or to live. he doesn't love you, but ı love you.
ı want you to have your own thoughts and ideas and feelings, even when
ı hold you in my arms. ıt's our last chance... ıt's our last chance..."
now that you're gone ı'm trying to take it
learning to swallow the rage
found a new girl ı think we can make it
as long as she stays on the page
this is not how ı want it to end
and ı'll never be open again
"...ı was gonna move out...ummm...get,
get a job, get my own place, ummm,
but... ı go into the mall where ı
want to work and they tell me, ı'm,
ı was too young..."
"some people, gave advice before,
about facing the facts, about
facing reality. and this is, this
without a doubt, is his biggest
challenge ever. he's going to have to face it.
you're gonna have to try, he's gonna to have to try and,
uh, and, and, and get some help here. ı mean no one can
say they know how he feels."
"that, so they say that, in ya know
like, houston or something, you'd
say it's a hundred and eighty degrees,
but it's a dry heat
. ın houston they say that?
oh, maybe not. ı'm all mixed up.
dry until they hit the swimming pool."
"...ı get up with the sun... listen.
you have your own room to sleep in,
ı don't care what you do. ı don't
care when. that door gets locked,
that door gets locked at night by nine o'clock.
ıf you're not in this house by nine o'clock, then you'd better find some
place to sleep. because you're not going to be a bum in this house.
supper is ready..."
there's no one to take my blame
if they wanted to
there's nothing to keep me sane
and it's all the same to you
there's nowhere to set my aim
so ı'm everywhere
never come near me again
do you really think ı need you
ı'll never be open again, ı could never be open again.
ı'll never be open again, ı could never be open again.
and ı'll smile and ı'll learn to pretend
and ı'll never be open again
and ı'll have no more dreams to defend
and ı'll never be open again
uupsss.. yanlış oldu sanırım. o kadar sen olmuş ki bu şarkı, karıştırmışım.. yanlışlıkla nickaltına yazmışım kusura bakma*
neyse asıl amaçtan sapmayalım. ben neden gece gece şarkı sözleri yazıyodum birilerine harıl harıl? aa evet..
bugün çoook özel bir gün olduğundandı herhalde. bugün bi şarkı geldi yeryüzüne. sözleri derin, melodisi bir garip.. midene yumruk atıyor gibi sanki..(aslında senin melodin gayet neşeli, insanın kalkıp oynayası geliyor dinlerken ama space dye vest le bağlantı kurmaya çalışıyorum dur*) ama dinlerken hissettirdikleriyle çevresindekiler için 'iyi ki var' olan.. kendine ne kadar hayrı dokunur bilinmez.. eğer yoğunlaşarak dinlerseniz hüznü hissedebilirsiniz. evet onu dinlemeyi bilmek lazım. dedim ya.. sözleri derin.. anlamak zor. açık değil ve belki hiç açık olmayacak.. gülecek ve rol yapmayı öğrenecek..
ama ben azimle dinliyorum. bigün çözücem. belki bigün o da güvenip açık olmayı öğrenicek..
(bu arada gün boyu senin için bu şarkıyı dinledim)
klişe olmak istemiyorum. şarkını dinlediğim için, seni tanıdığım için çok mutluyum.. bugün varlığını kutluyoruz...
yorgun düşmüş o da, şimdi umrunda olmayan herşey için üzülürmüş, her hüzne bir tebessüm eklermiş sonra, sonra da hadi bir reset diyerek beraber başlarmışız, her başlangıca yeni bir kahkaha ekleyerek, hayalleri nargile dumanına savurarak yeniden yaşarmışız.
tekrarlanacak hayatımızın bir yılı daha tekrarlamış senin için,farkı her seneden biraz daha fazla uzağındayım ama yanındayım,
for every step in any walk
any town of any thought
i'll be your guide
for every street of any scene
any place you've never been
yeni imajıyla(kocaman siyah kemik gözlükler ama gözlük diyosam öyle bildiğiniz gözlüklerden değil çünkü bunun camları yok* temizleme sorunu olmıcak hiç ne güzel) ortalığı kasıp kavuran, bi de minibüs fobisi olduğunu henüz* öğrendiğim şahsiyet..
ingilizce-fransızca-türkçe karışımı yarattığımız dili gayet gramer kurallarına uyarak konuşur, telaffuzu etkileyicidir.. işte en güzel örneklerden birisi:
c'est absolument(absolument daki telaffuz is wonderful) true!
i have to brain tamam mıııı..
edit:bugün almancayı da ekledik dağarcığımıza. evet bir o eksikti o da oldu. diller arası geçişte bazı aksaklıklar yaşasak da pratikle aşılamayacak şeyler değil. "ich heisse einen schulerin" dedikten sonra mısırın fransızcası neydi diye sorarak editimi sonlandırıyorum.
bu gece, beraber msn de ne kadar saçmalayabileceğizi deneyip korkutucu sonuçlara ulaştık kendisiyle. şöyle ki; bizde saçmalamada sınır yok. doğaçlama yeteneği de olunca tadından yenmeyen diyaloglar çıkıyor ortaya peşisıra haliyle. işin bir diğer korkutucu tarafı da ciddi anlamda aynı şeyleri düşünüyor ve bunları aynı anda yazıyor olmamız. sonu nereye varacak bilemiyorum..
artık bir de mesai(9- 6 değil tabi de işte 96 dakika kadar falandır toplamda) arkadaşım. onun da çalışan bilgisayarın fanına elini sokan bir mesaiarkadaşı var.