|
|
- osmanlıca korku anlamında kullanılan kelam.
- düz olmayan. bir şeyin diğer yüzü, düz iken baş aşağı olmak, terslemek, diğer yüzünü çevirmek.
- argoda uygun olmayan. cümle içinde kullanmak gerekirse: "yo olmaz! bu iş bize ters kardeşim"
- (bkz: http://www.revfad.com/...)
- güzel bir bedük şarkısı.
- bedük'ün hoplatan zıplatan şarkılarının dışında bir şarkı bu. müziği de ayrı bir güzeldir, sakindir.
ayaklarımdan ta yukarı astım kendimi
böyle iyi geldi
her şey ters burdan bana
ama onlara bir ben ters geldim
yoksa gerçekten bir ben mi tersim?
yok olamaz ben böyle bilmedimki
her şey ters...
- bir öyküye adını veren sıfat.
"
olmuyor. ne yapsam olmuyor. gitmiyorlar. halbuki yalnız bir hayat için yerleşmiştim buraya. sessiz sedasız uzak bir yerde olmak, yalnız kalmaktan başka hiçbir amacım yoktu. sonra bunlar geldiler. a haklarını yemeyelim tabii, önce bir tanesi geldi. o da benim gibi yalnız ve zararsız diye sesimi çıkarmadım önce. zaten işi mutfak tuvalet ve dış kapı arasında mekik dokumaktı. geceleri görünmez oluyor gibiydi. öyle munis bir hâli vardı ki, can yoldaşı olabileceğini bile düşünmüştüm. sonra diğerleri gelmeye başladırlar.
o kadar iğrenç görünüyorlardı ki. onlardan nasıl kurtulacağımı düşünmeye başladım. yol yordam soracak kimse de yoktu işin kötüsü. öyle ya yalnızlığı ve kimseyle konuşmamayı ben seçmiştim. dünyanın en akıllı, en dayanıklı türü ben, şu üç beş tuhaf yaratıkla başa çıkamıyor olmaktan utanıyorum aslında.
bu gece ramak kalmıştı sırlarını çözmeye. içlerinden biri gece karanlığında mutfak kapısında ters dönmüş savunmasız halde yatıyordu. iyice yanına yaklaştım. amacım zayıf tarafını bulup anlamaktı. öyle bildik yöntemlerle değil zekâmla çözmek istiyordum bu yer kavgasını. burası benim mekânımdı. sonradan gelen o olduğuna göre gitmesi gereken de oydu. dibine kadar sokuldum. benden korkmasını bekliyordum. ama öyle kendinden geçmişti ki beni farketmedi bile. biraz daha inceledim. bazı noktaları çok hassas görünüyordu. buralardan yapılacak saldırıya dayanabileceğini sanmıyordum. ama şu hâliyle kazanacağım zafer, tam bir galibiyet olmazdı benim için. kendi kendine düzelip düzelemeyeceğini merak ederek mutfağa gidip karnımı doyurdum. yediğim şey, belki de az evvel onun da yediği şeydi. midem bulandı.
mutfak dönüşü yine baktım. hâlâ orada, hâlâ ters dönmüş yatıyordu. uyumaya karar verdim. karanlıkta çıkardığı küçük sesler öyle büyük bir gürültüye dönüşüyordu ki uyuyamıyordum.
aslında acıyordum zavallıya. yanına gelen türdeşleri onu bırakıp bırakıp gidiyorlardı. bir tek o kalıyordu benim gibi.
ben yalnızlığı kendim seçmiştim oysa o hep terkediliyor gibiydi. bir keresinde aralarında iletişim kurmaya çalıştıklarına şahit oldum. bizimki 'gitme' der gibiydi diğerine, diğeri bir iki gidip gelmeden sonra hızla uzaklaştı. bu garibim kalakaldı yine öyle. yok yok belli, o bu hâlde olmayı istemiyor. hâlâ öyle sırtüstü yatıyor mu merak ediyorum. neyse en iyisi uyumalı. sabah olunca düşünürüm ne yapacağımı. ah işte düzelmiş. sendeliyor ama yürümeyi becermiş yine de. yine mutfağa gidiyor. o da ne? o elindeki şey, üstüme üstüme geliyor. dur hayır sıkma dur.
"seni iğrenç böcek, kurumadı kökünüz allah kahretsin!"
"
|