yazlık ayı. birde sevgilin gelirse bulunduğun tatil köyüne unutulmaz tatil ayı olur..belkide yaz aşkın olur o zamanda unutamazsın temmuz ayını.sıcacık kumlara uzanıp güneşin altında güneşlenirsin,geceleri kumsalda öpüşürsün.
denizin içindeyken can,dışındayken ise işkence olan aydır. hele bir de kişi bu ayda istanbul'da kısılıp kalmışsa tadından yenmez,sıcağıyla adamı canından bezdirir. nitekim 2006 yılı itibariyle de muhteşem bir giriş yapmıştır. bir yandan sadece klavyenin tuşlarına basmaktan ibaret olan hareketimin sonucunda oluşan alın ve bıyık bölgesi terlerini silerken diğer yandan da kendisini tebrik ediyor,başarılarının devam etmemesi için dua ediyorum. çabuk gel yağmurlu ağustos!
doğduğum ay olması nedeniyle acaba herkes doğduğu ayın, yılın doğmak için en güzel ayı olduğunu ve doğduğu ayın burcunun en güzel burç olduğunu düşünüyormu acaba diye düşünmeme sebep olan ay.
julius sezar tarafından doğum gününe denk gelmesi sebebiyle kendi adı (julius = july) verilen ve 30 günden ibaretken yine julius sezar tarafından 31 güne çıkartılan bir yaz ayı. ağustos ayı da imparator augustus tarafından sezar'a özenilerek 31 güne çıkarılmıştır...
yaşadığım şehir sayesinde bu sene termometrede 52° c yi gördüğüm ay.her sene hayatta kalma mücadelesi verdiğimiz ve çok şükür bunu başardığımız yaz ayıdır.eğer denize gitmiyorsanız ve klimalı bir ortamda bulunmuyorsanız cehennemi dünyada yaşadığınız aylardan biridir kendisi.diğeri için:
(bkz: ağustos)
"bir oğlum olacak adı temmuz"
uykusuz
korkusuz
beter mi beter
ben beynimi satarak yaşıyorum
o benden proleter
bir oğlum olacak adı temmuz
karataşın göbeğinde aşk
karataşın göbeğinde barış
karataş çatladı çatlayacak
bende bitmeyen kavga
onda yeniden başlayacak
bir oğlum olacak adı temmuz
öfkede benden fırtına
sevgide deniz
ne samanyollarının ulu kervanları susuzluğumun
ne kutupşafaklarında tanrılaşması ilkelliğimin
temmuz gibi sıcak ve bereketli
temmuz gibi uçsuzbucaksız
bir oğlum olacak adı temmuz
dilinde en güzel sesi türkçemin
kulağı en yiğit şarkılarla delik
korkak bir merakla değil yıldızlı karanlığı
vivaldi'yi dinler gibi okuyup anlayacak
ve belki de sütdişleri sürerken balaban bir bursa şaftalisine
ay'dan kendi sesini dinleyecek
vahşi bir çiçek gibi açılmış gözleriyle
ben ki yalınayak bastım kızgın dişlerine açlığın
iri bir çizme gibi balkanlar'a basarken faşizm
dağlarda silah atmayı sevdim
ben ki silah taşıdım gizli gizli
dünyanın bütün devrimlerine
boşuna dönmüyor bu rotatifler
boşuna bağırmıyor bu kara
boşuna dinlemiyor bu korku kapımızı
anamın aksütü gibi biliyorum ki
doyumsuz günlere doğacak temmuz
doyumsuz günler görecek
hani şu hep andıkça sızlatan yüreğimizi
hani şu hep dalıp dalıp gittiğimiz andıkça
beklediğimiz beklediğimiz beklediğimiz
ve tam görecekken göçüp gittiğimiz günler gibi günler
ama mutlaka
karataşın göbeğinde aşk
karataşın göbeğinde barış
karataş çatladı çatlayacak
ben direndim yorulmadım
o yorulup yıkılmayacak
gelmesin diyorum; ama gelecek. iki saat sonra temmuz. ne çabuk geçti haziran. yazın, temmuz gelmeden, klasiklerin çoğunu bitirecektim ben, doğru düzgün zor bir yemeği yapmayı öğrenecektim, sarma falan. bu iki saat içinde yapabilir miyim acaba? oblomov'a başlasam mı? yok, sözlükte ''temmuz geldi napacaz, bitti işte bütün yaz'' muhabbeti yapmak daha güzel.
eğer diğer yarım kürede olsaydım hakkında muhtemelen daha güzel şeyler düşünürdüm. ama şu an bunaltıcı sıcağına küfür etmekle meşgulum. olmucak böyle belediyeyle konuşucam valla bu ne sıcak .mına koyim.
yazın en sıcak ayı. ve de en bunalım ayıdır. periyodik olarak kendi kendime bir şeyler karalamaya çalıştığım sonra bunları saklayıp her yıl yeniden ortaya döktüğümdür temmuz. geceleri bana sigaralar içirten, geçmişe yolculuk yaptırandır. bi an önce ağustosa geçelim. nolur.